İçeriğe geç

GECEYARISI MANASTIRI

Bölüm 3 · 5 dk okuma

GECEYARISI MANASTIRI

Bölüm 3

Geceyarısı https://youtu.be/l6EyL2F1A_s?si=DbEphcTomCaW2kN6

Boşluktaydım. Ruhum bedenimden ayrılmış, mavi gökyüzüne doğru süzülüyordu, rüzgar beni yönlendiriyordu resmen. Şeffaf beyaz bulutların arasında kalıyordum, sonra gökyüzü karardı, rüzgar esmeyi bıraktı, şeffaf bulutlar kayboldu.

Bulutlar kaybolurken, Güneş yerini Ay'a bırakmıştı. Ay'ın ortasından bir nokta başladı, büyüdü, büyüdü ve O geldi.

Ölüm meleği canımı almak için gelmişti, bana yaklaştı, gözlerini ruhumda gezdirdi. Siyah gözleri kırmızı ışığa maruz kalmış gibi kırmızıya döndü, "Tekrar görüşücez." Cümlesini tamamlar tamamlamaz eli ile ruhumu tuttu. "O zamana kadar yaşamaya çalış." Son dedikleri kafamda yankı yaparken elini serbest bırakmasıyla kendimi boşluktan düşüyormuş gibi hissettim.

Ufak çaplı bir çığlık koparmamla kendimi kar kaplı zeminde buldum. Yapboz'un tüm parçaları yerine oturmuştu, burası öldüğüm- pardon öldürüldüğüm yerdi. Etrafata göz geziniyordum, ensemden bir nefes işitene kadar, bir hışımla arkamı döndüm, ağaçtan başka bir şey yoktu.

Öldükten sonra bile aynı kabusu görmek ne kadar mantıklı olabilirdi ki? Önüme döndüğümde dudaklarımdan bir çığlık firar etti. Bu o'ydu. Kabuslarımdaki Gölge. Ruhumun sıkıştığını hissettim, yumruk sıkarcasına hemde. "Luna" Gölgemsi figür bu ismi sayıklıyordu, o kimdi? O ismi sayıklamaya devam ederken gölgemsi figür yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

Gölgeler etrafa saçılırken, düştüğümü hissetim. Gölgeler tamamen dağıldığında onu gördüm. Ölmeden önce son gördüğüm kişi. Kırmızı pelerinli adamı. Pelerininde altın işlemeler vardı, yüzünü çok iyi saklıyordu, bana doğru eğilince, geriye gitmek istedim, ama ruhum bana itaat etmiyordu.

Üzerime iyice eğildiğinde onun dışında bir yere bakamadım, sonra onun kırmızı gözlerini gördüm. Sadece gözlerini.

"Tanrı seni terk etti." Duyduğum şey gözlerimi karartmaya başladı.

"Evine hoş geldin Luna." Cümlesini bitirmesiyle dudakları dudaklarıma kapandı, beni öpüyordu, dilini dudaklarımın arasına sokarak öpüşünü sertleştirdi. Son hatırladığım şey dudağımdaki acıydı.

*******************************************************************************************************

Kendime geldiğimde yataktan uzanmış bir şekilde gözlerimi bedenimde gezdiriyordum, YAŞIYORDUM.

"Nasıl!" Dedim. Bağırdığımda yüzümde acı hissetmem ile derin derin nefesler almaya başladım, öyle dalmıştımki karşımda bana bakan kadını bile fark etmemiştim.

"Hiç uyanmıyacaksın sandım uykucu" Az önce bağıran ben değilmişim gibi yanıma geldi ve elindeki nota birkaç şey yazdı. "Neredeyim ben ve sen kimsin!?" KAFAYI SIYIRMAK ÜZEREYDİM. BEN ÖLMÜŞTÜM NASIL-

"Manastırdasın tatlım, yani manastırın reviri. Ben Zoe." Elini sallayarak.

