İçeriğe geç

GECEYARISI MANASTIRI

Bölüm 4 · 6 dk okuma

GECEYARISI MANASTIRI

Bölüm 4

Şatafatlı Ve Gizemli

Tam anlamıyla çaresiz hissediyordum. Ölünce ızdırabımın sona ereceğine inandım, mutlu olacağıma ve ağlamayacağıma. Öldüm. Peki neden hala canım acıyordu?

Ölüm Meleği ve Gölge. Belkide hayatımı etkileyen o iki varlık bana birşeylerin kehanetini sunuyordu.

Geçmiş hayatımın aksine önümde upuzun bir koridor vardı, duvarların her iki yanında mumla aydınlanan gaz lambaları vardı. Çıplak ayaklarım mermer zeminden sömürürcesine soğuğu çekiyordu. Ben en son odamdaydım?

Tek- değil. İki seçenek vardı. Ya şuan bir kabustayım, yada , uyurgezerliğe başladım.

Bunun bir kabus olduğunu kendime inandırdım, yada öyle sandım. Yavaş adımlarla duvarların yanındaki odalara açılan kapılara odaklandım. Zemine kıyasla kapılar kuru tahtadan başka bir şey değildi. Aklıma gelenler paniklememe sebep olmuştu. GECEYARISI KURALLARI!

Dehşet bir çığlık sesi duymamla sesin yönüne korkudan yerinden çıkmak üzere olan gözbebeklerimi diktim. HAYIR! HAYIR, HAYIR, HAYIR!

Gördüklerimle dehşete düşmüştüm. Korkudan ellerimin yeni titrediğini fark etmemiştim bile, önümde bir Rahibe duruyordu, daha doğrusu RAHİBE GÖRÜNÜMLÜ BİR İBLİS!

Gözünün içi komple simsiyahtı, üzerinde geleneksel Rahibe kıyafeti vardı, bembeyaz suratı onu THE NUN filmindeki Şeytani Rahibe'ye benzetmiştim. İğrenç bir şekilde sırıtmaya başladı, yapmam gereken tek birşey vardı, O DA İKİLEMEK!

Dikkatini üzerime çekmemek için yavaş adımlarla, ses çıkarmadan geriye doğru adımlamaya başladım, bunu yapmak çok zordu, çünkü ortamda gerici bir sessizlik vardı. İçimden birşey olmaması için Tanrı'ya yalvarıyordum. O kapkara gözlerini bana doğrultana kadar.

Daha hızlı bir şekilde geriye giderken, gözüm Rahibenin ayaklarının altındaki kırmızı sıvıya kaydı. O sıvı kandan başka bir şey olamazdı. Kanın hemen yanında uzanan kızı gördüm, göğsünün üzerindeki baltayı görmemle dudaklarımdan bir çığlık firar etti. Esmer teninin belden üstü kanla kaplıydı, gözleri ise yüzünü terketmişti, daha doğrusu biri ondan almıştı.

Arkama bakmadan koşmaya başladım. Koridorun başına geldiğimde iki tane başka koridor olduğunu farkettim, Sağdakine baktım, çok kısaydı, Soldakine baktığımda tek hatırladığım şey Rahibenin üzerime korkunç bir çığlıkla atladığıydı.

***

Olduğum yerden zıplayarak yataktan doğruldum, diğerlerinden çok daha korkunçtu. Gözlerime gelen güneş ışını ile daha çabuk ayılmıştım, bir yandanda kendime gelmeye çalışıyordum. Tuvaleti kullanmam gerektiğini anladığımda yataktan kalkmaya çalıştım, elim arada bir acıyan arkadaki yarama gidiyordu, diğer elimi biryerlere tutup yürümeye çalıştım.

Kapalı kapıyı açmamla, koşuşturma ve ağlama sesleri duymam bir oldu, sesin geldiği yöne doğru ilerledim, orada neler oluyordu?

Sesin geldiği koridora vardığımda önümde büyük bir kalabalık vardı, ama beni endişelendiren sadece kalabalık değildi, koridorun tanıdık gelmesiydi.

