bilinmeyen kişi
Luna.
Sevgilim, Ay ışığım, ruh eşim. Biliyorum bana kızıcaksın, benden soğuyacaksın, hatta benden nefret ediceksin, ama bunların hepsini senin için yaptığımı biliceksin.
Yasaklı meyveyi yedim, günahkarlık çukurunun dibini boyladım, ruhumu şeytana sattım. Şeytanda bana kendi ruhundan bir parça verdi ve o parça yavaş yavaş benim şeytanlarım oldu.
Seninle birlikte sedece ruhumu değil, bedenimide kaybettim. Ve şunu anladım. Şeytan insanları en zayıf noktasını kullanarak onları kendi yoluna çekiyordu, ve o kış akşamında sen beni terk ettikten sonra bana geldi. Yıkılmıştım. Sensiz nefes alamıyordum. Sensizlik karanlığa aşık bir vampirin, Güneş ışığına bağlanıp bırakılması gibiydi, ve ben sensiz geçirdiğim her gün öldüm.
"600 yıl" Demişti İblis kulağıma, ona hizmet edersem seni geri getireceğini söyledi. Şeytandı bu, yalan mı söylüyordu, yoksa doğruyu mu?
Lakin sana olan aşkım için değil 600 yıl, mahşere kadar beklerdim seni. Ruhumu bedenimi ve hatta geçmişimi bile unuturdum, ama seni asla. Daha dün gibi hatırlıyorum. Seni balkonda ağlarken görmüştüm. Beni görür görmez başını çevirip gözlerinden ince ile kalın arasında giden o yanaklarına bulaşan yaşları bi hışımla silip bana o öldürücü bakışı atıp kaçtığın o an hiç aklımdan silinmemişti.
Şimdi buradasın. Aynı beden ve aynı ruh ile, neden burada olduğunu sorguluyorsun yada neden ölmediğini. Tekrar özür dilerim sevgilim. Bu bencil ve günahkar adam çok fazla günah işledi ve hepsini kalbinin sahibi için yaptı, ve ruhunun cennette huzur bulması yerine seni bu cehenneme çektiğim için, 600 yıl önce seni o lanet hastalıktan koruyamadığım için affet beni.
Bir yanım yanında olmamı, gerçekleri, yaşadığımız aşkı haykırırcasına söylemem gerektiğini, bir diğer yanım ise seni onlara karşı korumam için gerçeği saklamamı ve seni sonsuza kadar uzaktan izleyip sevmemi söylüyordu. Ya beni ömrün boyunca faketmezsen, ya kalbin bir başkası için atarsa, benim öptüğüm, adımı her zikredişinde kalbimi harekete geçiren o dudaklar bir başkasını öperse? Bunları düşünmek bile bana acı veriyordu, ama sana söz veriyorum. Uzaktan veya yakından ne olursa olsun seni koruyacam.
Gerekirse seni korumak için tüm dünyayı karşıma alır, yok ederim. Sadece senin için.
Son bir şey, eğer birgün beni hatırlarsan bana darıl, kız, hatta nefret et ama sakın benden gitme, çünkü benim en büyük korkum beni ikinci defa bırakman. Luna
sevgilim, söz veriyorum. Birbirimizi ilk bağlandığımız yerde, bekle beni.
Bir zamanlar hayatının aşkı olan küstah adam
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hayal mi görüyordum, aklımı mı kaçırdım, delirdim mi?
Belki hepsi, hala neden burada olduğumu sorgularken tüm bunlar neydi? Daha hangi cehenneme düştüğümü bile bilmiyorken, yaşadığımı sorgularken şimdi neydi bu! Hayatım boyunca uykularımda peşimi bırakmayan bu varlık şimdi önümdeydi, ve ilk gördüğüm yakut gözleri, altın sarısına dönmüştü
"Lordum sizi burada beklemiyordum." Lordum mu? Gözlerini benden ayırmadan, şaşkına dönmüş Rahib'e karşılık verdi. "Heryerde seni arıyorum İhtiyar, şimdi Dedecilik oynamanın zamanı değil." Sesindeki küçümseme ve otorite sinirimi bozmuştu, kendini ne sanıyordu?!
Başını eğip selam verdi. "Bağışlayın Lordum fakat..." Oscar'ın gözü ilk bana sonra tekrar LORDUNA gitti. "Raporumda size gönderdiğim hasta kız bu, yavaş yavaş iyileşiyor, bende buraya onun kim oldu-" Rahibin sözünü kesen onun ona bakan o altın gözleri oldu. "Bana bilmediğim birşey söyle Oscar, ayrıca seni buraya onun kim olduğunu sorgulaman için değil," Beyaz deri eldivenli baş parmağını bana uzattı ve sonra devam etti. "Ona Manastırı gezdirmen için yolladım, yeni öğrencimizin ilk gününde kaybolmasını istemeyiz."
Duyduklarım kaşlarımın çatılmasına sebep oldu. NE MANASTIRI BE ADAM!
