İçeriğe geç

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 34 · 2 dk okuma

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 34

34-Doğan Tanrı

Dünyanın derinliklerinde bir şey gözlerini açtı.

Ve dünya bunu hissetti.

Dağlar titredi.

Denizler kabardı.

Gökyüzündeki bulutlar parçalandı.

Sanki doğanın kendisi nefesini tutmuştu.

---

Malakar dizlerinin üzerinde duruyordu.

Kanı beyaz taşların üzerine yayılıyordu.

Ama yüzündeki ifade değişmemişti.

Huzurluydu.

Yıllardır taşıdığı yük sonunda omuzlarından kalkmış gibiydi.

Azrael öfkeyle ona doğru yürüdü.

"Ne yaptın?"

Malakar güçlükle gülümsedi.

"Düzeltmeye çalıştım."

"Sen delirdin."

"Belki."

Kan dudaklarından aktı.

Ama gözleri hâlâ sakindi.

"Yine de denemeye değerdi."

---

Tam o sırada sarayın zemini çatladı.

Devasa bir gürültü yükseldi.

Lisandra'nın etrafındaki altın ışık büyüdü.

Yükseldi.

Ve gökyüzüne ulaştı.

Aradia korkuyla kızına baktı.

"Hayır..."

Ama çok geçti.

Çünkü mühür artık yoktu.

---

Lisandra kendini yeniden Yıldız Tahtı'nın bulunduğu salonda buldu.

Fakat bu kez her şey değişmişti.

Duvarlar çatlıyordu.

Yıldızlar sönüyordu.

Ve Aurelion...

Tahtın önünde durmuyordu artık.

Tahtın üzerinde oturuyordu.

Sessizce.

Başını eğmiş halde.

Altın gözleri kapalıydı.

Sanki bin yıllık bir uykudan yeni uyanmış gibiydi.

"Aurelion."

Adam gözlerini açtı.

Ve bütün salon ışıkla doldu.

---

Lisandra nefes alamadı.

Çünkü ilk kez onun gerçek gücünü hissediyordu.

Bu güç korkutucuydu.

Ama aynı zamanda hüzünlüydü.

Sonsuz bir yalnızlık taşıyordu.

Aurelion ayağa kalktı.

Tahtın basamaklarından aşağı indi.

Her adımında yıldızlar yanıyordu.

Sonunda Lisandra'nın karşısında durdu.

Ve beklenmedik bir şey yaptı.

Diz çöktü.

---

Genç kadın donup kaldı.

"Ne yapıyorsun?"

Aurelion başını eğdi.

"Özür diliyorum."

Sessizlik.

Tam bir sessizlik.

"Ne?"

"Senin hayatını çaldım."

Lisandra'nın kalbi sıkıştı.

Aurelion'un sesi sakindi.

Ama içindeki pişmanlık gerçekti.

"Doğmaman gereken bir yükü sana bıraktım."

Yıldızlar etraflarında sessizce dönüyordu.

"Ve bunun bedelini sen ödedin."

---

Bir anda salon yeniden sarsıldı.

Bu kez daha şiddetli.

Aurelion başını kaldırdı.

Yüzündeki ifade değişti.

İlk kez korkmuş görünüyordu.

"Hayır."

"Neler oluyor?"

Aurelion uzaklara baktı.

Sanki gerçek dünyayı görebiliyordu.

Ve sesi ağırlaştı.

"Ben geri dönmüyorum."

Lisandra'nın kaşları çatıldı.

"Ne demek o?"

Aurelion cevap verdi.

Ve bu cevap her şeyi değiştirdi.

"Birisi başka bir şeyi uyandırdı."

---

Dünya yeniden yerine oturdu.

Lisandra saraydaki bedenine geri döndü.

Nefes nefeseydi.

Başını kaldırdı.

Ve gördüğü şey karşısında donup kaldı.

Malakar yerde yatıyordu.

Hareketsiz.

Sessiz.

Gözleri kapalıydı.

Artık yaşamıyordu.

---

Aradia dizlerinin üzerine çökmüştü.

Yüzü gözyaşlarıyla kaplıydı.

Azrael sessizce duruyordu.

Ama asıl korkunç olan bu değildi.

Sarayın duvarlarında siyah çatlaklar oluşuyordu.

Altın değil.

Siyah.

Ve içlerinden karanlık sızıyordu.

Soğuk.

Canlı.

Aç.

Selyra geri çekildi.

Yüzü bembeyaz olmuştu.

"Bu imkânsız."

Elara fısıldadı.

"Onu mühürlemiştik."

Azrael'in gözlerindeki korku büyüdü.

"Hayır..."

Lisandra ona döndü.

"Neyi?"

Azrael'in sesi neredeyse çıkmıyordu.

"Boşluk Kralı."

Salon sessizleşti.

Aradia'nın yüzündeki son renk kırıntıları da kayboldu.

Çünkü herkes aynı gerçeği anlamıştı.

Bin yıldır Aurelion'dan korkmuşlardı.

Onu durdurmaya çalışmışlardı.

Ama asıl tehlike hiçbir zaman Aurelion olmamıştı.

Asıl tehlike...

Onun mühürlediği şeydi.

Ve Malakar'ın fedakârlığı, farkında olmadan son kilidi kırmıştı.

Sarayın derinliklerinden korkunç bir kükreme yükseldi.

Dünya titredi.

Ve karanlığın içinden iki devasa mor göz açıldı.

Final savaşı başlamıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.