İçeriğe geç

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 12 · 15 dk okuma

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 12

Bölüm 10|

Yüzüme çarpılan soğuk su ile derin bir nefes alarak gözlerimi açıp başımı dogrulttum. Saçlarımın önü ıp ıslak olurken şaşkınca açılan gözlerim ile etrafa baktım.

Karşımda olan takım elbiseli,hafif uzun boylu adamı sanki gözlerim bir yerden ısırıyordu gözlerimi kıstım "günaydın güzel kız" dedi iğrenç bir ses tonu ile. İfadesiz kalmaya çalışarak etrafıma bakındım. Bir sandalyede bağlıydım ve yıkık dökük bir odanın içinde etrafımda siyah takım elbiseli adamlar vardı.

"Begendiremedik galiba?" Dedi yine aynı ses tonu ile kaşlarım bu sefer çatılırken "kimsiniz?" Dedim. Sesim kısık çıktığı için boğazımı temizledim sonra.

Yüzünde salak bir sırıtma peyda oldu "aslında çok yakından tanıyor olman gerek tatlı kız,bende seninle böyle tanışmak istemezdim biricik kuzenimin altına aldığı kadını böyle ağırlamak bize yakışmazdı" dedi. İğrenç gözleriyle beni süzdü.

Sinirle güldüm. Böyle laflara geleceğimi mi düşünüyordu? "Siz kimsiniz lan? Neden kaçırdınız beni?" Dedim. Yüzündeki ifade dumura uğrarken kaşlarını kaldırıp ağzını büzdü.

Meymenetsiz surat..

"Sertiz, Aral'ın seni neden yanında tuttuğunu anladım şimdi" parlayan siyah ayakkabısı ile bana doğru yaklaştı ifadesiz tutmaya çalıştığım yüzüm ile ona baktım. "Ama bu Gardını indirsen güzel olur,yoksa çok canın yanar"

Bileklerimde olan ip kesiyordu tenimi. "Ay çok korktum,nolur beni bırak abi! Ne istersen yaparım!" Alaylı sesim ile kaşları çatılırken sinirle yine ağzını büzdü.

Ne o ağzı tikin mi var beybisi?

Elleri birden saçımı bulduğunda saçlarımı kavrayıp geriye çekti ağzından bir inleme peyda olurken dudaklarımı birbirine bastırdım. "Kaşınıyorsun ama sen,ben kaşımayı çok severim"

"Ne istiyorsun?" Dedim. Kafamı öne savurarak saçımı bıraktığında tekrar benden uzaklaştı "sen sadece bir piyonsun merak etme ,sadece birazcık oyun oynayacağız bu durumda sen uslu durup sorularımıza cevap vereceksin"

Güldüm "ne o sen şah olduğunu falan mı sanıyorsun? Unutma ama onun tek işlevi beklemek ve kaçmak...en sonda ise kapana kısılır."

Çirkin gülümsemesi ile "akıllı kızsın ama bir o kadarda safsın,bakın icabına" dedi sinirle ve çıkıp gitti. Tamam aşko,en tehlikeli sensin..

Üzerime üzerime gelip ağzımı bantlayan adamlar çıkmıştı. Gün batımına doğru kapımda bekleyen ve bana dönük olan iki korumanın birine bantlı ağzım ile konuşmaya çalışmıştım. "Ne zaman bırakacaksınız beni?" Boğuk çıkan sesim ve düzgün cümle kuramamam ile adam kaşlarını çattı. "Ne diyorsun bacım?"

Anan diyorum canım,anan.

"Ağzımı aç" dediğimi tekrar anlamamış olacak ki üfleyip ağzımı açmaya yoneldigimde diğeri onu durdurup kapıyı gösterdi ağzımı açmak isteyen sarışın adam ise parmakları ile iki yaptı. Diğeri onu onaylayıp kapıya yaşlandı iyice. Ağzımı açan sarışın ile derin bir nefes aldım "ay bunaldım ayol,ne zaman salacaksınız beni?" Soruma sarışın omuz silktiginde diğeri ile yine bakıştılar.

