Gece, ormanın üzerine siyah bir örtü gibi çökmüştü. Ay gökyüzünde olmasına rağmen ışığı toprağa ulaşamıyordu. Ağaçların birbirine dolanmış dalları göğü kapatıyor, karanlığı daha da derinleştiriyordu. Rüzgâr yaprakların arasında dolaşıyor, uzaklardan gelen kurt ulumaları sessizliği keskin bıçaklar gibi bölüyordu.
Ormanın tam kalbinde, kimsenin haritalarda bulamayacağı bir yerde, taş duvarlarla çevrili eski bir malikâne yükseliyordu. Yüzyıllardır ayakta duran bu yapı, sıradan insanların gözlerine görünmezdi. Burası cadıların topraklarıydı.
Ve bu gece, malikânenin en yüksek kulesinde genç bir kadın tek başına duruyordu.
Uzun siyah saçları rüzgârda savrulurken, gümüş renkli gözleri ufka dikilmişti. Solgun teni ay ışığında mermer gibi görünüyordu. Adı Lisandra'ydı.
Yirmi iki yaşında görünüyordu. Ancak gerçekte çok daha yaşlıydı. Cadılar yaşlanmazdı. En azından normal insanlar gibi değil.
Lisandra avuçlarını taş korkulukların üzerine koydu ve derin bir nefes aldı. Göğsünde gün boyunca hissettiği huzursuzluk yeniden büyüyordu. Bir şeyler yanlıştı. Bunu hissedebiliyordu. Büyüyle doğan herkes gibi, bazı şeyleri açıklayamasa bile hissedebilirdi. Ve içindeki ses ona yaklaşan bir değişim olduğunu fısıldıyordu.
Kulenin kapısı ağır bir gıcırtıyla açıldı.
İçeri uzun boylu yaşlı bir kadın girdi. Sırtına kadar uzanan beyaz saçları ve koyu mor cübbesiyle etkileyici bir görüntüsü vardı. Cadılar Konseyi'nin lideri Morgana.
"Yine burada olduğunu tahmin etmiştim," dedi yaşlı kadın.
Lisandra arkasını dönmedi.
"Uyuyamadım."
"Sen hiçbir zaman iyi uyuyamadın."
Lisandra hafifçe gülümsedi. Bu doğruydu. Çocukluğundan beri geceleri huzur bulamazdı.
Morgana sessizce yanına geldi. Bir süre ikisi de konuşmadı. Ormanın karanlığına baktılar. Sonunda Morgana derin bir nefes verdi.
"Yarın gece dolunay var."
Lisandra'nın yüzündeki ifade değişmedi.
"Farkındayım."
"Yarın yirmi üçüncü yaş döngünü tamamlıyorsun."
Bu kez genç kadın başını çevirdi. Morgana'nın yüzünde alışılmadık bir ciddiyet vardı.
"Bir şey mi oldu?"
Yaşlı cadı cevap vermeden önce birkaç saniye sustu. Sanki söylemek istemediği bir şeyi söylemek zorundaymış gibiydi.
"Konsey eski kehanetleri yeniden incelemeye başladı."
Lisandra'nın kalbi istemsizce hızlandı.
Kehanet...
Bu kelimeyi duymaktan nefret ediyordu. Hayatı boyunca peşini bırakmayan lanet buydu. Doğduğu gece söylenen sözler... Kimsenin unutamadığı o korkunç kehanet.
Morgana gözlerini genç kıza çevirdi.
"Onlar hâlâ korkuyor."
"Yıllardır korkuyorlar."
"Haklı olabilirler."
Lisandra sertçe güldü.
"Benim varlığımdan mı korkuyorlar?"
"Hayır."
Morgana'nın sesi fısıltıya dönüştü.
"Seveceğin kişiden korkuyorlar."
Kuleyi ağır bir sessizlik kapladı.
Lisandra'nın bakışları dondu. Bu konu açıldığında içinde her zaman aynı öfke yükselirdi. Bir insan doğar doğmaz kaderine mahkûm edilmemeliydi. Ama onun hayatı tam olarak böyleydi.
Çünkü kehanete göre bir gün Lisandra âşık olacaktı. Ve o gün geldiğinde dünyanın kaderi değişecekti. Hiç kimse bunun kurtuluş mu yoksa felaket mi olacağını bilmiyordu. Yalnızca büyük bir değişim yaşanacağı kesindi.
Bu yüzden Konsey yıllarca onu izledi. Arkadaşlıklarına karıştı. Yakınlaştığı insanları uzaklaştırdı. Kalbinin kontrol altında tutulmasını istedi. Çünkü onlar için Lisandra bir insan değildi. Yürüyen bir kehanetti.
"Ben kimseye âşık olmayacağım," dedi Lisandra.
Morgana'nın yüzünde hüzünlü bir ifade oluştu.
"İnsanlar bunu seçebildiklerini sanırlar."
"Ben insan değilim."
"Belki de sorun budur."
Lisandra cevap vermedi. Çünkü ilk kez Morgana'nın sözleri içinde beklenmedik bir yankı uyandırmıştı.
O anda gökyüzünü aniden bir şimşek aydınlattı.
Ancak yağmur yoktu. Bulut yoktu. Şimşek gökyüzünün tam ortasında ortaya çıkmış ve bir saniye içinde kaybolmuştu.
İki kadın aynı anda başlarını kaldırdı.
Morgana'nın yüzü bembeyaz kesildi.
"Bu imkânsız..."
Lisandra'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.
Gökyüzünün karanlığında ince, kırmızı bir çizgi oluşuyordu. Sanki görünmez bir el geceyi ikiye ayırmıştı. Hava ağırlaştı. Rüzgâr durdu. Orman sessizleşti.
Sonra Lisandra onu hissetti.
Derinlerde bir yerde... Çok uzakta... Ama giderek yaklaşan bir varlık.
Karanlık.
Güçlü.
Kadim.
Ve uyandığı anda dünyayı değiştirebilecek kadar tehlikeli.
Morgana korkuyla fısıldadı:
"Mühür kırılmış."
Lisandra'nın gözleri büyüdü.
"Mühür mü?"
Yaşlı cadı cevap vermedi. Çünkü cevabı biliyordu.
Yüzyıllardır kapalı tutulan şey sonunda özgürlüğüne kavuşmuştu.
Ve her nedense Lisandra'nın kalbi, o yabancı karanlığı hisseder hissetmez daha önce hiç yaşamadığı şekilde çarpmaya başlamıştı.
Sanki kader uzun uykusundan uyanıyordu.
Ve onu çağırıyordu.