Arkalardaki birkaç insan beni farketmişlerdi, kimi bana değil yere doğru, kimi daha önce görmediklerinden bakıyorlardı. Aralarından sırtıma dikkat ederek geçmeye çalıştım. Bazıları önlerine geçtiğim için böbürlenselerde bazıları şoka girmiş gibi tepki vermiyorlardı, öğrencileri geride bırakıp Hemşirelerin olduğu tarafa baktım. Aralarında Zoe'de vardı,

"Odadan çıkmamalıydın!" Uyarıcı bir ses tonuyla yanıma gelip çekiştirmeye başladı. Onu takmadan Hemşireleri aşıp yerde ağlayan kıza baktım. Kucağındaki diğer esmer kızı görene kadar. Beynimden vurulmuşa dönmüştüm, bu kız kabusumdaki ölü kızdı.

"Tessa lütfen!" Kucağındaki ölü kız kadar esmer olan kız içini dökercesine ağlıyordu, öyle ağlıyordu ki, sanki yüreğinden bir parça kopmuştu. Yüzüne baktım, benim yaşımda gösteriyordu, yeşil ile kahverengi arasında giden gözleri kızarmıştı, kızarık gözlerini bana yönlendirdi. Zoe'nin gevşeyen kolunu çekerek, kendimi onun yanında buldum.

"Lilya, lütfen zorluk çıkartma, acını anlıyorum ama merak etme. Tanrı onu Cennetine alıcak, inan bana." Rahibe kıyafeti giymiş, elli'li yaşlarda bir kadındı bunu diyen. Adının Lilya olduğunu öğrendiğim kız, gözlerini benden çekip kadına dikti, kardeşinin kanıyla kaplı elleri ile kardeşini kendine daha çok çekti, yerde ölü yatan kardeşine baktım. Esmer teni solmuş, dudakları hafiften morlaşmaya başlamıştı, bel üstünün komple kan olması beni ayrı korkutmuştu.

"Onu bir daha göremeyeceğim değil mi?" Gözlerimi ona yönlendirdiğimde gözleri gözlerim ile buluştu, kurumuş dudaklarımı ıslatıp derin bir nefes aldım.

"Bunu bilemem" Dedim. Gözleri hayal kırıklığı ile parladı,

"ama birinin yanında olması için illa görmene gerek yok." Sakin bir ses tonuyle konuşmaya çalıştım, ama sesim hafiften titriyordu, gözlerindeki hayal kırıklığı yerini yine hüzüne bıraktı, en azından içini dökmüştü. Elimi eline koydum. Bunu ben bile beklemiyordum, ama şuan gerçek bir teselliye ihtiyacı vardı.

"Annem bana, sevdiklerimizin her daim kalbimizde yaşadığını söylerdi, ölse bile."

Bunu onu sakinleştirmek için uydurmamıştım. Annem "bir insan öldükten sonra kendi içinde yaşatan tek şeyin kalbindeki sevgidir." derdi.

"O iyi olucak" Güven verici bir gülümseme takındım. Kucağındaki kızı yere bırakarak yüzüne doğru eğildi, kısık sesle, tahminimce Macarca bir şey söylemişti, söylediği cümlede tek anladığım kelime "Kardeşim" Oldu. İçime bir öküz oturmuş gibiydi, içimde bir hüzün filizlenmişti, bir yandanda arkasından onun için ağlayacak birinin olması çok güzel bir şeydi, evet.

Ölüm kötü birşey olduğu kadarda iyi birşeydir.

Zoe yanıma gelip koluma girmişti, sırtımdaki sıcak sıvıyı yeni hissetmiştim. Lilya'nın koluna bir başka hemşire girmiş onu kendine bastırıyordu.

"Teşekkür ederim." Sırtımdaki acıyı umursamadan yüzüme bir tebessüm yerleştirdim.

"Edermisin" Dediğim şeyle yüzüne minik bir tebessüm yerleşti, önüme döndüğümde herkesin bize olan şaşkın ve yergılayıcı bakışlarıyla tanıştım. Açıkçası sikimde değildi.

"Sen tam bir..." Sesi yapay bir kızgınlıkla çıkıyordu. Bu haline gülmeden edemedim.

"Mükemmel olduğumu biliyorum, merak etme." Sesimi ukalaca çıkardım. Gözlerini kıstı ve " Çılgınsın!" Dedi. Sesi çok gür çıkmıştı, kahkaha patlatmam ile kendimi revire attım. Zoe ise benim uzanmama yardım etti.

"Sen burada kal, yemeğini birazdan göndericem. Hallatmem gereken işlerim var."

"Tek işinin ben olduğumu sanıyordum?" Ne işi?