Manastır? 21.yüzyılda Manastırmı kaldı!?

"Bu arada meraktan soruyorum, ingilizmisin?" Sadece yüzüne baktım, etrafı incelemek için doğrulmayı denedim ama sırtımdaki ve kafamdaki acı bana engel oldu. Yattığım yerden incelemeye çalıştım. Ama bir gariplik vardı

Gerçi şuan Manastırda olmak daha garipti.

Duvarlar, eşyalar, mobilyalar, kafamı sarışın kadına yani Zoe'e çevirdim. Ve kıyafetler.

"Neden sordun?" Dedim merakla. "Değişik bir aksanın var" Dedi. Gördüğüm rüyayı hatırladım. Ölüm Meleği, Gölge, Kırmızı pelerinli...YOKSA!

SAÇMALAMA SELENA O SADECE KİTAPLARDA OLUR! Dimi?

Gözlerimi Zoe'e çevirdiğimde bana "Delimisin?" Bakışı atıyordu. Şuan düşündüğüm şeyden dolayı delirmiş olabilirim. BİRAZCIK.

"Yıl kaç?" Diye sordum. Bu sefer "Şaka yapıyorsun!" Bakışı atmaya başladı.

"Kafanı iyi vurdun sanırım" Sesi alaylı çıkınca sinirimi kabartmıştı. VURMADIM! VURDULAR! İç sesimi dindirmeye çalışırken eli ile masanın üzerindeki takvimi işaret etti. Ağzımın içinde küfür mırıldandım. LA BU RUM TAKVİMİ!

Rum takvimi olduğuna göre.....Ortaçağ mı!?

Aşırı mantıksızdı. Tamam bu tür şeylere fazla inanmıyo değildim ama 500 yıl geriye gitmek ne demek?! " Minik koala uyandımı?" Sesin sahibi!? YOK ARTIK

Gözlerimi sesin geldiği tarafa diktim. Bu bana ölmeden önce "KAÇ!" Diyen Doktordu. Aynı saç, yüz hatları-

"Çoktan" Zoe'nin sesi düşüncelerimi kesmişti, Doktor gözlerini Zoe'den çekip, bana yönlendirdi. "Nasıl hissediyorsun-"

"Selena, ama bana Selen'de diyebilirsiniz." Dedim. Dudaklarını birbirine bastırdı, "Peki Selen, nasıl hissediyorsun?" NASIL OLABİLİRİM! KENDİ ZAMANIMDAN TAM 500 YIL GERİDEYİM! "Ağrıları saymazsak harika" Sesim beklediğimden neşeli çıkmıştı.

"Onlar için endişelenme, yüzündeki yaralar için birkaç krem yazdım, sırtındaki yaraya belli zamanlarda pansuman yapıcaz. İnan bana bir haftaya ayakta olucaksın."

O kadar hevesli konuşuyordu ki gülümsememe engel olamadım. Zoe ise "Ah sevgili kocacığım." Gerisini söylemeden, Doktorun yanına gitti. Beline Doktorun ellerini yerleştirdi.

"Yaramazlık mı yapıyorsun karıcığım" BİRİLERİ ŞU AŞK BÖCEKLERİNE BURADA OLDUĞUMU HATIRLATABİLİRMİ ACABA?!

"Hadi ama Jones, bence bu günlük çok çalıştın. Yanılıyormuyum?" Burada olduğumu belli etmek istercesine, boğazımda gıcık varmış gibi öksürdüm.

"Yorgunluğumu gidermeye ne dersin?" OHA! UTANMASA-

"Buradamı, yoksa odamızda mı?"

Çapkın bir şekilde göz kırpmıştı. Sanırım gerçekten gıcığım tuttu! Yüzlerini birbirlerine eğmişlerdiki, artan öksürüklerim ortama müdahile etmişti.

