İçeriğe geç

Gecenin Rengi

Bölüm 8 · 8 dk okuma

Gecenin Rengi

Bölüm 8

BÖLÜM:5 GERİ DÖNEN KORKULAR

"Özel Akpınar Üniversitesi" Okula hayranlıkla bakakalmıştım. Sadece fotoğraflardan görmüştüm oradan da büyük görünüyordu ama bu kadar geniş ve ferah görüneceğini düşünmemiştim. Okulda oldukça fazla fakülte vardı. Okulun bahçesinde öğrenciler için kafeler ve çardaklar vardı. Ağaçlar ile okula doğru yol yapmışlardı. Ağaçları da LED ışıklarıyla süslemişlerdi . Okulun bahçesi fazla olmasa da kalabalıktı daha fazla oyalanmadan kendi fakülteme doğru yöneldim. Merdivenlerden çıkarken benimle beraber birkaç kişi daha ilerliyordu. 2. katta çıktıktan sonra kendi sınıfıma bakmaya başladım koridorda çok fazla sınıf yoktu zaten hemen sınıfımı bulup içeri geçtim. Sınıfa çoktan profesör girmişti. Profesörden özür dileyip boş olan bir sıraya geçtim. Şansıma profesör anlayışlı birine benziyordu hiç sorun etmeden konuyu anlatmaya devam etti. Bende toparlanıp çantamdan kağıt kalemimi çıkarıp konuya kendimi vermeye çalıştım. Kapının çalmasıyla profesörde dahil herkes kapıya doğru baktı. İçeri bir anda Deniz girince şaşırmadan edemedim. Nasıl ya tesadüfün böylesi cidden. profesöre mahcup gözlerle bakıp "üzgünüm profesör, sabah bir talihsizlik yaşadım da girebilir miyim?" diye konuşmaya başladı. Profesör yine bir şey demedi başıyla işaret edip içeriye geçmesini söyledi. Deniz başını kaldırıp sınıfa göz atarken göz göze geldik. Benim gibi o çokta şaşırmış görünmüyordu hatta beni fark ettiği gibi gülümseyip yanımdaki sıraya yerleşti. Ona şaşkın şaşkın bakmayı kesip profesörü dinlemeye başladım. O da benim gibi dinlemek yerine başını sıraya gömdü. Arkada oturduğumuz için profesör onu görmüyordu. İlk iki dersi birleştirdikleri için oldukça yorulmuştum. Bir elimi başıma koyup bir elimle de not tutmaya çalışıyordum sınıftaki çoğu kişide benim gibi sıkılmış olacak ki hocaya yakalanmadan telefonuyla ilgileniyorlardı. Kolumu dürtmesiyle denize baktım. Fısıldayarak "Bu okuldaki ilk günün mü?" diye sordu. Gülümseyerek " O kadar belli oluyor mu?" diye bende ona sordum. O da gülümseyerek "birazcık " dedi. Tekrardan konuşmaya başladı : "Kötü olmuş buradaki en sıkıcı profesörle ilk blok dersin." dedi. Şaşırdım" sen nerden biliyorsun?" diye sordum. Umursamaz bir tavırla "Ben geçen sene burayı kazanmıştım ama bazı sebeplerden dolayı dondurmak zorunda kaldım. Birkaç sefer dersine girmişti hep böyle anlatırdı sonradan kurtuldum zaten" diye dalga geçti. Biraz sessizce etrafa göz gezdirdikten sonra daha fazla dayanamayıp Denize doğru yaklaştım. "O adama ne oldu?" diye sordum. Deniz gözlerini devirip " Onu polislere vereceğimi söylemiştim. Telefonunda kanıt olduğu içinde polisler zorluk çıkarmadan mahkemeye sevk ettiler. Hem biliyor musun telefonunu incelemeye aldıklarında daha birçok kadın ve kızların fotoğrafları vardı. Şerefsiz." Denize inanamayarak baktım. "Sen ciddi misin?" dedim. "Hem