"Patron yarında burada olduğunu soyledi"

"Patronuna sıçayım" hayır, hayır ben normalde küfür eden bı insan değildim hatta hoşuma gitmezdi pek. Lakin şuan susuzluktan kaşınan boğazım,neredeyse kesilecek olan bağlı ellerim ve yıkık dökük odada donan bedenim ile asla ağzımı tutmazdım. Kimse benden bunu beklemesindi.

"Bence daha fazla konuşmamalısın bacım, senin hayatın için" diyerek ağzımı kapattı ben ona göz devirdiğimde kapı tıklanmıştı. Kapıda olan çatık kaslı adam kapıya dönmüşken sarışın arkamda olan duvara bakıyordu galiba. İçeriye yine o adam girdi.

Yüzüm kendiliğinden öğrenmiş bir hal aldı. Sarışına işaret verdiğinde ağzım açılmıştı. Bandın verdiği yapışkan his ile bile bile adamın ayağına tükürdüm. Simsiyah parlayan ayakkabıları kirlendi. Oh olsundu.

"Uslu dur istersen! Şimdi anlat,belgeler nerede?" Sinirden ağrıyan başım ile onun sözlerine giz devirdim. "Yahu ne belgesi? Sen ne anlatıyorsun sabahtan beri ya? Mal mısın sen? Bileklerim kesilecek neredeyse başımda duran iki adamla nasıl kaçayım?" İlk defa sinirle birine bu kadar çıkışıyordum.

Bu adamdan o kadar iğrenmiştim ki, ağzıyla Balık tutup dünyanın en iyi insanı olsa yaranamazdı bana. Bir kere soğuduğumda gerisi gelmiyordu bende.

Ağzıyla kuş tutsa o..

Durur musun! Şuan daha önemli meselelerimiz var, seninle uğraşmayız!

"Sen çok konuşuyorsun bak! Boş boş konuşmayı bırakta dosyaların yerini söyle!"

"Tövbe Allah'ım ya! ne dosyasından bahsediyorsun anlamıyorum?"

Güldü sinirle "sen bence gayet iyi biliyorsun, Aras'ın imzaladığı dosyalar!" Bağırması ile göz devirdim. Yüzümü buruştururken "Aras kim onu bile bilmiyorum,Allah aşkına çöz şu ekimi kolum kesilecek artık!"

"Hah! Demekki seni uzun süre misafir edeceğiz,zaten Aral Efken seni çoktan kovdu,peşine de düşmeyecektir!" Kaşlarım çatıldı. O konuşmayı nereden biliyordu? Aral Efken beni bulurdu! En azından Berktuğ bulurdu beni!

Aral Efken konusunda emin misin? Başından savmıştı en son bizi?

Gözümü açıp kapattım. Emindim, bulacaklardı beni.

"Ah küçük kız..hala inanmıyorsun ama o ikizini de bıraktığı gibi,seni de bıraktı" kaşlarım çatıldı bu sefer "onun ikizi-"

"Ölmedi! Aral Efken kendisini öne çıkarmak için onu ortadan kaldırdı sadece! İkisine bunu yapan seni çoktan gözden çıkarmıştır Efsûn! Çok geçmeden dosyanın yerini söylesen iyi edersin! Ölmeden önce bize bir yararın dokunmalı!"

Ve odadan çıktı gitti.

Ağzım tekrar bantlanırken beynime dolaşan düşüncelere lanet ettim. Aral Efken böyle bir şey yapmış olamazdı,o sadece bir kaç aydır tanımama rağmen böyle bir şey yapacağına inanmıyordum. Niye böyle bir şey yapsındı ki?

O gittikten sonra onun emeklerine konmasını istemedi Aral

kuzenleri üstüne çökmeye çalışıyor

Büyük ihtimalle aradığı dosyanın yerini söylemem için böyle diyordu,lakin gerçekten ikizi Aras yaşıyorsa ne olacaktı? Buğra'yı alacak mıydı? Gerçi ben artık olacak mıydım? Bana sadece memleketime gitmek mi kalacaktı?

Anlam veremiyordum!

Efken kuzenleri ile arasında olan şeyi öğrendim diye benimle kalmak istemediğini söylemişti,kuzeni ise beni onun sevgilisi sanıyordu yani Efken bana zarar gelmemesi için mi böyle bir şey demişti?

