İçeriğe geç

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 10 · 15 dk okuma

GECENİN ÇİÇEĞİ

Bölüm 10

Bölüm 9|

"Bana bak şu sarmaları senin burun deliklerine tıkarım ha!" Elif'in sinir ile konuşmasına Arda "Allah Allah,bunun samanını fazla mi verdiniz hayırdır?" Dedi.

Elif çıldırdı.

Çatalı masanın üzerinde duran eline geçirmek için bastırdığında Arda'nın bordo bereli olduğunu unutmuştu. Arda elini refleks ile kurtardı Elif tam ona vuracaktı ki Berktuğ bıkkın bir ses ile "yeter,yemeğinizi yiyin artık!" Dedi.

Tartışmanın nerden çıktığını bilmiyordum lakin yarım saati aşkın süredir birbirlerini yiyorlardı. Bense yanımda olan bedene gözümün ucu ile bile bakamıyordum.

Nedenini sormayın..

"Sizin görev belli oldu mu?" Berktuğ merak ile Efken'e bakarken Efken başını salladı "evet,yarın sabaha gideceğiz" şaşkın bakışlarımı yanımda olan bedenine çevirdim.

Yarın göreve gideceklerdi.

"Ne kadar sürer?" Benim sorum ile bana döndüğünde ilk başta gözleri gözlerimi turladı bir nefes koyverdiğinde "bilmiyorum,lakin uzun sürecek bir şey değil 1-2 hafta anca" dedi.

"Sen gidecek misin?" Sorumu Berktuğ'a yöneltmiştim. Başını iki yana sallayarak beni reddetti "aynı timde değiliz ben gitmeyeceğim" onu başımla onayladığımda.

"Siz Buğra ile beraber burada kalın" dedi yanımda olan Efken. Kaşlarımı çıkmaktan kurtardım. "O niyeymis?" Hayır bu adam asla nazik olamıyordu. Öküz. Benim hakkımda kararlar alınıp emrivaki yapılmasından nefret ederdim.

Soru eki ile cümle kurmak bunlara göre çok mu zordu?

Hayır yani ben emrivaki yapılınca inadım tutuyor o şeyi yapacak olsam daha yapmıyordum.

"Güvenli değil" dedi. Kahve hareleri ne bakarak bende onun yaptığını yaptım "evimden başka yerde rahat edemem evde kalırız" dedim. Lakin dediğime hemen pişman oldum çünkü Efken 'evim' dememe tek kaşını kaldırmış yüzünde olan eğlenceli sırıtma ile bana bakıyordu.

Kendimi açıklama isteğim ile "yani-" ben daha kendimi nasıl açıklayacağımı bilmeden o benim sözümü kesmişti "niye bu kadar inatçısın?" Yüzünü bana yaklaştırmış sadece ikimizin duyacağı bir ses ile konuşmuştu.

Şuan ne kadar çekici göründüğünü bilmiyordu ama!

Yüzüme yaklaşmış olan yakışıklı yüzüne bir bakış atıp onun gibi oynadım "niye bu kadar dediğim dediksin?" Ben ona daha fazla yaklaşmış olacağım ki burunlarımız birbirine değdi.

"Efsûn!" Berktuğ'un gür sesi ile masada ben dahil herkes ona bakmıştı "çaya bak abim,çaya!" Dedi. Kaşlarım çatıkcak gibi olurken onun kıskançlıktan yaptığını anlamıştım. Bakışları keskin keskin Efken'e bakarken ben yerimden kalkmış çaydanlığı ilerliyordum.

Efken ise yüzünde olan ve eğlendiğini belli eden gülümsemesi ile bir kolu benim sandalyemin sırtında kalın bacaklarını iki yana açmış ve yüzünde olan serseri sırıtması ile Berktuğ'a bakıyordu.

Karizma ondan korkuyor!

"Hasbinallah!" Berktuğ başını sallarken onun bu haline gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdım. "Komutanım,sizin yüzünüz bu aralar bı gülüyor" Arda'nın eğlenceli sesi ile kime dediğini siz anladınız bence.

Efken tek kaşını kaldırmış "önceden gülmüyor muydun Arda?" Dedi. Sesi biraz sert çıkmıştı benimle konuşurken hiç böyle değildi. Dikkat ettiğim şey ile başımı iki yana sallayıp çayı demleyerek yerime döndüm.

"Hayır komutanım,Efsûn geldikten sonra-"

"Emin misin,Arda?"

"Hayır komutanım" Arda yerine sinerken lafının devamını merak ettiğim için omuzlarım düştü. Ben böyle yarım kalan şeyleri merak ederdim ama!

