İçeriğe geç

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 2 · 7 dk okuma

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 2

Bölüm 2|

Efsûn Akıntan

"Hoca hanım siz alışık değilsinizdir! Siz bilmezsiniz belki amma bizde böyledir" karşımda elindeki çayı masaya vurarak bize karşı tutan Ağa bozuntusuna baktım.

"Efsûn hanım,madem Ali bey böyle diyor bizde zorlamayalim ister-" yanımızda boşuna gelmiş Can hocanın sözünü kestim "hiç bir yere gitmiyorum,bizde böyle diye bir şey yoktur. Küçücük çocuk kemerle vuracak kadar ne yaptı size Ali bey?"

Ali Ağa karşımda kaşlarını çattı. "Yok öyle bir şey,sen beni anlamadın galiba hoca hanım,o benim çocuğum ister vu-"

Bu sefer Rojda konuştu,

"Vuramazsında,dokunamazsında Baba dediğin çocuğunu sarıp sarmalar. Şu eski kafadan kurtulun artık,o sizin malınız değil çocuğunuz!"

"Bana bak, bayansın diye laf etmiyorum-"

Elimi biraz önce çay bardağını çarptığı sehpaya vurdum sertçe "bayan senin babandır!" Ali Ağa hiddetle ayağa kalktığında bende kalktım.

"Ağam,ağam" dışardan telaşla gelen adam ile Ali Ağa bir şey yapamadan ona baktı sinirlice "ne var?"

"Yüzbaşı geldi,Aral komutan!" Niye bu kadar telaşlı olduğuna anlam veremedim. "Yüzbaşı mı,hay ben böyle işin..bir bu eksikti" bizi bırakıp gelen adamın arkasından giderken bize döndü. "Sen bunları samanlığa al,birde başımıza dert olacaklar şimdi "

Kaşlarımı çatıp Rojda'ya baktım. "Ne samanlığı,Ali Ağa dağ başı mı burası?" Rojda karşı çıktığında Ağa'nın yanındaki adam "evet,dağ başı burası bacım" dedi ve dört tane adam ile çıkageldi.

Şaka yapıyor olmalısınız...

Geriye geriye gittim. Noluyordu Allah aşkına? "Alın çabuk, yüzbaşı görmeden kapatalım"

"Siz kimi kapatıyorsunuz lan!" Evet,hiç bir güce dayanmayarak karşı çıkışım onların bizi takmaması ile boşa gitti. Adamlar kolumdan tuttuğunda çırpındım ama nafileydi,bizi sürükleye sürükleye samanlığa götürdüler.

Bizi bir çuvalmış gibi şamanların üzerine bırakıp gittiler. Kapıyı arkamızdan kitlediklerinde Rojda hemen yetişmeye çalıştı ama nafileydi.

Arkamızdan Can hocanın gelmemesi garipti. Hayır yani kardeşim şu devirde hala nasıl geri kafalı olabiliyorlardı..

"Sikeyim böyle işi!" Rojda sinirle volta atıyordu. Ellerimi çırparak kıvırcık saçlarımı düzelttim. "Ay,bizim çantalarımız falan da kaldı orada. Allah kahretmesin ya!"

Rojda volta atmayı bırakıp yanıma adımladı "neyse,yüzbaşı geldiğinde ya bizi fark edecekler ya da o gittikten sonra elbet bırakacak" başımı salladım ve etrafıma bakındım"buralardan bı yılan falan çıkmaz değil mi?"

Rojda başını iki yana salladı "senin de baban böyle mi Rojda?" Soruma karşılık durgunlaştı "benim babam vefat etti" yutkundum "başın saolsun" başını aşağıya ve yukarıya salladı "kalp hastasıydı, annemin elini sıcak sudan soğuğa değdirmemişti. Ama çabuk gitti işte bizden..."

Başımı salladım anlayışla "senin baban?" Bu sefer o sormuştu derin bir nefes aldım "askerdi benim babam" hemen lafımı böldü "ay,mekanı cennet olsun " güldüm.

"Yok kız, emekli oldu." O da güldü "ay ben askerdi deyince şey zannettim "

"Sürekli göreve giderdi sınırda olduğu için,iki ayda bir görürdüm ama çok sevkatli aynı zamanda sert birisiydi. Anneme iltifat etmezdi ama sevdiğini hissettirirdi, açıkçası ben babamı birazda büyüyünce gördüm.." anılarımı düşünmemeye çalıştım

"Annem ne kadar sıkı ise babam beni o kadar korurdu onun pençelerinden"

Rojda "umarım babam gibi bir adam ile evlenirim ay yoksa çekemem ben bu içerdeki gibi şeyi" hemen celallenmesine güldüm "ay Allah yazdıysa bozsun valla döverim kız ben bunu"

"Şok şok şok küçük civciv savaş açtı" dediğime gülerken kolumu cimcirdi. "Dalga geçme" dediğine başımı salladım "tamam tamam haklısın" en sonunda onun gönlünü ettiğimde dışarıdan sesler geldiğini fark ettim.