Adam seni kimse gibi görüyor? Niye endişelensin?

Sinirle dolan gözlerimi tavana diktim. Bu nasıl bir çıkmazdı bilmiyorum ama ilk önce buradan kurtulmam gerekiyordu..

Sağ tarafında çok küçük bir pencere vardı arkamdan vuran ışığa göre arka tarafımda da pencere vardı. Pencereye alıcı gözle baktım. Buradan çıkabilirdim. Filmlerde hep tuvalete gidiyorlardı ama bu yıkık dökük yerde lavabo olacağını sanmıyordum.

Yerimde soğuktan titremeye başlarken kıpırdandım. Nağlet gelsindi!

Önümde olan sarışına boğuk sesim ile bağırdım. Bana döndüğünde elimi gösterdim,o anlamayarak başını iki yana salladı,tekrar elimi gösterdiğimde burnundan bir nefes verip ağzımı açtı.

"Bari elimi gevşetin" dedim. O ise gozlerini kısıp "yok ya,sonrada kaç dimi?" Dedi. Göz devirdim yakında göz devirmekten gözlerim yuvalarından çıkacaktı "iki tane Dalyan gibi adamı alt edip nasıl kaçayım ben?" Dedim.

"Başka bişey yoksa-"

"Var,su" ilk önce bana iyice baktı sonra bir nefes verip başını salladı diğer adama başıyla işaret verdi "Emin misin abi?" Sarışın olan başını salladığında bana ters bir bakış atıp çıkmıştı.

Sarışın onun gittiğinden emin olurken ceketinin cebinden bir kelebek çıkardı. Korku ile geriye çekildiğimde arkada olan ellerimin avuç içine bıraktı kelebeği. "Elif ablanın selamı var abla" dedi ve ağzımı bantladı.

Ona şaşkınca baktığımda işaret parmağını dudağına götürerek sus işareti yapmıştı bana. İçten içe mutluluktan uçarken aklımdan planlar kurmaya başlamıştım. Bu gece burada tutulacaktım. Adamların az olduğu vakit gece yarısı gitmek en mantıklısı idi bence.

Gece ne kadar soğuk olursa olsun kurtların, kuzuların içinde olmak içeride olan iğrenç adamlardan iyiydi. Yapacak başka bir şey yoktu. Buradan kurtulmalıydım. Suyu getirdiklerinde bir şişeyi bitirmiştim. Akşama doğru güneş iyice battığında etraf zifiri karanlık olmuştu. Buradan çıkmalıydım.

Sarışın olan dışarıya çıkarken son kez bana bakmıştı. Bekledim,zamanın geçmesini bekledim içimden saymaya başladım. Dışarıdan gelen araba sesleri ile kafamı dikkat çekmemek için yavaşça kaldırıp gözümün kenarı ile baktım. Gitmişti o adam.

Başımı yine eğdiğinde biraz gözlerimi diblendirdim ve aklımdan yine planlar kurmaya başladım. Yaklaşık yarım saatin sonunda başımda bekleyen ve camdan dışarıya bakan adamın dikkatini çekmek için bacaklarıma güç verip ayağımı yere çarptım.

Çıkan ses ile çatık kaşları ile bana döndü. Adamın kasları sürekli çatık oluyordu yahu!

Efekan yapma oğlum öyle kalıcaksın..

Ağzımdan çıkan mırıltılar ile "ne diyorsun bacım yine?" Dedi bana asabi asabi,bu herif ile nasıl uğraşacaktım acaba ben?

Ağzımı açmazsan nasıl konuşayım akıllı bıdık?

Burnundan bir nefes verip sertçe ağzımdan bantı sıyırdığında inledim. Eşek herif! "Lavabo" dedim. "Olmaz" dedi hemen. "Altıma yapayım o zaman" dememle göz devirip bileklerimi çözdü.

"Kalk! Duş önüme!" Tamam reis,sakin ol. Anladık tehlikelisin,tehlikenin içinden geldin. Bu kadar abartma ya!

Ben önde o arkada odadan çıkarken kıpkırmızı çizgi halini almış bileklerimi ovusturdum. Kangren olacaktım az daha şerefsizler.