Dirseğimle efkenin karnına vurdum hafifçe "niye sıkıştırdın çocuğu? Konussaydi" dedim.

O bir bana bir çattığım kaşlarıma baktığında dudaklarımda kalan gözleri ile omuz silkti "boşver,ben anlatırım sana" dedi mırıldanır gibi. Az önceki ses tonu nereye gitmişti?

Bu adama bir şeyler oluyordu ama hayırlısı..

"Sabah erken mi kalkacaksın?" Sorum ile başını aşağıya yukarıya salladı "kaç gibi?" Dediğimde "5-6 gibi" dedi. Onu başımla onaylayıp yemeğime döndüm.

Biz çay içerken salona geçmiştik Buğra uyumuş Berke beyefendi ise yapmadığı ödevini yapıyordu lakin babasını deli ediyordu. "Ya baba,halamın saçı çok güzel kıvır kıvır bizim niye öyle değil?" Dedi.

Berktuğ sıkıntı ile "Allah öyle yaratmış babam,hadi bitirelim şunu bir" dedi. Onları gülerek izliyordum. Karısına 'sen yeterince yoruldun bugün ben yaptırayım ' demesi beni mutlu etmişti. Daha küçükken onun güzel bir eş ve baba olacağını biliyordum.

Berke iki dakikaya bir babasına ahiret sorusu sorduğu için yine başını kaldırıp bana baktı "hala,benim saçımı da böyle yapar mısın?" Dedi.

Berktuğ ise cocugun ensesinden tutarak deftere eğdiğinde "ne kadar çabuk bitirirsen yapar halan" dedi. Ona güldüğümde Efken biten çay bardağı ile ayağa kalkmıştı "ben katayim istersen" dedim biten bardağımla o ise "sen otur,ben hallederim" deyim benim bardağımı da almıştı.

Şaşkın gözlerim ona bakarken o çoktan odadan çıkmıştı "komutanımı bu kadar uysal görmek milat falan mı acaba?" Konuşan Arda'ya döndüm.

Elif gülerek "bu konuda sana katılıyorum lakin Aral abi bunu duyarsa senin de bı miladın olacak,felçli kalıp yatağa baglanman için" dedi. Arda ona göz devirirken "küçücük boyunla utanmıyor musun abone laf atmaya?" Dedi.

Elif gözlerini şaşkınlıkla açıp "pabucumun abisi" dedi. Efken elinde bardakla içeriye girdiğinde bana uzatmıştı. Elinden aldığımda ona teşekkür ettim.

"Baba,o zaman halamın çocuğu olduğunda benim kuzenim mi olur?" Berke'nin sesi ile onlara döndüğümüzde "hayır babam,halan evde kalacak çünkü" demişti. Ağzım açılırken yaslandigim yastığı alıp ona fırlattım. Tam kafasına denk gelirken Berke babasına gülerek "baba,bence halam çok güzel o istediği zaman evlenebilir"

Yanımdan gelen öksürme sesi ile Efken'e dönen bakışlarım Berktuğ'un sesi ile tekrar dönmüştü "yok babam,sen küçük olduğun için öyle geliyor yoksa halan-"

Efken'in önüme uzattığı yastığı alıp hemen sesin sahibine attım. Efken elimden çayımı aldığında yerimden kalkıp masada olan ikiliye ilerleyip Berktuğ'un kulağından yakaladığım gibi masadan kaldırdım.

"Çekil şuradan da nasıl ödev yaptırılır izle" diyip yeğenimin yanına oturdum. Biz ödevi on dakikada yaparken Efken kucağında olan Buğra ile gelmişti "geçelim mi eve?" Dedi bana.

Onu onayladığımda çoğu zaman olduğu gibi sanki kendimi evli ve bir aile gibi hissetmiştim lakin her zaman Aral Efken ile aile veya evli olma düşüncesi beni huzurlu yapıyordu. Lakin bu bir hayal dünyası idi. Kendimi iki saniye sonra sadece bir bakıcı olduğumu ve geçici süreliğine böyle bir şey olduğu gerçeğini aklıma getiriyordum.

Eve vardığımızda sabah alarmımı kurarak uyumuştum.

İçimde değişik bir his vardı. Aral Efken tanıştığımızdan bu yana ilk defa göreve gidecekti ve bunun nasıl bir his olduğumu bilmiyordum.

Yüreğimde bir yumru var gibiydi lakin bananeydi ki? Ben onun hiç bir şeyi değildim.

Gerçekler her defasında yüzüme vururken sadece sabah olmasını bekleyip gözlerimi yumdum.