"Ama-" Oscar'ın sözünü kesen, yine Altın gözlerin sahibi idi. Ona uyarıcı bir bakış attı, sanki şey der gibiydi, TEK KELİME EDERSEN O DİLİNİ GÖTÜNE SOKARIM gibiydi. Oscar'da benim gibi düşünmüş olacak ki başını eğip "Emriniz başım üstüne" Dedi. NEDEN KİMSE BANA NE İSTEDİĞİMİ SORMUYORDU!
"Sizi bölüyorum ama neden kimse bana ne istediğimi sormuyor?!
Sesim odayı kaplamıştı. Zoe bana dönerek sanki, misafirlikte Annesinin söyleme dediği şeyi söylemiş kızın Annesi gibi bakıyordu. Susup oturucak halim yoktu ya!
"Bizi bölmüyorsunuz küçük hanım, madem ısrar ettiniz..." Gözlerini önce bana sonra diğerlerine dikti. Elini şıklatarak diğerlerine odadan çıkmasını söyledi.
Gerginlik vücudumu ele geçirirken ben Zoe ve Jones'e bakıp kafamı sallamıştım. Bu varlıkla aynı ortamda tek kalmak, aynı kabusları tekrar yaşamaktı. Rahip beklemeden hemen çıktı, Jones ve Zoe kapının eşiğindelerdi, kararsız kalmışlardı.
"Efendim, bağışlayın ama Selen'in yarasına pansuman yapmam lazım, çok kısa sürecek." Jones'in dediği ile ona baktı. Bakışlarını göremiyordum çünkü Jones onun arkasındaydı, iyiki görmemiştim. Jones'in suratı dehşet ve korku ile kaplandı,
"Sözümün üstüne söz söylemenin bedelini bilmiyorsunuz sanırım Bay Marry!"
Sahte bir kibarlık ile dediğine karşılık verdi. Ben ise Zoe'ye bakıp kaşlarımı
"Birşey olmaz dimi?" Dercesine havaya kaldırdım. Bana cevap veremeden Jones onu kendi ile birlikte odadan çıkardı. Odada daha doğrusu revirde sadece ben ve o kalmıştık.
"Sizi korkuttum mu?" Gözlerimi kapıdan çekip sesin sahibine yönlendirdim. Gözlerinin içinde tanımlayamadığım bir duygu vardı sanki, dahada garibi ölmeden önce gördüğüm kişi tam karşımda duruyordu. Kabuslarımdaki o gölge, beni kovalayan ve öldüren o canavar. Korkumu nasıl dizginleyebilirdim ki?
"Ben hiçbir şeyden korkmam!" Bu sözü sadece karşımdakine değil aynı zamanda kendime de söylemiştim. Korkunu belli edersen daha çok üzerine gelirlerdi. İfadesiz bir yüzle adımlarını uzandığım yatağa doğru yönlendirdi. Uzandığım yerden doğrulmaya çalışırken yaramı hiçe saymıştım, sırtımdaki acı dişlerimi sıkmama neden oldu. O sırada omuzumda bir el hissetim. Elin sahibi ondan başkası değildi.
"Korkma, sizi yemem küçük hanım. Asi kızların eti en az kendileri kadar serttir. Sesinde alaycılık cirit atıyordu. PİÇ!
"Beni aptal mı zannediyorsun!" Sesim adeta Manastırda yankılanmıştı, omzumdaki elini sert bir şekilde ittim. O ise hiç buna aldırış etmeden, az önceki alaylı halinden alakasız, ciddi bir şekilde bana bakıyordu. "Konuşma kurallarını bilmemek benim aptallığım mı?" Dedi. Beni kandırabileceğini sanıyorsa yanılıyordu.
"O sensin! Yıllardır peşimi bırakmayan, beni uykumda defalarca öldüren adam sensin ve ölmeden önce gördüğüm son kişide sensin. Ne tesadüf!"
Dudaklarını yukarı kıvırdı, ve gülmeye başladı, sanki dediklerimi onaylarcasına. Topladığım kuvvet ile kendimi yataktan bıraktım. Kendimi bıraktığım yerden hızla ayağa kalktım, ona taraf döndüğüm ise artık orada yoktu. Birkaç adım gerileyip etrafa göz gezdirdim, etrafı ölüm sessizliği sarmıştı. Taki saçlarıma çarpan nefese kadar. Arkama bile bakmadan ilk adımımı atmıştım ki tek kolu ile tüm vücudumu sarmıştı. Ellerim kalın kollarının altında kaldığı için kolunu çizmekten başka bir şey yapamıyordum.
"Siz delirmişsiniz küçük hanım." Sesi beklediğimin aksine yumuşak çıktı. Şakağımda parmaklarını hissettiğimde ürperme yerine sıcaklık hissettim. Gözlerim kararmaya başlamıştı, vücudumun kontrolünü kaybediyor gibiydim. Vücudum yenik düştüğünde sırtım onun göğsünü buldu, belimde eller hissedince zorlukla kafamı elin sahibine çevirdim. Gözleri bu sefer Altından Yakuta dönmüştü, beklediğimin aksine yüzünde samimi bir tebessüm vardı.
