Koşuyordum. Yine karlar içinde buz gibi ormanın ortasında ecelimden kaçmaya çalışıyordum. Yine aynı kirler içinde kalmış beyaz gecelik ve arkamdan koca ormanı gür sesiyle inleten babam...Tek fark ise şuydu. Ben artık o küçük kız değildim büyümüştüm ama yine de ondan kaçmaya çalışıyor sesini duyduğum her an titriyordum. İnsan sadece üşüdüğünde titremezdi. Bunu da bana o öğretmişti. Ağaç dalları ve çalılar yüzünden ellerim ve bacaklarım çizik içinde kalmıştı ama koşmayı bir an bile bırakmıyordum. Ayaklarım soğuk kar yüzünden kızarmış olmalıydı ama durup bakmıyordum çünkü durduğum an beni yine yakalar ve hapishanesine tıkardı. Bir insan ailesinden kaçabilirmiydi? Bunun imkansızlığını da bana o söylemişti. Defalarca bunu bana söylemişti ama ben her defasında kaçmış ve yakalanmıştım. Tüm gücümle koşmaya devam ediyordum ağaç sayısı daha da artmıştı sanki. Koşmak daha da zorlaşıyordu yine de kalan son enerjimle kaçmaya çalışıyordum. Orman sanki sonsuzluğa uzanıyordu . Bir sonu yoktu ve ben o sonsuzlukta kendime yardım edebilecek birilerini arıyordum. Ama ne ormanın sonu ne de bana yardım edebilecek birileri gelmemişti. Zaten bana da kimse yardım etmezdi. Arkamdaki gür ses kesilmişti en azından biraz dinlenebilirdim. Olduğum yerde durup etrafı incelemeye başladım. Ormanın bu kısmına hiç gelmemiştim. Etraf çok sakin görünüyordu ama korkunç bir karanlık hakimdi. Yine de ay ışığı ağaçların arasından süzülüyor azda olsa etrafı aydınlatıyordu. Karşımda birden bir karaltı belirdi. Olduğum yerde durdum. Karaltı biraz daha yaklaşmaya başladı. Sola döndüm burada çalılar daha fazlaydı. Yine karşıma çıktı. Bu seferde sağa döndüm. Yine ve yine karşımda belirdi. "Yeter!!!" diye bağırdım. "Ne istiyorsun benden?" olduğum yere çöktüm. "Benden her şeyi aldın zaten" dedim ama sesim bana bile zor ulaşmıştı. Karşıma geçti ama ona bakmıyor yere koyduğum ellerime bakıyordum. Gözlerim lanet olsun ki yine dolmuştu. Beni böyle görmesini istemiyordum. "Yanılıyorsun. Seni henüz yanıma almadım." dedi. Ama bu ses benim beklediğim ses değildi aksine tanımadığım birine aiti. Yanımdan uzaklaşmaya başladı. Başımı kaldırdım. Artık bir karaltıdan ibaret değildi ama göz yaşlarım yüzünden görüntüsü bulanıktı. Bir anda durdu ona baktığımı fark etmiş olmalıydı. Yavaşça bana döndü. Bulanık görüntüsü altında net gördüğüm tek şey ise bana bakan parlak kahverengi gözleriydi. "Ama merak etme senide çok yakında yanıma alacağım." dedi. Sesi soğuk rüzgar ile karışıp kulağımı yakmıştı. Ayağa kalkamıyordum. Ellerim ve bacaklarım görünmez bir iple bağlanmış gibiydi. Ama kurtulmaya çalışmıyordum da. Sesi beni mucizevi bir şekilde etkisi altına almış, sakinleştirmişti. Yine bana arkasını döndü ve gözden kayboldu. Bense bulunduğum noktada büyülenmiş şekilde öylece gözden kaybolduğu noktaya bakıyordum.
Doğa...Doğa...Doğa hadi ama kalk artık! Annemin sesi sayesinde uykumdan sıçrayarak uyanmıştım. Ter içindeydim ve sanki uykudan uyanmamışımda bütün gece koşturup durmuşum gibi hissediyordum. Çok yorgundum annem ise busenin yatağında ona yemek yedirmeye çalışıyor arada da kaşlarını çatıp bana bakıyordu. "Hadi ama annecim bir kaşık daha iç çorbandan. Doktor abin seni sağlıklı ve enerjik görürse mutlu olmaz mı?" Göz ucuyla yine bana baktı. "Hadi annecim bak ablana benzeme sen, ye yemeğini üzme anneni."diyip bana taş attı. Gözlerimi devirdim benden önce buse söze atladı "Ama anne sen beni en çok ablama benzetmiyormuydun. Hem ablam seni üzmez." diyince annem yüzünü asıp kendi içinde bir şeyler mırıldandı. Buseye