Topuklu ayakkabılarımın mermer zeminde çıkardığı ses ile beraber okulun içinde kendi sınıfıma ilerledim. Neredeyse iki aydır öğretmenlik yapıyordum. Fakat bu iki ay sanki iki yıl gibi çabuk ve güzel geçmişti. Sınıfın kapısına gelerek derin bir nefes alıp yüzüme gülümsememi yerleştirdim.
"Günaydın çocuklar" enerjik çıkan sesim ile herkes bana dönmüş ve bir koyun sürüsü gibi sıralarına geçmişlerdi. "Günaydın öğretmenim" hepsi aynı anda karşılık verdiğinde gülümsedim.
"Oturabilirsiniz" hepsi yerine oturduğunda bende oturdum. "Eveet,açın bakalım kitaplarınızı. Ödevleri kimlerin yaptığına bakacağım" geçen hafta verdiğim ödevleri kontrol etmek için ayağa kalktım.
Sıra sıra hepsini kontrol ediyordum.
Zaten ilk başta ödevi yapmasalar bile verdiğim ceza ile artık hepsi tatlı dilime gelmişti. Ödev yapmayan nadiren çıkıyordu.
Ödevini kontrol ettiğim Berke "öğretmenim, bugün çok güzel olmuşsunuz" deyince güldüm. Her gün en az bir şeyime iltifat ediyordu. Kesinlikle kadınlardan anlayan ve çok çapkın bir çocuk olacaktı. "Teşekkür ederim Berkeciğim,o senin güzel görüşün"
Ağzı kulaklarına varana kadar bana gülümsemesini vererek kitabını kapattı. Saçlarına elimi koyup okşadım. Onun arka sırasında olan Eyüp'ün ödevini kontrol edecegimde yüzünün morluklarla kaplı olduğunu gördüm.
Bozuntuya vermeden ve onu korkutmadan diz çöktüm. Sınıfa baktığımda herkes kendi halinde idi. Onun incinmemesi için sessiz bir şekilde ona yaklaştım. "Bebeğim,senin yüzüne ne oldu?"
Gözleri gözlerimle buluştuğunda anında dolarken kaşlarım çatıldı. Küçük ellerini omzuma koyduğunda omzumfaki elini avucumun içine aldım ve ayağa kalktım. "Çocuklar,ben beş dakikaya geleceğim. Herhangi bir ses veya yaramazlık istemiyorum. Anlaştık mı?"
Hepsi onayladığında Eyüp ile sınıfın dışına çıktım. Kapının yanında duruken önünde eğilerek ellerini tuttum. "ne oldu bebeğim sana? Hm?" Gözlerinden yaşlar düştüğünde göz bebeklerim titredi. Ben bir çocuğun ağlamasına dayanamıyorken nasıl bir çocuğa şiddet uygulanabilirdi?
Eyüp zaten ara ara sürekli böyle izlerle okula geliyordu. Sorduğumda 'düştüm, masaya çarptım' gibi şeyler söylüyordu. Bir kere zorlamıştım anlatması için ama sonu hüsran olmuştu. Bende daha ılımlı yaklaşmaya devam etmiştim.
"Kim yaptı bunu sana bebeğim?" Saçlarını okşadığımda "öğretmenim, babam bana vurdu. B-beni k-kemeri ile-" onu lendime çekip hemen sarıldım. Hıçkırıklar ile omzumda ağlamaya devam ettiğinde ağzım şaşkınlık ile açıldı. Yutkunmaya zorlandım.
İnsanlar nasıl bu kadar acımasızdı? Yedi yaşındaki çocuğun ne gibi bir suçu olabilirdi ki? Kemer ile dövecek kadar ne yapmıştı bu çocuk?
Onu kucağıma alarak zaten küçük ve zayıf olan bedenini sıvazladım. Hemen rehber öğretmen olan Rojda'nın odasına girdim. "Efsûn?" Bilgisayar da olan bakışları bana döndü. Kapıyı ayakkabımın topuğu ile iterek kapattım ve sandalyeye oturup Eyüp'ü kucağıma oturttum.
Rojda hemen gelerek karşımıza oturduğunda Eyüp'ün yüzünü gördü. Kaşları çatıldı. "Neler oluyor?" Eyüp ağlamaya devam ettiğinde saçlarını okşadım. "babası" Rojda hemen anlayarak başını salladı. Ona daha önce bahsetmiştim. Şüphelerimi de söylemiştim.
