İçeriğe geç

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 27 · 2 dk okuma

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 27

27- Uyanan Hatıralar

Aurelion.

İsim Buz Geçidi'nin üzerinde yankılanmıştı.

Ama etkisi yalnızca bir isimden ibaret değildi.

Lisandra hâlâ dizlerinin üzerindeydi.

Göğsündeki kolye yanıyormuş gibi hissediyordu. Nefes almakta zorlanıyordu.

Gördüğü şehir gözlerinin önünden gitmiyordu.

Altın kuleler.

Beyaz saraylar.

Boş taht.

Ve o ses...

"Sonunda beni hatırladınız."

Bu sözler zihninde dönüp duruyordu.

Azrael omzuna dokundu.

"Lisandra."

Genç kadın başını kaldırdı.

Altın gözler endişeyle ona bakıyordu.

İlk kez bu kadar açık bir endişeyle.

"Ne gördün?"

Sessizlik oluştu.

Sonunda Lisandra her şeyi anlattı.

Şehri.

Tahtı.

Sesi.

Ve konuşması bittiğinde geçitteki hava daha da ağırlaşmıştı.

Çünkü hiç kimse şaşırmamıştı.

---

"Demek başladı."

Bu söz Malakar'dan gelmişti.

Kırmızı gözleri karanlıkta parlıyordu.

Azrael anında ona döndü.

"Sus."

"Niye?"

Malakar acı bir gülümsemeyle başını eğdi.

"Gerçeklerden korkuyorsun."

Azrael'in yüzü taş gibi sertleşti.

Ama itiraz etmedi.

Bu durum Lisandra'nın dikkatinden kaçmadı.

Çünkü Azrael her zaman itiraz ederdi.

Bu kez edememişti.

Bu da Malakar'ın haklı olabileceğini gösteriyordu.

---

Selyra yavaşça öne çıktı.

"Artık saklayamayız."

Elara gözlerini kapattı.

Azrael sessiz kaldı.

Bu sessizlik cevaptan daha güçlüydü.

Lisandra ayağa kalktı.

"Ne saklayamazsınız?"

Rüzgâr yeniden yükseldi.

Karlar etraflarında dönmeye başladı.

Ve sonunda Azrael konuştu.

"Senin doğumun bir tesadüf değildi."

Lisandra'nın kalbi hızlandı.

"Ne demek bu?"

Azrael gözlerini kaçırdı.

Bu onun nadiren yaptığı bir şeydi.

"Aradia seni korumak için dünyadan sakladı."

"Kimden?"

Bu kez cevap Malakar'dan geldi.

"Aurelion'dan."

---

Sessizlik.

Yalnızca rüzgârın sesi.

Lisandra'nın kalbi hızlanıyordu.

"Aurelion ne istiyor?"

Kimse hemen cevap vermedi.

Sonunda Selyra konuştu.

"Tahtını."

"Benimle ne ilgisi var?"

Kadının gözleri doldu.

Ve söylediği şey bütün dünyanın rengini değiştirdi.

"Çünkü tahtın anahtarı sensin."

Lisandra dondu.

Bir saniye boyunca nefes almayı unuttu.

"Ne?"

"Sen yalnızca Aradia'nın kızı değilsin."

Azrael gözlerini kapattı.

Sanki bu anı yıllardır ertelemeye çalışıyormuş gibiydi.

"Aurelion'un gücü bin yıl önce parçalandı."

Selyra devam etti.

"Yedi parçaya."

Lisandra'nın göğsündeki kolye hafifçe parladı.

Ve o anda cevabı anladı.

"Kehanet..."

Sesi neredeyse çıkmıyordu.

Selyra başını salladı.

"Evet."

Malakar'ın yüzündeki gülümseme tamamen kaybolmuştu.

Çünkü ilk kez aynı hikâyeyi anlatıyorlardı.

"Dünyayı yok edecek olan sen değilsin."

Selyra'nın sesi titredi.

"Aurelion."

---

Gökyüzü karardı.

Aniden.

Hiçbir uyarı olmadan.

Buz Geçidi'nin üzerindeki yıldızlar tek tek sönmeye başladı.

Bir.

İki.

On.

Yüz.

Lisandra yukarı baktı.

Ve nefesi kesildi.

Gökyüzünde devasa bir yarık açılıyordu.

Tıpkı hikâyenin başındaki kırmızı yarık gibi.

Ama çok daha büyüğü.

Çok daha korkuncu.

Yarığın içinden altın renkli ışıklar sızıyordu.

Ve ardından bir ses duyuldu.

Bu kez herkes duydu.

Sadece Lisandra değil.

Herkes.

Derin.

Kadim.

Ve sonsuz gibi gelen bir ses.

"Çok geç."

Buz Geçidi titredi.

Dağlar sarsıldı.

Karlar çığ gibi aşağı inmeye başladı.

Savaşçılar silahlarına sarıldı.

Cadılar büyülerini hazırladı.

Ama hiçbiri bunun için hazır değildi.

Çünkü ses devam etti.

"Onu bana getirin."

Sessizlik.

Sonra son söz geldi.

Ve bu söz doğrudan Lisandra'nın kalbine işledi.

"Evine dönme vakti geldi."

Gökyüzündeki yarığın içinden iki altın göz açıldı.

Devasa.

Güneş kadar parlak.

Ve ilk kez Lisandra gerçekten korktu.

Çünkü o gözlere baktığında bir şey hissetmişti.

Yabancılık değil.

Tanıdıklık.

Sanki o gözleri çok uzun zaman önce görmüştü.

Ve bu his...

Bütün diğer korkulardan daha ürkütücüydü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.