Odadan çıktığımızda hemen yarım metre yanında üç küçük benzin şişesi vardı birinin kapağı açıktı ve kokusu her yeri sarıyordu Allah'tan benzin kokusunu seven birisi idim. Neredeyse iki metre ötede olan kapıdan içeriye girdiğimde benden iki tane kişinin anca sığacağı bir lavabo ile karşılaştım. Klozet ve el yıkama yeri vardı lakin buradan hemen çıkma isteğimi uyandırıyordu.

Elim bile bir yere değecek diye korkmuştum,o kadar bakımsız ve pisti yani. Sıkıntı ile etrafa bakındım. Bir cam vardı lakin bu kırık klozettrn oraya asla çıkamazdım. Ve oldukça küçüktü. Sıkıntı ile için içimi yerken iğrene iğrene suyu açtım belki bı ise yarar diye.

Hemen önümde dikdörtgen aynanın sadece üstü kalmış kırık dökük aynada kendimle yüzleştim.

Neredeydiler? Niye hala gelmemislerdi?

İllaki haberleri olmalıydı lakin neden bulamamışlardı beni? Ela gözlerim kırık camda harelerimde takılı kaldı. Niye böylesine kırmıştı cümleleri beni Aral'ın?

Bunu şuan düşünmemeliydim. Etrafıma bakındım tekrar lavabonun ucunda olan çakmağı görünce gözlerim parladı resmen,gelirken koridorda kimsecikler yoktu. Soğuktan donmak uzereydim. Kenarda olan demir sopayı soğukta neredeyse titretecek olan vücuduma inat yerden aldım.

Kapının deliğinden dışarıya bakmaya çalıştım. Loş olan doğru düzgün ışık olmayan yerde sadece çatık kaslı adam vardı. Arkası dönük ellerini arkasında birlestirmisti. Derin bir nefes aldım ve yavaşça kapıyı gıcırdatmadan açmaya çalıştım.

Seri hareketler ile sopayı adamın kafasına indirdiğimde yerde iki büklüm olmuştu. Sopa demirdi sonuçta. Açılan siyahceketinden hemen silahı almak için eğildiğimde bir kolumdan tutmustu. İşin garip yani ikimizde ses çıkarmıyorduk. İstese beni yere serebilecek güçte idi.

Boşta olan elimde sopa olduğu için sırtına bir sopa daha geçirdim,koluna da vurdugumda elimi bıraktığı an sopayı hızla kavrayıp ensesine vurdum bayilmasi için.

Ay, Allah'ım sen affet...

Kenarida olan ağzı açık bidonu aldığımda yere düşen çakmağı cebime katıp silahı diğer elime aldım. Tekrar odaya geçtiğimde sandalyede otururken arkamda kalan pencereyi kelebek yardımı ile açtım. Allah'tan tek katlı bir evdi. Penceren dışarıya atladım,arkamdan "hey!" Sesi geldiğinde benzin kutusunu ayaklarımın arasına alıp silahı adama dogrulttum.

"Yaklaşma!" Mırıldanmama rağmen sert yapmaya çalıştığım sesimle adam yatıştırmak istemeden kendi silahını çekti bana. "Silahı kullanmayı bile bilmiyorsun bacım bırak onu!" Dedi bana.

Bacına sıçayım!

"Babam albay!" Dedim sesimi ona duyurmak ister gibi "yani, on yaşında öğrendim ben bunu" yalan!

Bir adım geri gidip ayaklarımın arasında olan benzin şişesini devirdim tekme atarak. Şişeden benzin oluk oluk dökülürken silahı indirmeden cebimde olan çakmağı çıkarıp görmesi için tüpüne basarak yaktım. "Önce sen bırak o silahı bacısı" dedim.

Şuan hayatımda hiç yapmadığım şeyleri yapıyordum,şimdiye kadar hep gereksiz inat olan ben nasıl böyle bir şey yaptığımı bilmiyordum lakin kendimle gurur duymuştum.

Arkamdan başıma değen silah ile kalakaldım "silahını bırak,zorluk çıkarma!" Dedi tanımadığım bir ses. Yutkundum. Hay sikeyim!

