Lisandra o gece kütüphaneden ayrıldıktan sonra kimseye gördüklerinden bahsetmedi.
Ne Morgana'ya ne de Konsey'e.
Çünkü söylediklerine inanmayacaklarını düşünüyordu.
Belki de inanacaklardı.
İşte bu ihtimal daha da rahatsız ediciydi.
Odasında sabaha kadar uyumadan oturdu. Masanın üzerinde duran kitabı tekrar tekrar açıyor, aynı sayfaya dönüyordu.
"Sonunda seni buldum."
Cümle hâlâ oradaydı.
Ne siliniyor ne de değişiyordu.
Sanki yüzyıllardır o sayfada duruyormuş gibi görünüyordu.
Ama Lisandra emindi.
Daha önce orada değildi.
Sabahın ilk ışıkları perde aralarından içeri süzülürken odanın kapısı çalındı.
"İçeri gel."
Kapı açıldı ve Morgana içeri girdi.
Yaşlı cadının yüzündeki yorgunluk dikkat çekiyordu. Son birkaç gün onu da yaşlandırmış gibiydi.
"Konsey bu akşam toplanacak."
Lisandra başını kaldırdı.
"Neden?"
"Kuzey sınırından haber geldi."
Morgana kısa bir süre durdu.
"İkinci mühür de zayıflamaya başlamış."
Oda sessizleşti.
Lisandra'nın içindeki huzursuzluk yeniden büyüdü.
"Bu kadar kısa sürede mi?"
"Bu normal değil."
"Hiçbir şey normal görünmüyor."
Morgana ona birkaç saniye baktı.
Sanki söylemek istediği başka şeyler vardı ama vazgeçmişti.
"Bu akşam dikkatli ol."
"Bu bir emir mi?"
"Hayır."
Yaşlı kadın kapıya yöneldi.
"Bir uyarı."
Kapı kapandıktan sonra Lisandra uzun süre yerinden kalkmadı.
İçinde açıklayamadığı bir his vardı.
Sanki görünmeyen bir şey ona yaklaşıyordu.
Ve her geçen saat biraz daha yakına geliyordu.
---
Gece çöktüğünde malikânenin çevresindeki orman her zamankinden daha sessizdi.
Lisandra odasında duramayıp dışarı çıktı.
Temiz hava almak istediğini düşünüyordu.
Ama içten içe bunun doğru olmadığını biliyordu.
Bir şey onu dışarı çağırıyordu.
Ay ışığı taş yolların üzerine düşerken ormanın kenarına kadar yürüdü.
Durdu.
Etrafına baktı.
Hiçbir şey yoktu.
Sadece ağaçlar.
Rüzgâr.
Ve sessizlik.
Tam geri dönecekken kulağına bir ses geldi.
"Lisandra."
Genç kadın dondu.
Bu sesi daha önce duymuştu.
Kütüphanede.
Arkasını döndü.
Kimse yoktu.
"Kim olduğunu göster."
Ses tekrar duyuldu.
Bu kez biraz daha yakından.
"Lisandra."
Kalbi hızlanmaya başladı.
Elinin etrafında mavi büyü ışıkları belirdi.
Saldırmaya hazırdı.
Ama korku hissetmiyordu.
Bu durum onu daha çok rahatsız ediyordu.
Çünkü korkması gerekiyordu.
Bunun yerine merak ediyordu.
Ağaçların arasından hafif bir gölge geçti.
Sonra bir tane daha.
Ve ardından karanlığın içinden bir adam çıktı.
Lisandra nefes almayı unuttu.
Uzundu.
Siyah saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Koyu renk kıyafetleri gecenin içinde neredeyse görünmez oluyordu.
Ama gözleri...
Onlar saklanamıyordu.
Altın renkli gözleri ay ışığında parlıyordu.
Kütüphanede gördüğü gözler.
Onlar.
Adam birkaç metre uzağında durdu.
Ne saldırdı ne de yaklaştı.
Sadece baktı.
Uzun bir süre boyunca birbirlerinden gözlerini ayıramadılar.
Sonunda Lisandra sessizliği bozdu.
"Kimsin sen?"
Adamın yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Bu soruyu soracağını biliyordum."
"Soruma cevap ver."
"Vereceğim."
Sesi sakindi.
Tehlikeli derecede sakin.
"Ama önce seni görmek istedim."
Lisandra'nın kaşları çatıldı.
"Beni tanıyor musun?"
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra beklenmedik bir şey söyledi.
"Sandığından çok daha uzun zamandır."
Lisandra'nın içi ürperdi.
Bu sözlerde tuhaf bir ağırlık vardı.
"Adın ne?"
Adamın bakışları bir anlığına yumuşadı.
Sanki bu soruyu uzun zamandır bekliyormuş gibiydi.
"Azrael."
İsim havada yankılandı.
Aynı isim.
Kitaptaki isim.
Mühürlenen varlığın adı.
Lisandra'nın eli istemsizce büyü hançerine gitti.
Azrael bunu fark etti.
Ama gülümsemeye devam etti.
"Korkmalısın."
"Belki de korkuyorumdur."
"Hayır."
Altın gözleri onun gözlerine kilitlendi.
"Korksaydın burada durmazdın."
Lisandra cevap veremedi.
Çünkü haklıydı.
İçgüdüleri kaçmasını söylemesine rağmen hâlâ oradaydı.
Azrael birkaç adım geri çekildi.
"Şimdilik gitmeliyim."
Lisandra bir adım öne çıktı.
"Bekle."
Azrael durdu.
"Neden beni arıyorsun?"
İlk kez yüzündeki gülümseme kayboldu.
Yerini ciddi bir ifade aldı.
Ay ışığı gözlerinde parladı.
"Çünkü her şey seninle başlıyor."
Lisandra'nın kalbi sıkıştı.
"Ne demek istiyorsun?"
Ama cevap vermedi.
Azrael'in bedeni karanlığın içinde çözülmeye başladı.
Sanki gölgelere dönüşüyordu.
"Azrael!"
Adam son kez ona baktı.
Ve kaybolmadan hemen önce fısıldadı:
"Kehanet eksik anlatıldı, Lisandra."
Sonra yok oldu.
Ormanda yalnızca rüzgâr kaldı.
Lisandra uzun süre olduğu yerde durdu.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Soruları cevaplardan çok daha fazlaydı.
Ama artık emin olduğu bir şey vardı.
Azrael geri dönmüştü.
Ve bu karşılaşma bir tesadüf değildi.
Çünkü kader, çok uzun zaman önce birbirine bağladığı iki ismi yeniden aynı yola sürüklüyordu.