§

Gözlerimi açtığımda sanki alarm çalmış duymamışım korkusu ile telefonuma uzandım hemen ama aslında alarmın çalmasına 4 dakika vardı.

Gözlerimi açıp kaparken Buğra'ya bakıp hemen aynanın karşısına geçerek saçımı başımı düzelttim. Üzerimde tişört ve uzun pantolonlu bir pijama vardı. Fazla uzun bir kız değildim boyum ortalama idi 1.62 falandım en son lisede ölçüldüğümde lakin neredeyse 1.90 olan Aral Efken sınırları oldukça zorluyordu.

Şekilli ve dolgun lakin vücuduma oturmuş gibi görünen kalçam,çok büyük olmasa da dolgun göğüslerim ince bacaklarım ve ince belim ile biraz çelimsiz durduğumu düşünüyordum. Lakin vücudumu seviyordum.

Hele süslenmeyi...

Kıvırcık saçlarımı önünden çoğunluğunu sağ tarafa yatırıp sol tarafımın boynumun açıkta kalmasını sağladım. Gelen kapı sesi ile seri adımlarla kapıyı sessizce açmaya çalışıp koridora ulaştım.

Dış kapının önünde asker botlarını giyen Aral Efken asker üniforması ile kocaman duruyordu. Boğazımı temizleyip kendimi belli ettim.

Şaşkın bakışları bana dönerken bir botunun bağcıklarını bağlamamıştı. "Efsûn?" Şaşkınca fısıldadı ve ismimi zikretti.

İsmim hiç bu kadar çekici gelmemişti bana..

Doğruluğunda aramızda bir adım mesafe bırakarak önünde durdum. "Seni yolcu etmek istedim" dedim mırıldanarak. Sesim kısık çıkıyordu yeni uyandığımdan.

Yada heyecandan...

"Ne gerek-"

"Gerek vardı, Buğra'nın içeride huzurla uyuyor olması ve bir kaç saat sonra ülkemde çoğu insan huzurla kahvaltı yapması sizin sayenizde. Gerek olmaz mı?"

Gözlerinden bir parıltı geçtiğini gördüm. Dudakları tebessüm için kıvrılırken benden beklenmeyecek bir davranış yaparak kollarımı ona uzattım. Şaşırsa da çok geçmeden büyük avuçlarım belime sardı. Sıcaklığı tüm bedenimi sararken o güzel kokusu burnuma doldu.

"Teşekkür ederim" dedi naif bir ses tonu ile. Bu sesini ilk defa böyle duyuyordum.

Zalimin oğlunun ses tonu her şekilde güzeldi.

Gözlerim kokusu ile kapanırken "sağ sağlim gel" dedim. Babamı da hep böyle yıllardık göreve.. "inşallah" dedi.

"Dikkat edin kendinize,korkarsan hemen Berktuglara git" benden hafifçe ayrılmıştı lakin hala yakındık. "Emredersiniz komutanım" omzunda olan elimin birisini başımın üzerine koyup asker selamı verdim. Bana gülüp sol tarafi açıkta kalan boynuma bir öpücük bıraktı.

NE!

"Sanki dinliyorsun" dedi gulen sesi ile yanaklarıma tüm kan toplanırken dilim tutulmuştu. "Allah için yaramazlık yapma,rahat dur tamam mı?" Dedi. Çocuk muydum ben???!

"Tamam bey" dedim kendimi tutamayarak lakin sesim utançtan o kadar kısık çıkmıştı ki... duyduğundan şüphe edecektim lakin başını iki yana sallayıp gülmesinden duyduğunu anlamıştım.

Asker yari gibi hissetmem normal miydi?? Bu adam ne yapmaya çalışıyordu?...

Yerdeki çantasını aldı ve bana son kez bakıp kapıdan çıktı lakin ben tabii lafın altında kalmazsın asla başımı kapıdan uzatarak "bağcıklarınızı bağlamayı unuttunuz komutanım mazallah dikkat edin kendinize,evden çıkmadan aklınız uçtu gitti ayağınıza taş değmesin"

Sonra ağzının içinden bir şeyler mırıldandı lakin anlayamamıştım.

§

1 HAFTA SONRA

Bugün Elif ile beraber avmye gidecektik. Kar yağmasının üzerine ben buranın kışı için giyecek eşyam olmadığı aklıma dank etmiş ve onu da benimle birlikte avmye sürüklüyordum.

Artık kar yağdığı için balkona çıksam üşüyordum ve bu sefer götümün donmasına izin veremezdim bu yüzden altıma koyu kahverengi bir bol kot ve üzerine beyaz bir kazak giydim.