İkimiz aynı anda hareketlenirken kafamı kapıya yaklaştırdım. Dışardan konuşma sesleir geliyrodu ama ben algılayamadım. "Ne diyorlar? Anlıyor musun?" Rojda başını iki yana salladığında "ama kesinlikle tek kişi değil"

Göz göze baktıktan bir süre sonra aynı anda tahta kapıya vurmaya başladık. Yumruklarimiz kapıyı sallarken "yardım ediin!" Benim bağırışımın ardına Rojda bağırdı "burdayız,çıkarın bizi!"

Bizim yumruk seslerimizi bölen şey silah sesleri idi,korku ile Rojda'ya baktım. O ise beni kolumdan tutarak kapıdan geriye çekti samanlıkta olan küçük bir pencere kırıldığında aynı anda çığlık attık.

Korku ile o tarafa döndüm ama bu sefer kapı zorlanmıştı ve bir anda açılmıştı,kilit kırılırken içeriye büyük cüsseli bir asker girdi.

Kafam yüzüne bakmak için yukarıya kalkarken gözlerimiz kesişti,kahverengi göz bebekleri bal rengi ela harelerime tutundu.

Kalbim heyecan ile attığında gelen kurşun sesi ile göz bebeklerim titredi, kapıda duran askeri kamuflajından tutarak içeriye çektim. Daha doğrusu kendime çünkü geriye gitmeye çalışırken ayağım takılmıştı.

Tuttuğum kolunu hemen arkama attığında belimden sardı samanlar ayağımın altında kayarken ağzımdan ufak bir çığlık çıktı "ah!" İkimiz birlikte samanların üzerine yığıldık.

Şimdi buradaki tek sorun onun benim üzerimde iki seksen uzanıyor olması idi, refleks ile kapanan gözlerimi açtığımda üzerimde olan adama baktım. Büyük bedeni üzerime siper olmuş gibiydi. Ağırlığını bana vermiyordu ama sıcaklığını buradan hissetmiştim.

Gözleri gözlerime tekrar tutunduğu anda dudaklarım titredi,sanki gözlerinde bir şey vardı. Tanıdık bir şey değildi ama beni çeken bir şeydi..

"Komutanım!" Bir erkek sesi geldi,sonra arkasından bir erkek sesi daha "komutanım, iyi misi-"

Bu adam niye hala uzerimdeydi ve benden gözlerini çekmiyordu. "Kalkmayı düşünüyor musunuz?" Nedensizce sınırlı çıkan sesim ile adam kalın dudaklarını birbirine bastırıp üzerimden kalktığında bana elini uzatmıştı.

Saçlarıma karışmış olan samanlar beni kaşındırırken elimi kıvırcık saçlarıma atıp samanlari temizlemeye çalıştım! Çalıştım diyorum çünkü kesinlikle kıvırcık saçlarıma oturmuştu o samanlar emindim yani...

Adama bakmadan eline ters bir bakış atıp ayağa kalktım, kabanımı temizlerken Rojda'nın yanında idim.

"Sizin burada ne yapıyorsunuz?" İlk gelen ciddi askerin sorusuna Rojda yanıt verdi "ne yapalım ya,çay kahve falan! Kaynatıyorduk!"

İçeriye giren diğer asker ise yüzünde eğlenceli bir gülüş vardı. "Samanlıkta, bu soğukta ne yapabiliriz Allah aşkına? Ağa bozuntusu attı bizi buraya,hayır anlamıyorum bir adam nasıl devlet memuruna böyle bir şey yapabilir?"

"Buyrun lütfen,karakolda verirsiniz ifadenizi" ciddi olan asker söylemişti bunu,ben saçım ile uğraşmayı bırakıp benim üzerime düşen askere baktım.

İçlerinde en büyük olanıydı, komutanım dediklerine göre onlardan daha rütbeliydi bu büyük adam!

Onun bakışlarını ise bende yakalamak beklemedigim bir şey idi. Lakin sert çehresinde bir tebessüm hakim idi. Hemen kaşlarım çatıldı.

"A a,niye gidicegiz karakola bizim bir suçumuz yok. Ama o ağayı şikayet etmek için kesinlikle geleceğim" Rojda önden giderken bana yol veren diğer yüzünde gülümseme olan askere nazikçe başımı salladım. Teşekkür anlamında.

Rojda'nın arkasından ilerleyen ciddi askerin arkasından ilerliyordum. Dışarıya çıktığımızda aklıma gelen ile benim biraz gerimde yürüyen güler yüzlü askere döndüm "şey, çardakta eşyalarımız vardı. Çantaları-"

Tabii hemen büyük adam girdi araya "ekip arkadaşlarımız alır hanım efendi" hemen ben devam ettim "ekip arkadaşlarınızın almasını isteseydim, soylerdim. Demekki benim almam gereken bir şey ki,zaten bizim eşyalarımızı bilemeyeceğinize göre!"