de hiç olmadığım kadar. Karakolda işimi bitirir bitirmez aklım sendeydi. Burada da karşılaşmamız oldukça büyük ve güzel bir tesadüf oldu." dedi. "Gerçekten de öyle." dedim fakat profesör arkasını dönüp uyarıcı bakışlarını gönderince Denizden uzaklaşıp dersi dinlemeye devam ettim. Onunda uykusu açılmış olacak ki sıradan başını ayırarak telefonuyla ilgilenmeye başladı. Profesör birkaç şey daha söyledikten sonra sınıftan çıktı. Bende yerimden kalkıp eşyalarımı toplamaya başladım aşağıya inmek ve koyu bir kahve içmek istiyordum. Denizde benimle birlikte sıradan kalktı "kafeye inicem gelmek ister misin diye sordum." Başını sallayıp dediğimi onayladı bende çantamdan cüzdanımı ve telefonumu elime alıp kapıya doğru yürümeye başladım. Denizle beraber merdivenlerden inerken denizde okuldan oldukça ayrıntılı bir şekilde bahsediyordu." Görmelisin Doğa bu okullun en güzel tarafı bir çok nedenden dolayı parti yapabilmeleri. Birçok üniversiteden de farkımız bu eğlenceli ve başarılı bir şekilde zirvedeyiz." Kafeden içeriye girerken sormadan edemedim: "yani deniz bir üniversiteyi tek nefeste nasıl bu kadar övebilirsin anlamadım. Görende babanın okulun sanacak. dedim gülerek. Deniz başını eğerek bana göz kırptı. "Yok artık. Ciddi misin!?" tabi ya aptal kafam çocuk bana en başından söylemişti. "Ben DENİZ. DENİZ AKPINAR" Deniz oldukça mütevazı bir şekilde "yani evet ortaklardan biri babam ama babam torpilli sayılmamam için bunun duyulmasını fazla istemiyor sadece belirli kişilerin haberi var. Bende oldukça dikkat ediyorum hatta ilk söylediğim kişi sensin desem yalan olmaz. Babasına oldukça hak veriyordum. Denizin fakültedeki en küçük başarısı bile torpili dedikodusunun çıkmasına yeterdi. Anlayışla başımı salladım" Baban haklı. Bana güvenebilirsin merak etme" dedim. Sıra bize geldiğinde kahvelerimizi söyledik. Fazla beklemeden kahvelerimizi alıp bahçede bankta oturup sohbet etmeye başladık. Kış olmasına rağmen hava oldukça güzeldi. Güneşin varlığından yararlanan diğer öğrencilerde bizim gibi banklara yerleşmişlerdi. Sonraki dersin başlamasına daha vardı, Denizde hala derslerden ve profesörlerden ne kadar sıkıldığını ve öğretmen çocuğu olmanın zorluklarından yakınıyordu. "Ciddiyim Doğa babamın tüm yaşlı, sıkıcı hocalarla arkadaş olmasını kaldıramıyorum. Hepsi ayrı bir yalakalıkla beni ispiyonlamaya bayılıyorlar." dedi. Lafını bitirir bitirmez" sende neden hep onların dersinde kaçıyorsun ki? Birazcık dikkat etsen herkes daha mutlu olmaz mı?" "Herkes daha muçlu olmazmı?" beni tekrar etmesine kahkaha atarken o da güldü ."Ben herkesin değil kendi mutluluğumla ilgilenmeye bakarım." dedi. Bu söylediğine göz devirdikten sonra telefonumdaki saate baktım. Gözlerimi kocaman açarak denize baktım. "Yine geç kalıcaz kalkalım mı?" dedim. Başını sallayıp "kalkalım" dedi. Fakülteden içeriye girince "benim lavaboya gitmem lazım sen git yetişirim " dedim. Deniz "emin