"Lütfen, bu işleri odanızda halladermisiniz. Yoksa biryerlere kusucam!" Aşktan nefret ediyordum, çünkü aşk bana göre bir kumardı. Ve o kumarı kaybetmenin sonuçlarıda ağırdı.

Zoe bana nefret dolu bakışlar atarak çıktı. Ama gözleri ise bir Annenin sıcaklığı kadar sıcaktı. Ona giderken göz kırpmıştım, o da bana öpücük atmıştı. Jones ise kenarda duran tepsiyi kucağıma koymuş, sandalyeye oturmuştu. "Yemeği yedikten hemen sonra ilaçlarını al." Gözlerimi "Evet" Anlamında yumup kapattım.

"Son birşey daha." Bakışlarımı çorbadan ona yönlendirdim.

"Şuan bunu yapabilecek durumda değilsin ama yinede söylemem gerek, geceyarısından sonra odandan çıkma" Sesi otoriter çıkmıştı. "Neden?"

Odanın kapısını açtı ve çıkmadan önce şunları söyledi. "Geceyarısından sonra Odandan çıkarsan bir daha odana geri dönemezsin." Sesinin soğukluğu tüylerimi diken diken etmişti.

Odanın kapısı kapanınca yalnızlık beni ele geçirmişti. Kulaklarıma çan sesi gelmesi ile yattığım yerden doğrulmaya çalıştım, yalnızca denemekle kaldım. Çanın bulunduğu tarafa baktım. Penceremin konumu sağolsun, yattığım yerden bahçeyi rahatça izleyebiliyordum.

Yemeği bitirmek için yattığım yerden doğruldum. tepsiyi kucağıma alıp, etli çorbayı içmeye başladım. Bir yandanda buradan nasıl kaçacağımı!

Yemek bittiğinde tepsiyi yanımdaki sehpaya benzer şeye koydum, ilaçları aldıktan sonra yatma pozisyonuna geçtim.

Uyumaya çalışıyordum ama Jones'in dedikleri uykumu engelliyordu, aklıma son gördüğüm kabus gelmişti, belkide gerçekti. SALAK OLMA SELENA, SEN AKLI BAŞINDA BİR KIZSIN! Başlamıştı yine iç sesim. Tek bildiğim şey vardı. O da o kırmızı pelerinli adamı bulmak, beni buraya o getirdiyse, geride götürebilir.

Gözlerimin kapanıp kapanmama arasında gidip geldiğini görünce, kendimi uykunun rahat kollarına bıraktım.

******

Duyduğum sürtünme sesi ile gözlerimi hafiften açtım, odanın içi kapkaranlıktı. Ses daha çok yaklaşmaya başlamıştı, sanki biri keskin sivri bir baltayı mermer zemine sürtüyordu. Doğrulmaya çalışıcaktım ki aklıma Doktor James'in söyledikleri geldi.

Fısıltılı sesler duymam içimdeki korkuyu günyüzüne çıkarıyordu. Kalın bir sesti ama ne bir erkeğe, ne de bir kadına ait gibiydi. Fısıltılar daha net duyabiliyordum. Daha önce duyduğum bir şarkıyı mırıldanıyordu, ninni söylercesine. Yatakta cenin pozisyonuna geçtim, yorganı üzerime iyice örttüm. Kahkahaya benzer mırıldanmalar kalbimi yerinden çıkarıcak gibiydi.

Sakin ol Selena!

Korkudan nefesimi tuttuğumu bile yeni anlamıştım, sessiz bir şekilde nefesimi verdim. Üzerimdeki yorganı kafamın üstüne kadar çektim. Ellerimi kulağıma götürerek cenin pozisyonunu aldım. Gözlerim açık bir şekilde kapının dışındaki sesleri dinlemeye çalışıyordum.

Bölüm biraz kısa oldu, bir dahaki bölüm kocamızı görücez.

Moraller nasıl?

Sizce kırmızı pelerinli adam kim?

Karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bölüm sonu

3 yorum