Kendimi oveli saniye geçmedi,maşallah dediğim iki dakka yaşasa keşke!

Pes edemezdim,buraya kadar gelmiştim. Soğuktan titremeye içindeki adrenalin ile unutan bedenimi tekrar bu eve sokamazdim.

Yutkundum ve çakmağı tekrar yakıp benzin şişesini. Üzerine attım. Bir anda yaptığım şey ile aleylenen şişe resmen sağ tarafimda bir ateş dağı olmasını sağlamıştı. "Lan!" Yangın büyürken ayakkabima bulaşan ateş ile çığlığı basarak arkamda olan adamı yanan ayağım ile ittirdim. Ayağımın ateşi sönene dek iki,üç kez tekme atmıştım. Adam ateşin sardığı otlara düşerken ağlamaklı bir hal almıştım artık. Önüme döndüğümde diğer adam ateşten dolayı bana ulasamazdi sanki ateşte bu gece benim yanımdaydı. Ayaklarımın ateşi geçmesi ile hic kimseyi umursamadan koşmaya başladım zifiri ormana.

Gözlerimden kendiliğinden yaşlar süzülürken gözüm buğulandığı için göremiyordum önümü.

Arkamdan bağırışmalar duyuyordum. Lakin bacaklarım öyle bir konumlanmıştı ki asla durmuyordu. Kimseyi duymuyordum. Nereye gittiğini bilmiyordum,ağaçların arasından, çalılardan atlaya atlaya nefesim tukenene kadar öyle koştum ki arkamdan artık sesler gelmiyordu.

Etraf çok karanlıktı hiç bir şey seçemiyorum. Durusam eğer beni bulurlar diye korkumdan hızlı hızlı yürümeye devam ederken bir yandan da aglamadigim kadar ağlıyordum.

Çoğu insanın canını yakmak zorunda kalmıştım,Allah'ım affetsindi.

Bütün ormanda sesim yankı yapmasın diye elimi ağzıma kapatarak içli içli döktüm içimi. Göz yaşların tukenirken soğuk hava vücuduma akın etmeye başlamıştı.

Beyaz tenim sayesinde kıpkırmızı olduğuna emin olduğum burnum ve gözüm yanıyordu. Birden o an bir şey oldu. Kar yağmaya başladı. Gözlerim gökyüzünü bulurken burnumu çektim.

Bu bir işaret miydi? Bir kaç dakika kafamı toplamak için bekleyip donarak ölmemek için bir yol bulmaya çalıştım. Ellerim soğuktan uyusmaya başlamıştı. Avucumu elime yaklaştırıp nefesimi üflemeye başladım. O sırada karın yağış şekline dikkat ediyordum. Benim önüme doğru yağıyordu. Doğru yoldaydım!

Kemik görmüş köpek gibi koşmaya başladım,belki 15 belki 20 dakika kosmustum bilmiyorum ama bir yol buldum. Karın hemen hemen kaplamadığı toprak yol kesinlikle bir eve veya ana yola çıkmalı idi.

Soğuktan titreyen bacaklarım ile koştum,koşmak iyi gelecekti kendimi buna inandırdım yada ama bedenimin sıcaklaması için yukarıya giden toptan yolda koşmayı tercih ettim.

Koştum, koştum, koştum bacaklarımda artık derman kalmamış etrafta olan kurt ve bilmediğim hayvan uğultuları artmıştı. Sürekli bir domuza denk gelmemek için dua ederken yolun kenarında olan ağacın dibine çöktüm.

Niye kimse beni almaya gelmemişti? Lanet olası yerde beni kurtlar kuzular yiyecek miydi? Niye gelmiyorsun Efken?

Tekrar gözlerim dolmaya başlayacağında burnunu çektim. Başımı oynadığım karlı topraktan kaldırırken yere oturduğum için popom ıslanmıştı. Zaten dokanan bedenim daha da soğudu. Botlarim çamur olmuştu. Dustugun için dizim açıyordu ve üzerimde olan siyah mont bir dala çarptığım için yırtılmıştı.

Ama ben bunu çok seviyordum ki...

Gözlerim tekrar dolduğunda oldukça yakından gelen köpek sesi ile yerimde diklestim. Gözlerim korku ile etrafta gezindiğinde gözlerimin önünde onu görmeyi beklemiyordum.

