"Son parça."
Aurelion'un sesi salonun taş duvarlarında yankılandı.
Altın ışık Malakar'ın avucunda atıyordu.
Bir kalp gibi.
Canlı.
Nefes alıyormuş gibi.
Lisandra'nın göğsü aniden sıkıştı.
Çünkü o ışığı görünce içindeki mühür tepki vermeye başlamıştı.
Kolyesi çatırdadı.
Altın semboller teninde belirip kayboldu.
Aradia anında kızının önüne geçti.
"Yaklaşma."
Malakar'ın yüzünde hüzünlü bir gülümseme oluştu.
"Sana zarar vermeye gelmedim."
"Yalan."
Aradia'nın sesi keskinleşti.
"Bin yıldır söylediğin en büyük yalan bu."
---
Salonun içindeki hava ağırlaştı.
Azrael kılıcını çekti.
Karanlık enerji bıçağın etrafında dolaşmaya başladı.
Malakar ona baktı.
Uzun süre.
Sonra başını salladı.
"Sen hâlâ beni anlamadın."
Azrael'in gözlerinde öfke parladı.
"Hayır."
Bir adım öne çıktı.
"Seni çok iyi anladım."
Sessizlik oluştu.
Ve ilk kez Lisandra bir şey fark etti.
Bu yalnızca düşmanlık değildi.
İhanet vardı.
Derin bir ihanet.
---
"Yeter."
Lisandra'nın sesi bütün salonu susturdu.
Gözleri Malakar'a kilitlendi.
"Gerçekten ne istiyorsun?"
Bu kez Malakar hemen cevap vermedi.
Kırmızı gözleri önce Aradia'ya kaydı.
Sonra Azrael'e.
Sonunda tekrar Lisandra'ya döndü.
Ve ilk kez maskesi düştü.
İlk kez.
"Onu geri getirmek istiyorum."
Sessizlik.
"Kim?"
Malakar'ın sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
"Aurelion'u."
---
Azrael yumruğunu sıktı.
"İşte sonunda."
Malakar ona baktı.
Ama gözlerinde öfke yoktu.
Yorgunluk vardı.
"Onu canavar sanıyorsunuz."
"Çünkü öyle."
"Hayır."
Malakar'ın sesi yükseldi.
İlk kez.
"Onu siz canavar yaptınız."
Salon sessizleşti.
Aradia gözlerini kapattı.
Sanki bu konuşmayı yüzlerce kez yaşamış gibiydi.
Malakar devam etti.
"Aurelion dünyayı yönetmiyordu."
"Koruyordu."
Azrael güldü.
Ama bu neşeli bir gülüş değildi.
"Koruyordu mu?"
"Koruyordu."
Malakar'ın sesi kararlıydı.
"Ta ki insanlar onun gücünden korkana kadar."
Lisandra nefesini tuttu.
Çünkü duyduğu hikâye daha önce anlatılanlardan farklıydı.
Ve hangisinin doğru olduğunu artık bilmiyordu.
---
"Yalan söylüyor."
Bu kez Aradia konuşmuştu.
Malakar sustu.
Aradia'nın gözleri dolmuştu.
Ama sesi güçlüydü.
"Gerçeğin yalnızca yarısını anlatıyor."
Malakar'ın yüzü karardı.
"Aradia."
"Hayır."
Başını salladı.
"Bu kez tamamını duyacak."
Lisandra kalbinin hızlandığını hissetti.
Çünkü sonunda biri konuşuyordu.
Gerçekten konuşuyordu.
---
Aradia derin bir nefes aldı.
"Başlangıçta Malakar haklıydı."
Bu söz salonda yankılandı.
Azrael bile şaşırmış görünüyordu.
"Aurelion kötü değildi."
Lisandra sessizce dinliyordu.
"Uzun süre değildi."
Aradia'nın gözleri uzaklara kaydı.
Binlerce yıl öncesine.
"Fakat ölümsüzlük yalnızlık getirir."
Sessizlik.
"Yalnızlık ise korku."
Malakar gözlerini kapattı.
Çünkü devamını biliyordu.
"Aurelion insanları koruyordu."
Aradia'nın sesi ağırlaştı.
"Sonra onları kaybetmekten korkmaya başladı."
"Ve sonra?"
Lisandra fısıldadı.
Aradia'nın gözlerinden yaşlar aktı.
"Sonra onları özgür bırakmayı reddetti."
---
Salonun içindeki hava değişti.
Bu kez Malakar bile konuşmadı.
Aradia devam etti.
"Başlangıçta tavsiyeler verdi."
"Sonra emirler."
"Sonra kurallar."
"Sonra zincirler."
Sessizlik.
"Ve sonunda..."
Aradia'nın sesi kırıldı.
"...bütün dünyanın ona ait olduğunu düşünmeye başladı."
Lisandra'nın kalbi sıkıştı.
Çünkü bu hikâye korkutucu derecede mantıklıydı.
Bir koruyucunun tirana dönüşmesi.
---
Malakar başını eğdi.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra sessizce güldü.
Acı bir gülüştü.
"Belki haklısın."
Bu söz herkesi şaşırttı.
"Belki gerçekten değişmişti."
Kırmızı gözleri Lisandra'ya döndü.
"Ama onu öldürmek çözüm değildi."
Aradia'nın yüzü karardı.
"Bu yüzden öldürmedik."
Salon sessizleşti.
Ve Lisandra'nın kalbi hızlandı.
Çünkü annesinin sesi değişmişti.
Bu kez korkuyordu.
Gerçekten korkuyordu.
"Onu mühürledik."
Malakar gülümsedi.
Ve fısıldadı:
"İşte hata da buydu."
---
Tam o sırada Lisandra'nın göğsünde korkunç bir acı yükseldi.
ÇAT.
Kolye yeniden kırıldı.
Bu kez büyük bir parça koptu.
Yere düştü.
Altın ışık salona yayıldı.
Bütün duvarlar titremeye başladı.
Aurelion'un sesi yeniden duyuldu.
Ama bu kez yalnızca Lisandra değil...
Herkes duydu.
"Artık yeter."
Yer sarsıldı.
Tavan çatladı.
Ve sarayın derinliklerinden bir şeyin uyandığı hissedildi.
Çünkü mühür artık kırılmak üzereydi.
Ve Aurelion...
İlk kez gerçekten özgür kalmaya çok yaklaşmıştı.