Hemen bir şey demesine izin vermeden önümdeki üç erkek ve bir kızdan oluşan askerlerin önünden ilerleyerek evin içine ilerledim.

Hayır sinir adam! Lafimin kesilip üzerine bir şey söylenmesinden nefret ederdim. Bütün neşeli halim gitse de merdivenden çıkarken derin derin nefesler alıyordum.

Sakin olup herşey güzel gidecek diye tekrar ettim içimden.

Çantaları masadan alıp hızlı olmadan aşağıya indim ve kendi çantamı koluma taktım. "Buyrun hanım efendi" asker arabasının kapağı açıktı ve başında bekleyen büyük adam vardı. Bana seslenen diğer bir askerdi.

Hayır isimlerini de bilmediğim için böyle asker asker diye sesleniyordum! O ayrı sinir bir şeydi..

Asker arabasına ilerleyerek yüksek olan bu arabaya binmeye çalıştım lakin benim orta boyuma göre cidden büyüktü yani ama hic çaktırmadan Rojda'nın uzattığı eline tutunmuştum ki arkamdan gelen nefes ve ses ile irkilerek omzundan geriye baktım.

Büyük adam "yardım edeyim" diyerek beni belimin iki yanından tutarak bindirmisti. Kaşlarım çatılırken sormayip dimfirek yapmasına sinir olmuştum,Allah'ım! Bu adam ne sinirdi.

Ona bir bakış attığımda kapıyı yüzüme kapatmıştı,yüzünde gülümseme yoktu lakin eğlendiği gayet belliydi. Galiba beni sinir etmek hoşuna gitmişti.

Yumruğu yüzüne bir tane geçirecektim..

§

İfademi vererek odadan çıkmış ve karargah sandalyelerinden birine oturmuştum.

İçerisi gayet iyiydi lakin üzerimdeki kabanı çıkarmamıştım. Rojda'yı bekliyordum,hem nereye ve nasıl gideceğimi bilmiyordum hemde birlikte gelmiştik o olmadan gidemezdim.

Koridorun başından görünen bir asker elinde iki tane karton bardakla bana doğru gelmişti önümde durduğunda onun güler yüzlü asker olduğunu anladım.

"Buyrun" elindei karton bardağa soru işaretli ile doku bakışımı gönderdiğimde güldü "hava soğuktur, arkadaşınızı beklerken iyi gelir diye düşünmüştüm" başımı sallayıp bardağını elime aldığımda güldü ve yanıma oturdu.

Onun gulen yüzü beni de güldürdü. Bunu kabul etmemin nedeni kesinlikle bence arkadaşça yanaşmasında idi. Yani yılışık bir tipi yoktu,iyi niyetli olduğu belli idi.

"Sağolun" başını salladı "Arda ben bu arada, karargahımızın komutanımdan sonra en yakışıklısıyım" dediğine güldüm "bende Efsûn,memnun oldum Arda" başını salladı.

Arda "Seni ilk gördüğümde bir numaralı kankam olacağını anlamıştım" dedi.

"Allah Allah,onu nasıl anladın"

"Aral komutanımın eline ters ters baktığın anda,helal yani"

"Niye bu adamdan bu kadar korkuyorlar yahu?" Meraklı soruma güldü "o yakınları dışında biraz serttir,aslında içinde pamuk gibi bir adam yattığını düşünüyorum kıvırcık kankam ama o pamuk gibi adamı çıkarabilen daha yok açıkçası"

Güldüm. "bence çok sinir edici bı adam" Arda "yok yok pamuk gibidir komutanım, tam sizlik" dediğinde kaşlarımı çatarak ona döndüm.

Ay evlerden ırak olsundu..

Öyle deme kız,tam bir big boy..yeme de yanında yat

Evet tanıştırayım bu benim üç sesim ve kendisi bir o kadar azgın!

"Son kelimen ile bı uzaklastik be Ardacığım!" Dedim 'tam sizlik' deyişine atıfta bulunarak. Güldü telefonuna mesaj geldiğinde hemen açıp baktı ve ayağa kalktı "kıvırcık kankam,seni komutanım çağırıyor"

Kaşlarım çatıldı "Allah Allah! Ne yapacakmış beni?"

Arda "nüfusuna alacakmış" deyiverince kalakaldım orada. Eli ile gelmemi işaret ederek "hadi hadi" dedi. Peşinden ilerler iken "e Rojda ne olacak?"

"Ben onunla ilgilenirim sen kafanı yorma" demişti,birlikte kapısında revir yazan odanın önüne geldigimizde Arda kapıyı gösterip gülümseyerek "benden bu kadardı sonra görüşürüz kıvırcık kankam!" Demiş ve gitmişti.

Arkasından bakarken gulerke başımı iki yana salladım. Elim kapının koluna gitmeden saçlarımı ellerimle düzenledim. Sonra hemen kapıyı iki kez tıklattım ve açtım.

İçeriye adımladığımda görmeyi asla beklemediğimbirini görmüştüm.

Dünya gerçekten küçüktü...

Bölüm sonu

21 yorum