Eyüp'ü sakinleştirip olayı anlatmasını istedik. Ben kantinden bir meyve suyu alarak Eyüp'e verdim. Rojda Eyüp'ün velisini aradı ancak açmadılar. Eyüp bu derslik Rojda'nın yanında kaldı ve bende ders işlemek için sınıfa döndüm.
Öğle arası zili çaldığında öğretmenler odasına gitmeden Rojda'nın odasına ilerledim. Ne olursa olsun pozitif düşündüm. Bu sorun da çözülecekti elbet. Kapıyı çalarak girdiğimde"Selamm" dedim tüm sevecenlik ile Rojda ile bu iki ayda gayet iyi anlaşmıştık.
Gülerek "gel Efsûn" dedi. masasının önündeki sandalyelere oturdum. "Yemeği söyledim birazdan gelir." Başımı salladım. "ee sen ne yaptın?"
Siyah,düz saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı "babası açtı telefonu ama bana bağırıp çağırdı. Benim yanımda müdür ve yardımcısı vardı. Hemen ilettim. Ama adam bizimle konuşmayı reddetti." Başımı salladım sıkıntı ile "okul çıkışı gidebilir miyiz peki?" Omuz silkti. "Birkaç polis veya jandarma ile olsa daha iyi olur"
Başımı salladım "müdür bey ne dedi?" Başını iki yana salladı "aman be yürüyen göbek ne diyecek" ağzını bir şekile sokarak onu taklit etti "öğrenci ile Veli'nin arasına girilmez. Onlar arasında halleder baba çocuk" taklidini yapma şekline kıkırdadım.
Göz devirdi gülerek "geri kafalı ne olacak?"
"İkna edelim de çıkışta gidelim" başını salladı "kesin bizi korkusundan tek gönderecek" güldüm "aman ne olacak sanki kaçıracak, asıp,kesecekler bizi" ama o gülmedi.
"Efsûn,bu adamlar öyle normal aileler gibi olmazlar." Kaşlarımı çattım "nasıl yani?"
Sıkıntı ile dudağını büzdü "sırf sen ailevi meselelerine karıştın diye hayatını bitirirler" göz devirdim "bırak Allah aşkına Rojda o zaman adam olsunlar,küçücük çocuğa kemer ile vurmak kaçıncı yüzyılda kalmış?"
Başını iki yana salladı "biz yanımıza polis veya jandarma almadan gitmeyeceğiz. Bu adamlar öyle şakaya gelmezler be kızım" Rojda buralıydı. Doğu görevimi yapmak için babam ile tercih yaptığımızda Ağrı ilini en sona yazdırmıştı babam ne hikmetse burası çıkmıştı.
Ama bundan şikayetçi değildim. Seviyordum burayı. Rojda buralı olduğu için daha iyi bilirdi en iyisi başımıza bir şey gelmeden onu dinlrmekti. Biz yemeklerimizi yediğimizde aynı zamanda sohbet ediyorduk.
"Müdür bey,giyimine kuşamına dikkat etsin buralar istanbul,İzmir değil dedi yine" göz devirdim ve güldüm "o yürüyen göbeğin akıl yaşı kaçıncı yüzyılda kaldı hala anlayamıyorum, kimse benim giyimime karışamaz,hem ben yerli yerinde giyiniyorum" başını salladı.
"Aman boşver be güzelim,o kendi göbeğini eritemiyor diye senin çıtır fiziğini kıskanıyor" dediğine kıkırdadım. "ee,ne zaman geziyoruz?" Omuz silkti "benim bu perşembe duruşmam var ona göre bakalım" heyecan ile gözlerim aralandı "e boşanma kutlaması olarak akşam bı mekana gidelim" güldü.
"Çok iyi olur valla" yediklerimizi toparlayarak zil çalmadan ayaklandim "çıkışta ben ayarlayacağım sen bul beni" onu onaylayip öpücük attım ve elimi yıkamak için lavaboya gittim.
Elimi yıkayıp, dişlerimi kontrol ettim. Kıvırcık saçlarımın dağılmış ve çıkmış tutamlarını topladım. Nude renk rujumu abartı olmayacak şekilde dudaklarıma tekrar yedirdim.
Sınıfa ulaştığımda Berke koşturarak yanıma geldi. "öğretmenim" gülümseyerek cevap verdim "buyur canım"
"İki gün sonra doğum günüm var,siz de gelir misiniz?" Gülerek saçlarını karıştırdım "o gün geldiğinde bakacağım bebeğim,mutlaka gelmeye çalışacağım" ellerini çırparak bana sarıldı.