dönüp öpücük attım. Ayağa kalkıp dolabımın içinden bornozumu ve havlumu alıp banyoya girdim. Hala rüyanın etkisinden kendimi alamamıştım. Hepsi bu aptal mahalle yüzündendi. Buraya gelmeseydik bende bu cinayete tanık olmazdım. Hızlıca duştan çıkıp havluyla kendimi kuruladım. Odama doğru ilerledim. Aşağıdan buse ve annemin sesi geliyordu annem bağırmaya başlamadan hazırlanmam lazım. Dolaptan yeşil boğazlı kazağımı, siyah kot pantolonumu ve çamaşırlarımı çıkarıp üzerime hızlıca geçirdim. Saçlarımı kurutup hafif şekillendirip telefonumu da çantama koyup aşağıya indim. Hiç makyaj yapacak halim yoktu makyaj yapmayı da hiçbir zaman sevmezdim zaten. Aşağıya inerken annem ve buseyi de kapının eşiğinde hazırlanırken buldum. Buse tekerlekli sandalyede oturuyor annemde ona montunu giydiriyordu. Buse doğuştan Duchenne Musküler Distrofi hastalığına sahipti. Annem buseye hamileyken hem pisikolojik hem de fiziksel birçok sorun yaşamıştı. Doğum sırasında da sorunlar yaşanmaya devam etmişti ama mucizevi bir şekilde Buse hayatta tutunmuştu. Tabi büyük bir sorunla birlikte. Doktorlar ne yaparlarsa yapsınlar onu ayağa kaldıramamıştı. Annem ise hiçbir zaman umudunu kaybetmemiş onu her doktora kontrole götürüyordu. Bugünde Cüneyt amcanın yeğenim diye tanıştırdığı fizyoterapiye götürecekti. Bense buseyi her zaman tekerlekli sandalyede gördüğümde yüreğim burkuluyor, onun için elimden bir şey gelmemesi canımı sıkıyordu. Bende yanlarına gidip askıdan paltomu aldım ve üzerime geçirdim. Evden çıkıp arabaya bindiler bende kapının önünde onların gitmesini bekledim. Annem arabayı çalıştırıp önümde durdu. " Anne biliyorsun seninle gelebilirim. Yardımıma ihtiyacın olabilir." dedim. O da gülümseyip " Canım gerçekten canını sıkma ben halledebilirim. Hadi artık okuluna geç kalma ve lütfen telefonun açık olsun. Meraklandırma beni." deyip elimi okşadı. Bende ona gülümsedim." Merak etme sende dikkat et. Bir şey olursa lütfen bana da haber ver." dedim. Bana tamam anlamında göz kırpıp yanımdan geçip gittiler. Bende çantamdan kulaklığımı ve telefonumu çıkartım. Rastgele bir şarkı açıp metroya doğru yürümeye başladım. Zaten evimiz şehrin merkezinde olduğu için birçok ulaşım araçlarına yakın oluyordu. Birkaç cadde geçtikten sonra metro istasyonuna gelmiştim bile. Hafta içi olduğu için oldukça kalabalık görünüyordu. Hemen kartımı çıkarıp okuttum ve doğru tahmin ettiğim metroya doğru yaklaşıp içine bindim. İçerisi dışarıdan daha kalabalıktı neredeyse bütün koltuklar dolmuştu. Çaprazımda boş bir koltuk gördüğüm gibi oraya doğru ilerleyip yerleşmiştim. Çok geçmeden metro hareket etmeye başlamıştı. Bende kulağımdaki müzikle beraber etrafıma bakmaya başladım. Hemen karşımda oturan genç bir çiftte gözlerim takılı kaldı. Çocuk başını sevgilisinin omzuna yaslamış eli ellinde ve gözleri kapalıydı. Göz altındaki morluklar buradan bile belli oluyordu. Sevgilisi de elindeki telefonla ilgileniyor arada sevgilisine bakıp onun saçıyla oynuyordu. Çok garip ama huzurlu görünüyorlardı. Benim aksime. Ben hayatım boyunca kimseyi yanıma yaklaştırmamıştım. Kimsede bana yaklaşmaya çalışmamıştı zaten. Yada ben izin vermemiştim bilmiyordum. Geçmişimden kalan korkularım vardı. Beni geçmişimle kabul edebilecek kimsenin olmadığını biliyordum. Yanımda yükselen flaş sesiyle birlikte dikkatim dağılmıştı. Bakışlarımı hemen yanımda duran adama çevirdim. Orta yaşlarında bir adam telefon kamerasını bana çevirmiş fotoğrafımı çekiyordu. Fark ettiğim an kan beynime çıkmıştı. Gözlerimi kocaman açıp sinirle ona bakıyordum. Ne