Mırıldanarak güldü ama sonra boğazını temizler gibi yapıp gülüşünü durdurdu.

"Rapor vermem lazım ve senin şu kayıt işini-"

"Ne kayıtı?!" Doğrumu duydum ben?

İlaç masasını toparladıktan sonra salağa bakar gibi bana bakmaya başladı.

"Seni dışarıya göndereceğimi sanıyorsan yanılıyorsun Kızıl cadı"

"Hayır Zoe, iyileşir iyileşmez buradan gidicem. Böyle biryerde kalmam." Anlamsız gözlerle bana baktı. Soru sorar gibi

"Neden, Dışarının daha güvenli olduğunu mu ima ediyorsun?" Sesinde anlayamadığım bir öfke vardı.

"Hayır, iki yerinde birbirinden farkı yok, ayrıca-"

"Selen, bak biliyorum, ölümcül bir yara atlattın ve böyle bir yerde kalmak istemediğini anlıyorum. Fakat iyileşsen bile nereye gidiceksin?!" Sesi sonlara doğru gür çıkmıştı.

"Birincisi. Lafımı kesme," En sinir olduğum şey...

"İkinci olarakda, sokaklar bu ölüm kokan yerden daha güvenli geliyor!"

"Sokak mı, sokak." Çatılan kaşlarını serbest bıraktı ve başını hafifçe iki yana sallamaya başladı.

"Senin yaşındaki kızlara sokakta ne yaparlar biliyormusun?" Sesi diğerine göre sakindi. Evet biliyordum, ama eve geri dönmek istiyorsam o adamı bulmak zorundaydım.

"Yeni kızımızda epey gürültülüymüş" Tanımadığım sesin sahibine baktım.

Tarih derslerinden gördüğüm Baş Rahibin üniformasına benzer beyaz bir parça giymiş, altmışlarının ortasında bir ihtiyar gibi görünüyordu. Yüzü parmak gibiydi, tek kırışmamış yeri mavi gözleriydi.

"Adın nedir çocuğum?" Yumuşak ses tonu tıpki yaşlı bir adamınki gibiydi.

"Adı Selena efendim." Zoe benden önce davranarak tedirgin bir ses tonuyla konuştu.

"Ne hoş bir isim" Dedi neşeli görünmeye çalışarak. Kapının orda bir hareketlilik fark ettiğimde gözlerimi Baş Rahipden çekip gelen Jone'e yönlendirdim.

"Rahip Oscar, sizi burada beklemiyordum." Şaşırmış bir şekilde önce Zoe'ye sonra tekrar adının Oscar olduğunu öğrendiğim Rahipe baktı.

"Hastamızı kaç gündür ziyarete gelemiyordum, bu güne kısmetmiş." Dedi. Bana tekrardan baktı, ve canımı yakan o soruyu sordu;

"Annen ve Baban nerede, Yoksa seni terk mi ettiler?"

Sadece canım acımamıştı, yanmıştı. Onlara başımdan geçenleri anlatsam, benim ya bir deli yada bir cadı olduğumu düşünüp benden kurtulmaya çalışırlardı. Doğru yalanı düşünmeye çalıştım, bunu yaparken dudaklarımı büzüp, başımı eğdim. Kendime zaman kazandırıyordum. GELECEKTEN GELDİĞİMİ SÖYLESEM-

İç sesimi bölen Rahip değil, Kapıdaki adam oldu. SİKTİR!

Karşımdaki, kırmızı pelerinli birini görünce afalladım

Bu o'ydu.

Bölüm biraz kısa oldu kusura bakmayın normalde perşembe atmam lazımdı ama deneme sınavım vardı

yorum yaparsanız ve hikayeyi beğenirseniz çok sevinirim.

Alttaki resimler görüp göreceğiniz tüm karakterler.

Victor Rodas Morpheus ( Ana erkek karakter)

Aristograt bir ailenin başı ve İmparatorluğun ve Manastırın yöneticisi

(Karanlık sırları var)

Lilya Monk.

Soyu ve ten renginden dolyı zorbalığa ve dışlanmaya maruz kalmıştır. Değişimi ablasının ölümünden sonra başlayacaktır. Kendini yakın hissetiği tek kişi Selena'dır.

diğer karakterleri merak ediyorsanız okumayı unutmayın seviliyorsunuz

lütfen yorumları esirgemeyin.

bb

Bölüm sonu

2 yorum