İçeriğe geç

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Geceye Fısıldayan Lisandra

Bölüm 2

2- Kırılan Mühür

Malikânenin büyük salonu alışılmadık bir sessizliğe gömülmüştü.

Normalde gecenin bu saatlerinde bile koridorlarda dolaşan cadılar olurdu. Fısıltılar duyulur, büyü ışıkları taş duvarların üzerinde dans ederdi. Ama bu gece farklıydı. Gökyüzündeki kırmızı yarık ortaya çıktıktan sonra bütün malikâne alarma geçmişti.

Lisandra uzun masanın başında oturan Konsey üyelerine baktı. Yaşlı yüzler, endişeli bakışlar ve korkuyla sıkılmış dudaklar... Sanki yaklaşan felaketi çoktan görmüşlerdi.

Konseyin en yaşlı üyelerinden biri olan Elara ayağa kalktı.

"Bu mümkün olmamalıydı."

Başka bir cadı başını salladı.

"Yedi mühür vardı."

"Artık altı tane var."

Salonun içinde huzursuz bir uğultu yükseldi.

Lisandra kollarını göğsünde birleştirdi.

"Birisi bana ne olduğunu açıklayacak mı?"

Morgana derin bir nefes verdi. Yıllardır sakladığı bir sırrı anlatmaya hazırlanıyormuş gibi görünüyordu.

"Bin yıl önce," dedi sessizce, "dünyanın kuzeyinde bir savaş yaşandı."

Salondaki herkes sustu.

"Bu sıradan bir savaş değildi. Cadılar, büyücüler, iblisler ve gölgeler arasında yaşandı."

Lisandra'nın kaşları çatıldı. İblisler... Çocukluğundan beri onlar hakkında hikâyeler dinlemişti ama hiçbir zaman gerçek olduklarına inanmamıştı.

Morgana devam etti.

"O savaşın sonunda en güçlü iblis mühürlendi."

"Kim tarafından?"

"Bütün büyü soyları tarafından."

Lisandra yaşlı kadının gözlerine baktı. İlk kez korku görüyordu. Gerçek korku.

"Ne kadar güçlüydü?"

Kimse cevap vermedi. Bunun yerine salondaki sessizlik ağırlaştı.

Sonunda Elara konuştu.

"Bir şehir yok edebilecek kadar."

Lisandra'nın nefesi kesildi.

"Tek başına mı?"

Yaşlı cadı gözlerini kaçırdı.

"Daha fazlası."

Bu cevap Lisandra'nın hoşuna gitmedi. Çünkü insanların söylemek istemediği şeyler genellikle gerçeğin en korkunç kısmı olurdu.

Tam o anda salonun devasa pencereleri titredi. Bir patlama sesi duyuldu. Ardından ikinci bir patlama. Sonra üçüncüsü.

Cadılar yerlerinden fırladı.

Birkaç saniye sonra genç bir haberci cadı koşarak içeri girdi. Yüzü bembeyazdı.

"Nöbet kuleleri!"

Salondaki herkes ona döndü.

"Nöbet kulelerine saldırı oldu!"

Morgana ayağa kalktı.

"Kim?"

Genç kızın sesi titriyordu.

"Bilmiyoruz."

"Büyü izi?"

"Yok."

Salondaki herkes dondu.

Büyü izi olmayan bir saldırı mümkün değildi. Her büyü kullanıcısı ardında iz bırakırdı. Ama haberci korkuyla başını salladı.

"Sanki... sanki hiç var olmamış gibi."

Lisandra'nın içinde kötü bir his büyüdü.

Birkaç dakika sonra kendisini malikânenin dışındaki kulelerden birinde buldu. Gece rüzgârı yüzüne çarpıyordu. Aşağıdaki orman karanlık bir deniz gibi uzanıyordu.

Ve sonra bir şey gördü.

Uzakta, ağaçların arasında duran bir siluet.

İnsan şeklinde bir gölge.

Lisandra gözlerini kıstı. Siluet hareket etmiyordu. Sadece ona bakıyordu. Aralarındaki mesafe yüzlerce metreydi. Böyle bir uzaklıktan bir yüz görmek imkânsızdı ama Lisandra yine de o yabancının gözlerini hissedebiliyordu. Sanki bakışları gecenin içinden uzanıp ona dokunuyordu.

Kalbi aniden hızlandı.

Bir saniye geçti.

Sonra bir saniye daha.

Gölge başını hafifçe eğdi.

Ve Lisandra, açıklayamadığı bir şekilde, onun gülümsediğini hissetti.

Bir sonraki anda siluet ortadan kayboldu.

Ne ses vardı.

Ne ışık.

Ne de büyü izi.

Sanki orada hiç bulunmamıştı.

Lisandra olduğu yerde kaldı. Kalbi hâlâ hızlı atıyordu. Mantığı ona tehlikede olduğunu söylüyor, içgüdüleri kaçmasını emrediyordu.

Ama garip olan şey bunların hiçbiri değildi.

Garip olan, yabancı kaybolduğunda içinde oluşan boşluktu.

Sanki uzun zamandır aradığı bir şeyi yeniden kaybetmiş gibiydi.

Gökyüzündeki kırmızı yarık yeniden parladı.

Ve çok uzaklarda, karanlığın içinde bir çift altın göz açıldı.

Onu izliyordu.

Bekliyordu.

Ve kaderin ördüğü ağ her geçen dakika biraz daha daralıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.