misin burada da bekleyebilirim seni "dedi. "gerek yok sen çık beş dakikaya gelirim." diyip Denizden ayrıldım. Koridorda biraz daha ilerleyip lavaboya girdim. İçerisi şansıma boştu hemen işimi halledip ellerimi yıkamak için lavabonun önüne telefonumu bırakıp ellerimi yıkamaya başladım. Telefonuma gelen bildirim ile bakışlarım telefonuma kaydı. Musluğu kapatıp ellerimi peçeteyle kuruladıktan sonra telefonumu elime alıp gelen mesaja baktım. Mesaj annemdendi "Doğa hemen eve gel." bu kadar. Mesajı okur okumaz kalp atışlarımın hızlandığını hissediyordum. Annem asla böyle bir mesaj atmazdı. Benim meraklandırmak istemez açıklar veya arardı. "Tamam Doğa sakin, sakin ol. Hiç bir şey yoktur annen yorgun olduğu için yazmıştır belki." Derin derin nefes alıp vermeye başladım. Kalp çarpıntım giderek artıyordu. Musluğa doğru eğilip yüzümü yıkamaya başladım. Kalp atışlarım biraz daha normale dönerken hızlıca telefonumu alıp koşarak sınıfa çıktım. Profesör henüz gelmemişti. Eşyalarımı hızlıca toplayıp montumu giydim. Deniz bana şaşkınca bakıyordu. "Doğa iyi misin? Yüzün bembeyaz ne oldu?" Çantamı omzumdan geçirirken "Deniz lütfen bir şey sorma sonra anlatırım eve gitmem lazım." hızlıca konuşup yanından koşar adım gittim. Giderken deniz arkamdan seslenmiştim ama zamanım yoktu. Bu işin içinde kesin bir şey vardı hızlıca okuldan çıkıp kendime taksi çevirdim. Adresi verip" lütfen biraz hızlı" dedim. Adamda benim halimi görünce kaşlarını çatmış ama nihayetinde hızlıca beni eve bırakmıştı. Hızlıca anahtarımı çıkarıp içeri girdim. "Anne!! Buse! neredesiniz?" ses yoktu. Mutfağa girdim. Yerde tabak kırıkları ve saçılmış meyveler vardı. İçim korkuyla kaplandı. Salona geçtim "ANNE!!!" Salona geçtim orası da aynı şekilde dağılmıştı. Gözlerim dolmuştu "BUSE!!!!" Merdivenlere yöneldim. Hâlâ umut etmiş bir ses bekliyordum. "ANNE!!!" odama girdim. Busenin yatağı boştu. Annemin odasına girdim. Burası dağınık değildi. Aklımı kaçıracaktım nerede bunlar? Annem asla evi böyle bırakmaz kim neden yaptı bunu bize? Annemin yatağına oturup ağlamaya başladım. "Telefon!! Telefonum nerde?" Aklım başımdan gitmiş gibiydi. Alt kattan çantamı alıp tekrardan annemin odasına çıktım aramaya başladım. Telefon odamın içinden geliyordu. Annemin odasından çıkıp kendi odama geçtim. Telefon çok yakından geliyordu, dolaplara yatağımın altına bakmaya başladım yoktu. Busenin çarşaflarını savurup attım "NERDE BU ALLAHIN CEZASI TELEFON NERDE!!!" Çıldırıcam yok yok hiçbir yerde. Kendi yatağıma da bakarken yastığımın altında bir zarf ile annemin telefonu çıkmıştı. Gözümdeki yaşları serbest bıraktım. "ANNE" diye fısıldadım. Yatağımın yanına çöküp oturdum. Burnumu çekip telefona baktım en son mesaj attığı kişi bendim. Telefonu yanıma bırakıp zarfı aldım. Olabilir miydi? Bunca yıldan sonra olabilir miydi? Göz yaşlarım elimdeki zarfı ıslatıyordu. Burnumu çekip zarfı açtım. İçinden çıkan kağıdı okumaya başladım:

Ne Gece bekler, Güneşi

Nede Güneş bekler Ayı

Ortaya çıkmak için

Ama unutma güzel kızım

Güneş en parlak yıldızdır

Gecenin etrafında binlerce yıldız olsa da

Güneşin tek bir patlaması

Gecenin renginin solmasına yeter

Donuk bakışlarımı kağıttan ayırıp karşıma baktım. Geri gelmişti, geri dönmüştü. Beni yine yalnız bırakmıştı. Onun eğitme anlayışı böyleydi. Hızla yerimden kaktım. Yastığımı kaptığım gibi yatağa vurmaya başladım. "NEDEN!!!!!!!! NEDEN GERİ DÖNDÜN ZATEN HERŞEY ÇOK KARIŞIK NEDEN BABA NEDEN!!!!!!" Kendimi kaybetmiş gibi bağırıyordum. Yatağıma çöktüm. Şimdi ne yapacaktım? Ben artık yalnız kalmak istemiyordum. Yatağımda belki saatlerce ağladım. Etraf kararmıştı. Işıkları yakmak istemedim. Ben o karanlığa alışıktım çünkü ben o karanlıktım. Bedenim, ruhum karanlıktı. Saatlerce bekledim belki biri gelir beni bu bataklıktan kurtarır diye. Gözlerimin önüne küçüklüğüm geldi. O korkmuş ürkek gözlerle ağaç kabuğuna kendini olabildiğince yaslayıp, babasından gizlenmeye çalışan kız çocuğu şuan karşımda bana bakıyordu. Bende aynı onun gibi ürkek bakışlarımla ona bakıyorum. Onu bu korkularından arındırmak ya da ona cesaret vermek istiyordum ama kendimde o cesareti bulamıyordum. Geri dönen korkularım buna izin vermiyordu. Daha kendi korkularıma bile dindiremezken başkasına nasıl yardımcı olabilirdim ki? Bu kadar güçsüz olmak canımı çok yakıyordu. Yatağımdan kalktım pencereme doğru yaklaştım. Bana her zaman ilham veren ve beni hep umutlandıran sokak lambaları yine yanmıyordu. Mahallede yine bir ölüm sessizliği hakimdi . Etrafı aydınlatan tek şey ay ışığı ve şimşeklerdi. Hava açık olmasına rağmen şimşek çakması içimi daha çok kasvetlendiriyordu. Birden bir şey oldu . Alt kattan bir şeyin düşme sesi geldi muhtemelen kırılmıştı. Evde biri vardı! Korkuyla penceremden uzaklaşıp kapalı olan kapıya yaslandım ve sesleri dinlemeye başladım. Alt kattan adım sesleri geliyordu. Belli ki biri yarım kalan işini halletmek istiyordu .Korkuyla yerimden kıpırdanıp elime sert bir şeyler aramaya başladım. Kendimi ne olursa olsun korumalıydım. Yerdeki kolilere bakmaya başladım ama bu koliler sadece giysilerle doluydu. Diğer eşyalar annemin odasındaydı sessizce oraya ulaşabilirsem kendimi koruyabilirdim. Kendimi cesaretlendirip odamın kapısını yavaşça açtım. Ses yoktu. Kendimi koridora atıp sessizce ilerlemeye başladım. İçimden de dua ediyordum "Ne olur beni duymasınlar" .Annemin odasına varınca sessizce kapısını araladım. Fakat kendimi içeri atmamla birinin beni kapıyla arasına alması bir oldu. Kapı oldukça gürültülü bir şekilde kapanmıştı. Çığlık atacakken eliyle ağzımı kapatmıştı. Korkuyla karşımdaki kişiye bakıyordum ama oda çok karanlıktı. Her an titremekten bayılabilirdim. Korkudan deli gibi titriyordum.O an öyle büyük bir şimşek çakmıştı ki her yer aydınlanmıştı. İşte o an göz göze geldik. Karşımda ıslak saçları alnına yapışmış soğuk ve sert bakışlarıyla beni karşılayan kahverengi gözler tam karşımdaydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.