Şaşırsamda güldüm ve saçlarını okşadım. Berke her zaman bana diğerlerinden daha yakın davranmıştı. Sanki tanıdık gibiydi benim için. "teşekkür ederim öğretmenim" öğretmen masasına oturarak yanağından öptüm. "ben teşekkür ederim canım benim"
"Öğretmenim şey" birden ciddileserek konuştu. "hm?" Ellerini ağzının kenarına koyarak kulağıma yaklaştı. Bende kulağımı ona uzattım "öğretmenim sanırım Eyüp'e babası kötü davranıyor" kaşlarımı çattım ve bozuntuya vermedim. "nasıl yani?"
"Sürekli üzgün ve sürekli canı acıyor, yaraları var" üzgün bir şekilde söylediği ile çok tatlı görünüyordu. Dikkatli gözlemi ile arkadaşını fark etmesi ve bunu bana bildirmesi çok güzel bir davranış idi.
"Tamam bebeğim,ben onunla konuşacağım tamam mı? Sen kimseye söyleme bunu?" Başını salladı. "zaten üzülmesin diye kimseye söylemedim öğretmenim" bu ince ve zekice olan davranışına gülümseyerek saçlarını karıştırdım.
Yanağını öperek "aferin benim bebeğime, seni bu güzel davranışın ve düşünceli bir insan olduğun için tebrik ederim. Hep böyle olmalısın " ben yanağını öptüğümde sevinç ile güldü. "Tamam öğretmenim, teşekkür ederim"
O sırada zil çalmıştı. "hadi bakalım derse" ve bir günümüz böyle geçti.
Okul bitiminde Eyüp ile beraber Rojda'nın odasına ilerledik. Derin derin nefesler aldım,pozitif düşünmek benim işimdi. Kötü düşünmekten kendimi hep alıkoyardım.
Kötü düşündüğümde hep kötü olurdu, bende hayatımı pozitif kısımda yaşamaya başladım. Hasta olduğum zamanlar hariç pozitif olmak benim aktivitemdi. Derin nefeslerimi vererek Rojda'nın çıkmasını bekledim.
Elimden sanki umuduna bağlanmış gibi tutan Eyüp bana huzur verdi. "geldim hayatım,hadi gidelim. Maalesef ki polis veya jandarma alamıyoruz yanımıza. Müdür beycigimiz okulumuzun adını böyle emin olmadığımız bir şey ile duyurmamızı istemiyor"
Gözlerimi devirdim "e ne yapacağız o zaman?"
Rojda Eyüp'ün saçlarını okşayarak "Can hoca bizi bahçede bekliyor" yüzümü burusturmamak için kendimi zor tuttum. Açıkçası o adama gram güvenmiyorum. Korkağın tekiydi.
Peki iki saniyede benim umutların çökme hızı halis miydi?
Başımı iki yana sallayıp gülümsedim. İçimden tekrar ettim; herşey güzel olacak,her şey güzel olacak.
Rojda öne binerken bende Eyüp ile arkaya bindim ve Can hoca arabayı Eyüp'ün köyde olan evine sürdü. Bakalım yolumuz gittiğimize değecek miydi?
§
AKAÇ TİMİ
Ağrı'nın soğuk rüzgarlı inleri ve dağlarını emniyete alan timi karargaha dönüyordu. İki gündür ayaklarındaki emektar postallar ile dağları kuşatmış ve görevlerini layıkıyla yerine getirmişlerdi.
Aral Efken büyük askeriye aracın içinde üzerinde hissetmeye başladığı yorgunluğu ile her ihtimale karşı sımsıkı tuttuğu silahını kavrayıp silah arkadaşlarını dinlemeye devam etti.
Arda içlerinde en enerjisi bitmeyendi hala enerjik olan sesi ile "ben acıktım" dedi. "Ne zaman doydun ki?" Dedi ruhsuzca yanındaki Bedirhan. "Benim hanım yapmıştır bir şeyler haber verdim, gel istersen Arda?" Adnan içlerinde tek evli olan idi.
Arda anında kaşlarını kaldırdı "yok abi ben tokum,almayayım" Adnan'nın cazgır eşini hiç sevmiyordu. Ezgi burnundan güldü "sen ona yengeden korkuyorum desene" Bedirhan ona gülerek katıldı.
"Ne korkacağım be ben ondan?" Arda inkar etti. "Kadın tabağı önüne koyduğunda sıçıyorsun oğlum sen" dedi Bedirhan.