"Ve deliler her zaman doğruyu söyler." Dedi.
Sonrası Karanlıktı.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------
"Nasıl emrederseniz Efendim." Duyduğum kadın sesi ile gözlerimi araladım gözlerim direk tavana kaydı.

Odanın tavanı resimler ve altın işlemelerle kaplıydı, ortadaki avizenin ışığı gözlerimi alıyordu, yattığım yerden sola dönmem ile mavi tondaki perde ve karşılıklı tekli koltuklar dikkatimi çekti, uyku sersemliğimden kurtulduğumda, aniden doğruldum ama sırtımda acı hissetmiyordum. Elimi sırtıma attığımda dikişlerin gittiğini sadece obruk gibi bir şeyin olduğunu hissettim.
Gözüm önce yatağa gitti, açık mavi ton ve beyaz renk adeta beni esir almıştı, en sevdiğim iki renk. Halılar işlemeliydi, içi beyaz, diğer kısımda kalanlar ise lacivertti. Sağımda lamba, makyaj masası ve odanın ucundaki diğer bir kapı. Üzerimdeki örtüyü çektiğimde üzerimde revirin verdiği elbise yerine, ince askılı, dekolteli ve uzun bir beyaz gecelik vardı. HANGİ GÖT BENİ SOYMUŞTU! Dekolteden rahatsız olduğum için geceliği yukarı çekmeye çalışırken kapının açılma sesi geldi.
Gelen kırklarının başında, kahverengi saçlı bir kadındı yüzünde pudra ve birkaç koyu renk vardı, sıkı korse ve elbisesi vücut hatlarını belli ediyordu. Pudra ile görünce çığlık atabilirdim. Biri ona korkunç gözüktüğünü söyleyebilir mi?
"Leydim, iyi uyudunuz mu?" Büyükanne gülümsemesi ile selam verdi, selam verdi?!
" Beni buraya kim getirdi?" Sesim fısıltılı çıkmasına rağmen duyulabiliyordu.
"Ve daha da önemlisi beni kim soydu!" Sesim odada yankı yapmıştı.
Kapının eşiğinden cık cık cık ses duyunca öfkeli bakışlarımı kapıya yönlendirdim.
"Anneniz yaşındaki kadına bağırmak. Ne kadar ayıp." Dedi, her zamanki alaycı bakışlarıyla ses. Yaşlı kadın LORDU selamlayarak kapıdan çıktı, ben ve o yine yalnız kalmıştık. "Ayıbını al kıçına sok seni pislik" Yataktan kalktım. Kaşlarını havaya kaldırıp geri indirdi. Üzerinde bu sefer pelerini yoktu, beyaz gömlek, üzerine siyah altın işlemeli bir gömlek daha ve birkaç takı. Altında deri pantalonu ve çizmesi vardı.
"Beni süzmeniz bitti mi?" Gözlerimi vücudundan çekip, onun oynak Altın gözlerine diktim. "Sen soydun dimi?" Sorduğum soru ile bana doğru birkaç adım attı. Geriye gitmedim, ondan korktuğumu belli etmeyecektim. "O elbise ile uyumak pek rahat olmazdı, gerçi..." Aramıza bir adımlık mesafe koyuncaya kadar yürüdü ve durdu.
"Gerçi ne!" Kulağının dibinde bağırmam onu rahatsız bile etmemişti, sadece gözlerime odaklanmış gibiydi.
"Duymaya hazır değilsin küçük hanım." Dedi. BENİMLE BİLDİĞİN OYNUYORDU GÖT!
"Yoksa Selena mı desem?" İsmimi onun kulaklarından duymak tüylerimi ürpertmişti ses tonu rahatsız edici bir şekilde çok güzeldi, eğer onunla şuan telefonda konuşuyor olsaydım bu sese çoktan düşmüştüm. " İsmimi ağzına alarak kirletme ve ben sorumun cevabını hala alamadım!" Dediklerimi der demez naif bir kahkaha attı.
"evet." SADECE EVET Mİ! İNSAN BİR AÇIKLAMA YAPAR SAPKIN ADAM!
Dudaklarının kıvrıldığını görünce üzerine atladım. Yumruklarımı sert vücuduna geçirmeye başladım. O ise yaptıklarıma tepki vermiyor sadece bana bakıyordu
özlem dolu bir şekilde bakmasına anlam veremiyordum ama şuan kafayı sıyırmak üzereydim bu yüzden bu konu hakkında düşünmedim.
Bir an boşluğa gelip kendimi bıraktığımda beni kendine çekti ve utançtan beni kızartacak o kelimeleri söyledi.
"Sizde beni soyun leydim isterseniz benimle oynayabilirsiniz."
--------------------------------------------------------------
helloooo nasılsınız?
ben iyi değilim, çok fena hastayım ama bitirdim çok şükür
yorum yaparsanız sevinirim karın ağrısıyla bölüm yazmak kolay değil
SEVİLİYORSUNUZ