Bu Aral Efken'i beni almaya gelmişti.

Hayır,dikkatli bakıyorum bu Aral Efken değildi ama o da olabilirdi.

Başıma çöken sızı ve kapanan gözlerim ile ayağa kalkmaya çalışırken bu adamın kollarına serilmem bir olmustu.

§

Y

AZAR ANLATIMINDAN

Aral Efken yattığı hastene koltuğunda sinirle söylendi. "ne demek Efsûn biliyor?" Sert sesi karşısında duran Berktuğ'un şaşırmasına neden oldu

"Kutu kıza gelmiş,kuryeyi hiç gözü tutmamış ne deseydim? Ondan laf çıkmayacağını biliyoruz ikimizde" dedi Berktuğ daha sakin bir ses ile.

Aral Efken sinirle çenesi kasıldı,bu işe Efsûn girerse canı yanardı,sadece Efsûn'un değil kendi canıda yanardı.

"Benim bir bok bildiğim yok Berk! Ben sana demedim mi kimse öğrenmeyecek diye?" Ona sinirlendiğinde böyle konuşurdu Berktuğ ise onun bu hareketlerine anlam veremiyordu durum bu kadar ciddi miydi?

Aral Efken kafasında ölçtü tarttı, gözünün önüne Efsûn'un güzel yüzü, saçları geldi. Başını iki yana salladı sinirle "Kalamam bundan sonra Efsûn ile, memleketine gidecek" sessizlik oldu "saçma sapan-" Berktuğ'un lafını böldü bu sefer sert sesi. "Saçma falan değil, o zaman İrem'de bilsin. O da karışsın işin içine,hatta Elif de bilsin,Arda da,Meriç de" böyleydi onun için değerli insanlara zarar gelse ne olurdu? Ne yapardı? Göz göre göre ateşe atmaktı bu!

"Bitti dedim Berk! Buraya kadar yarına bilet alıp gönderiyoruz,daha fazla burada kalamaz!" Berktuğ çocuğun sert sesi ile kaşları çatıldı "durum bu kadar ciddi mi?" Aral Efken başını salladı. Maalesef,öyleydi.

"Onu tanıyorum,o yedi ceddi bozuk osilik neler neler yapar,adam değil o." Kuzenini tanıyordu,tam bir ırz düşmanı idi. İşin başında normal biri gibi görünse de için psikolojisi bozuk bir şizofren yatıyordu.

"İrem böyle bir şey ile tehdit altında kalsa ne yaparsın Berktuğ? Hm? Aynı şey oğlum ben onu göz göre göre bu işe sokamam,o ırz düşmanı illaki kullanacaktır Efsûn'u!" Kafası düşünmekten yarılacaktı sanki.

Gözlerini sinirle kapatıp açtı. Kabul ediyordu en baştan bu yana Efsûn kesinlikle onun dönüm noktası idi. Genç kızın gözlerinden savrulan kelimeler, saçlarından yayılan o güzel çiçek kokusu Aral Efken'i ilk baştan bu yana ben bu kızla evlenirim. Dedirtmisti.

Sinirle bitmeye yakın olan serumuna bir bakış atıp serumu hızla kolundan söktü vücuduna bir anlık bir ağrı girse de acı eşiği yüksek olan bu dağ gibi adamın bundan mimik kadar etkilendiğini söyleyemeyiz.

"Olum,napiyorsun?" Dedi hemen Berktuğ bu adamı ne kadar sevse de inadı ömür törpüsü idi. "Yeter bu kadar,topla şunları gidelim artık. Zaten niye geldiysek amına koyayım bir şeyim yok benim" dedi sinirle eline yüzüne bir su çarpmak için odada bulunan küçük banyoya girdi.

Elini yıkayıp soğuk suyu yüzüne çarptı. Aynada kendisi ile karşılaştı sonra bütün kaçtığı duygular firar etti o an, omuzları düştü. Şimdi bu kıza nasıl git diyecekti?