"Allah Allah,benim melek gibi karımdan niye korkuyorsun Arda?" Adnan anlamazca sorduğu soruya hepsi içten içe güldü. Adnan kesinlikle çok şaftı kadın onu parmağında oynatıyordu.
"Yok be abi,ne korkacağım. Benim işim var hem" Arda aklına bir şey gelmiş gibi ekledi "Meriç ablan hamileydi galiba, doğurdu mu?" Araba kullanırken tüm dikkatini veren Meriç ciddiyet ile konuştu "aynen"
Bedirhan kaşlarını catip çok ciddi bir şekilde sordu "dayısı mı oldun şimdi?"
Meriç aynadan ona baktı tek kaşı kalkarak "yok,ebesi oldum" Arda kıs kıs gülerken Bedirhan ona tip tip baktı. "ne gülüyorsun oğlum"
Arda "hayır yani çocuğumuz olduğunda nesi olacağını düşünüyorum be gülüm" Bedirhan ona göz devirdi "gevşek" Arda kolunu onun omzuna attı "hadii hadi, seninde gönlün var biliyorum" Bedirhan silahının arkası ile onun kolunu itti.
Ezgi onlar atışmaya devam ederken telsizden gelen aramayı yanıtladı ve ilk önce komutanına bildirdi. "Komutanım albay arıyor" Alptemur sadece baş işareti verdi ve dikkat ile dinledi.
"Albay mı? Hayırdır inşallah niye arıyormuş?" Ezgi Arda'nın saçma sorusuna karşılık yanıtsız kalmadı "yemek yapmış çay demleyeyim mi diye arıyor!"
"AKaç timi!"
"Akaç timi dinlemede komutanım!" Ezgi sert sesi ile albay ile konuşup komutanına döndü ve olayı izah etti. Hep beraber denetlemek için yakınlarda olan köyün yolunu tuttular.
Başta Aral Efken olmak üzere hepsi teker teker askeri araçtan inip köyü turlamaya başladılar. Aral Efken'in heybetli vücudu önde giderken köylüler hemen ağaya haber salmıştı.
"Hoş gelmişsen komutanım " Aral Efken sert hareleri ile başta konuşmasından kıl olduğu adamı başı ile onayladı. "Hoş bulduk mu göreceğiz,köyde bir kaç bakılması gereken yer varmış bı göz atacağız" konuşmayı hiç sevmezdi.
Hele boş insanlara laf anlatmaktan ve açıklamaktan nefret ederdi. Ağa yerinde kıpırdanıp burun kıvırdı. "hayır olsun inşallah" gözleri feldir feldir adamlarında idi.
Yaptığı şeyin ortaya çıkmasından korkuyor aynı zamanda Aral komutanın gözünden hiçbir şeyin kaçmayacağını biliyordu. Aral Efken'i tanımayan yoktu,herkes onun güçlü vücudu,sert çehresi ve sivri dilinden korkardı.
Askerleri etrafa bakarken ellerinin arasındaki ağır silahı tutmaya devam etti. Aynı zamanda yanındaki ağa ile ilerliyordu. "Komutanım,uzun zamandır uğramıyorsun özlettin kendini" alayla konuşan adama Aral Efken samimiyetten uzak dudaklarını kıvırdı.
"Her halinden belli oluyor Ali Ağa,bir çayını içerim" bu adamı ne kadar sevmezse sevmesin onu sinir etmek için her şeyi yapardı Aral Efken adamın kendisini sevmediğini biliyordu.
Ali Ağa utana sıkıla kendi büyük evine haber saldı çay demlenmesi için. Adamlarına da samanlıkta bir yaramazlik çıkmasın diye tembih etti.
Eğer karşısında olan bu gözünden korku salan adam samanlıkta tuttuğu iki öğretmeni öğrenirse bütün namı karalanır idi.
Ve bu komutanın ona yapacağı şeyleri düşünemiyordu bile. "var mı yakın zamanda bir yaramazlık" timi toplanmış Ağa'nın evine ilerlerken Aral Efken arada erzak almak için inen teröristlerin baskınından bahsediyordu.
Köyleri sık sık bu yüzden gezerler idi. Erzak almak için kaç can,kaç beden,kaç minik evlat kaybetmişti bu köyler.
"Yok komutanım,şükür bir aydır rahatız, köylümüz işinde gücünde" Aral Efken başı ile onayladı ağayı. Ağa'nın evine ulaştığında evin arkasındaki koca samanlıkta olan Efsûn ve Rojda çıkış yolu aramaya çalışıyordu.