yaptığını sanıyordu bu aptal? Ona baktığımı anlayınca utanıp çekineceğine hala pişkin pişkin gülüyordu. "Birde gülümseyerek poz versene güzellik." Küstahlığında böylesi! Gerçekten inanamıyorum. Ama istediğini ona vermiycektim. Bunu başkalarına da yapamıycaktı. Sinirle ayağa kalktım. Üstüne yürüdüm. "Sen ne yaptığını sanıyorsun. Ver şu telefonu elimden bir kaza çıkacak." diye bağırdım. Tüm gözler üzerime dönmüştü. " Bak bak asiymiş birde. Sakinleş güzelim." dedi ağzını ayıra ayıra. Sarhoşun biriymiş birde!!! Etrafıma baktım. Beni engeleyen yada müdahale edecek birileri yoktu. Zaten başkalarından yardım isteyemeğeceğimi ve başkalarına güvenemeyeceğimi de bana o öğretmişti. Bir an bile düşünmeden sağ yumruğumu anlayamayacağı şekilde ağzına indirdim. Yumruğumun üzerindeki kanını görünce başardığımı anladım. Ayağa kalkıp sendeleyerek bana saldırmaya çalışınca arkadan bir el onu tutu ve ne olduğunu bile anlamadan adamı yere serdi . Adam büyük ihtimalle sızmıştı ama adam kızgınlıkla ona vurmaya devam ediyordu. Etraftakiler çığlık atmaya başlamışlardı. Birkaç adamda yumruk atan adamı sızan adamın üstünden alıp metrodan indirdiler. birkaç kişide sızan adamı tutup kaldırdılar. Ona iğrenerek bakıyordum. Bende metrodan inip yumruklayan adamı aramaya başladım. Hiç gerekmese de beni korumuştu en azından bir teşekkürü hak ediyordu. Ben onun yanına gelmeden o benim yanıma gelmişti. "İyi misin? Başka bir şey yapmadı değil mi?" diye endişeyle sordu. Gerçekten de endişeli görünüyordu. Normalde pek insanların umurunda olmadığım için şaşırdım. Omuz silktim " İyiyim ama bende haledebilirdim. Yine de bana yardım etiğin için teşekkürler. Normalde insanlar böyle konularda yardım eli uzatmazlar." dedim soğuk bir sesle. Adamda beni onaylayarak başını salladı. " Halledebileceğini biliyordum. Sadece canım fazla sıkılıyordu ve bende canımın sıkıntısını alacak bir hayvan buldum diyelim ve evet insanlar normalde böyle kişilere tepki vermez. Ama sen sanırım henüz gerçek insanlarla tanışmadın. Gerçek insanlar başlarına ne geleceğini bilirse bilsin genç bir kız zor durumdaysa ona yardım eder. Sonrasını düşünmez. Hem..." Montunun cebine uzandı. İçinden sarhoş adamın telefonunu çıkarıp elinde bana göstererek salladı. "Böyle bir şey başına gelince elinde kanıtın olsa iyi olur yoksa böyle pislikler elini kolunu sallayarak dışarda dolaşırken sen sırf kendini koruduğun için ceza alabilirsin." dedi. Gözlerim şaşkınlıktan kocaman açılmış karşımdaki adama bakıyordum. "Gerçekten çok teşekkür ederim. Benim aklımdan tamamen gitmişti." dedim yumuşak ve minnet dolu bir sesle. "Teşekkür etmene gerek yok. Sadece ismin neydi?" "Doğa" dedim. "Tamam doğa kendine dikkat et. Merak etme ben kanıtlarıyla birlikte bu şahısı polise teslim ederim. Senin gelmene gerek yok. Bu arada bende Deniz." "Deniz Akpınar" dedi . Soy ismi bir yerden tanıdık geliyordu ama kurcalamayacaktım. "Emin misin? Benim için yeterince şey yaptın zaten bu kadar uğraşmana gerek yok." dedim. Gözlerini devirdi "evet eminim Doğa hadi git sen polisler gelince uğraşmak istemiyorsan tabi." dedi. Aslında sonuna kadar uğraşırdım bu pisliğin ceza alması için ama mallesef Deniz haklıydı ve beni hemen salacaklarını düşünmüyordum. Hem dünkü olaydan sonra bir süre polislerle birlikte görünmezsem iyi olurdu. Başımı sallayıp "tekrardan teşekkür ederim." dedim. O da elini salamakla yetindi. Gerçekten olaysız günlerimi özlemeye başlıyordum. Üstümde kalkmayan bir uğursuzluk vardı ve ne yaparsam yapayım üstümden kolay kolay kalkacağını hiç sanmıyordum.