'yıllar sonra aile sevgisini, huzurunu bölmeden bana tattırmış,melek yüzlü bu kıza nasıl git diyeceğim ben? Her baktığımda annemin sevkatini gördüğüm o çehre ne kadar üzülecek? O merhametli,benim aksime cıvıl cıvıl kalbi cicek gibi nasıl solacak? Bunu ben nasıl yaparım?'

Hızla çıktı lavabodan. Başka bir çözümünü bulacaktı. Bulmalıydı, duygularından kaçan bir adam değildi. Biliyordu bırakamazdı,başka bir yolu da yok gibiydi ama. Zorundaydı. Kafasını yiyen düşünceler ile eşyalarını toplarken üzerine bir kazak geçirdi.

Uzun zamandır nerde olduğunu bile bilmediği telefonunu esyalarinin olduğu yerden alıp arka cebine sıkıştıracağı anda çalmaya başlamıştı. Kaşlarını çatarak yabancı aramayı cevapladı.

"Abi,benim Elif. Efsûn.. kaçırıldı şuan Tamer'in kaçırdığını eminim. Aratiriyorum sana konum atacağım" ve gelen dıt dıt dıt sesi.

Aral Efken olduğu yerde kalakaldı. Yutkundu derince aklindan,kalbinden öyle duygular geçti ki. Profesyonelce yaklaştığı tüm işler birden çöktü.

Omuzları düşerken kendisini toparlaması gerektiğini kendine defalarca kez tekrarladı ve tekrar diklesti. Berktuğ'a dönerek "Efsûn, Tamer'in elinde" dedi sadece sonra iki adam hızlıca çıkıp askeriyeye ulaştı.

Elif'in ajan oldugunu ve vatanına çalıştığını anlamıştı Aral lakin Elif kimseye söylememesine rağmen,şimdi ikisinde bilip sustukları gibi birbirlerine yardım ediyorlardı. Olayın sonunda ikisi de ağzını açmayacaktı, gözleri ile anlaşıp olayın üzerini kapatacaktı.

Hızlıca karargaha varan askerler üniformalarını giyerek göreve çıktılar bu her zamankinden farklıydı. Hepsi böyle hissedebilirdi lakin Aral Efken ayrı hissediyordu. Ailesini kaybetmesinin üzerine yıllar gecmisti lakin ilk o zaman başlayan ve bir daha bilmediği bu yangın içinde başlamıştı.

Nefesi sıkışıyor,sinirle dişlerini kırarcasına sıkıyor sonra Efsûn'un bu soğukta nasıl üşüdüğünü düşünüyor gözlerini kaoayip açıyor sonra kuzeni denen o Tamer'in kıza neler yapabileceğini düşünüp hırs tüm bedenini kaplıyordu.

Telefonuna tamerden gelen konum ile komutanlarının bu hali ile sus pus olmuş tüm tim büyük bir sessizlik ile konum olan alana sürüyordu.

Tamer'in araması düştü ekrana hızla açıp kulağına yaslayan Aral bir yandan ekip arkadaşının yeri bulması için telefonunu bir kabloya bağlamıştı.

"Sevgili kuzenim"

"Konuş piç kurusu, konuş. Zira bu sözlerin söylediğin son sözler olacak!"

Aral Efken'in sert sesi ile tırsan Tamer akillanmaz bir salak olduğu için güldü "ah ah,yine hayallerdesin canım kuzenim. Lakin uyan,burada hayaller değil yaşananlar var"

"Senin gelmişini geçmişini sikecegim, yalvaracaksın bana beni sal diye o zaman senin yüzüne öyle bir güleceğim ki unutamayacaksin,her gece ruyana girecek bu çehrem eğer ki Efsûn'a bir şey olmuş olsun! Seni bin beter edeceğim. Saçının teline zarar gelsin gelmesin sen bundan sonra ölüsün Tamer Avşar"

Telefonu yüzüne kapattığında mericin sesi ile büyük arabanın içinde önünde olan manzaraya baktı "komutanım geldi"

Büyük yangın, ateşe verilmiş bu kulübe zira yüreğine de bir ateş kondurmuştu. Gözleri yıllar sonra ilk defa dolarken kalbi sıkıştı...

Sonrası ise ateşe atlayan Akaç timi idi..

Bölüm sonu

5 yorum