Timin sonunda sıkıca kavradıkları silahları ile etrafa delici bakışlar atan Arda ve Bedirhan Ağa'nın değişik davranışlarını görüyorlardı. Bu adam terör olaylarını köyün adı kötü anılmasın diye haber bile vermiyormuş ilk başlarda.
"Bu herifin bugün gözleri fıldır fıldır titriyor mu? Bana mı öyle geliyor?" Arda fısıldayarak fikrini belirtti. Bedirhan düz ifadesi ile ona katıldı "bı bok kokusu geliyor bundan ama,hadi hayırlısı"
"Hoş gelmişsin Aral komutanım" Ali Ağa'nın küçük oğlu bahçede koşturarak Aral Efken'in uzun bacaklarına sarıldı. Aral Efken hafif tebessümü ile bir dizini eğip Eyüp'e döndü. "Hoş bulduk,küçük adam. Al bakalım bu senin" her zaman cebinde taşıdığı mentollü şekerden verdi çocuğa.
"Ama bu çok acı Aral abi" Eyüp dudaklarımı büzerek konuştu. "Bir dahakine başkasını getiririm sana aslanım"
"Erkek adam çilekli,karpuzlu yemez Eyüp. Alış naneliye" Arda takılmak için küçük cocugun yanağını sıktığında "ama sende bunu yemeden tükürüyorsun arda abi" Eyüp herşeyi ele verdiğinde Arda kaşlarını çattı.
"Kim?"bu sefer Eyüp kaşlarını çattı "sen?" Arda başını iki yana salladı "yoo,yok öyle bir şey" Eyüp burnunu kırıştırarak "yoo,ben gözlerimle gördüm" Arda tekrar konuşacağı an Aral Efken kaşlarını çatarak çocuğun yüzündeki darp izlerine baktı. "Ali Ağa,hayırdır?" Çenesi ile Eyüp'ü gösterdi.
Ali Ağa yerinde bozuldu,kıpırdandı. "Ali Ağa, ağasın dedik, büyüksün dedik. Uyardık. Adamlığa sığar mı bu?" Aral Efken yerinden kalktı yavaşça, kucağında tuttuğu silahı ile adama yürüdü.
"Y-yok komutanım, düş-" Aral Efken onun palavrasına kalmadan yakasından yakaladı adamı. "bana bak ağa! Senin o çocuğuna el uzatan parmaklarını teker teker söker önüne atarım senin!" Parmakları kaşınıyordu şu adamı bogmamak için.
"Komutanım" Ezgi'nin sesi ile gözlerini devirip adamı geriye savurdu "alın şu serefsizi,doldu senin süren" Aral'ın emri ile Ali Ağa'nın üzerine yürüyen Meriç ve Bedirhan adamı iki taraftan tuttu.
Aral Efken gözlerini kısarak ilerideki dağlara baktı kuşku ile kulağına gelen seslerle kaşlarını çattı. Bu adamın bir şey sakladığını biliyordu kesinlikle!
Eli ile çenesini kaşıyarak evin arkasına dolandı,samanlıkta gelen seslere bakamadan başını teyit geçen kurşun hemen itkilmesine neden oldu. Biçimli kaşları çatıldığında kurşunun geldiği tarafa bakarak silahını doğrultup yakınında bulunan eve yöneldi çevik hareketler ile.
"Çocuk!" Diye bağırdı ekip arkadaşlarına "bizde komutanım" Adnan'ın sesi idi bu. Gözlerini ayırmadan farklı bir kişiliğe bürünen ruhu ile silahını kavradı.
Taşların arasındaki bedenleri seçmeye çalışırken önündeki samanlığın kapısına vuruluyordu. Bakışlarını çekmeden gözüne kestirdiği adamı omzundan vurdu.
Gözlerini oradan ayırmadan çevik hareketlerle samanlığa ulaştı. Heybetli vücudu metrelerce uzaktan kendigi belli eden adam aynı zamanda silahı ile ateş ediyordu.
Tek kolunun dirsegini samanlığın kapısına geçirdiğinde gürültü açılan kapı onu bir çift bal rengi göz ile karşıladı.
Koluna saplanan acı ile yüzünde mimik oynamayan adamı çığlık atarak gözlerine baka
kaldığı kadın içeriye çekti.
Aral Efken bir koluna birde küçük elleri bedeninde olan korkmuş kadına baktı bu saatten sonra böyle bir acemiliği nasıl yaptığına yanabilirdi...