Buğra,Berktuğ ve Berke ile kalacağı için onun üzerini sıkı giydirip mamasını ve bezini çantaya hazırladım. Saçlarımı değişiklik olsun diye duzlestirdigimden sade bir makyaj yapıp montumu giydim. Evden çıkmaya hazırlanırken ortalıkta artık yürümeyi öğrendiği için pıtı pıtı koşturan Buğra'ya söylendim.

"Bebeğim sakin sakin yürü" lafımı bitirmem ile zil çalınca delikten bakıp kurye olduğunu anladığım gibi kapıyı açtım.

"Aral Efken Avşar?" Gözünün altında çizik izi olan kuryeye kaşlarım çatmak istesem de bunu yapmadım ve başımla onayladım "evet,kendisi evde değil" gözleri sanki çok fena birisi gibiydi.

Hani insanların fena olup olmadığını anlarsınız ya gözlerinden belki bu bir önyargı lakin gayette böyle hissettim. Başını sallayıp bana simsiyah olan kutuyu verip gitti. İmza falan atılmayacak mıydı yani? İçime kötü bir his düşerken başımı iki yana sallayıp kapıyı kapattım.

Aral Efken'in odasına girdiğimde ilk defa odasını inceliyordum. Gri yatak örtüsü olan yatağı onunla eş gri duvarları yatağının üzerinde asılı Atatürk resmi içimde ona olan saygimi arttırdı odasına uyumlu olan siyah beyaz Atatürk resmi çok ihtişamlı duruyordu.

İçimdeki kasvet giderken odanın kapısından sesi gelen Buğra ile gülümseyerek ona döndüm. "Babanın odasını ele geçirelim mi bebişim,çok hoşuma gitti benim" o bana gülerken elimde olan siyah kutuyu komidinin üzerine bıraktım.

Buğra'yı kucağıma alıp evi kitleyerek çıktım. İrem bugün mesai yapmasına rağmen Berktuğ evdeydi. Onların yanına vardığımda Berke yine bütün beyefendiliğini konuşturmuş ve saçlarımın çok güzel olduğunu söylemişti.

"Berktuğ,şey az önce bir kurye geldi. Aral Efken'e bir kutu geldi ama evham yapmak istemedim. Yine de kuryeyi pek gözüm tutmadı" kasları çatılırken kucağına verdiğim Buğra'ya bir bakış atıp başını salladı.

Sonra birden gülümsedi ve başını iki yana salladı. "Bir şey olmaz güzelim,sen yorma kafanı" bu hareketine bu sefer benim kaşlarım çatıldı.

"Benim içime kötü bir his düştüyse-"

"Bu kadar evham yapma Efsûn" dedi. Lakin etrafa kaçan gözleri kendini ele veriyordu. "Anlat" dedim.

Ciddi yüzüme baktığında inkar etmek istedi lakin kaşlarımı kaldırıp usteledim. Yanımıza gelen Elif bir şey unutma bahanesi ile tekrar odasına giderken "onun kuzenleri biraz sıkıntılı ama bir şey olmayacaktır,bir hisse davası var ondan şirket hisseleri almak için her yolu deniyorlar. Ailesi önceden çok zenginmis ama işte kuzenleri üstüne çökmeye çalışıyor"

"Normalde umrunda olmaz Aral'ın ama ikizinin hisselerini koruma iç güdüsü var. İkizi rahatsızlığından dolayı asker olamadı ve babasının izinden ilerledi. O gittikten sonra onun emeklerine konmasını istemedi Aral"

§

"Ay niye öyle diyorsun bence senin evlilik çok yakın gibi geliyor bana" Elif'in dediği ile ona baktım gözümün ucuyla. İma ile gülüyordu lakin neyin imasını yaptığını anlamıyordum.

"Açık açık konuşsana sen,dök bakalım ağzında olan baklayı" Elif'e söylenmem ile güldü "yani diyorum ki, Aral abim ilk def yumuş yumuş bir insana dönüştü. Diyorum ki"

"Tamam Elif tamam,sil o aklında olan düşünceleri,çünkü böyle bir şey yok. Olmayacak da" elimle ona dur işareti yaparak söylendiğimde o gülüp "yani,biz yine de büyük konuşmayalım bence"

"Bence biz hiç konuşmayalım elifcim" o bana gülerken gezmeye devam ettik. Konu nerden geldi derseniz ilk önce evli bir çift gördük,çocuklu sonra Buğra derken sonra benim düşüncem derken konuyu buraya çekmişti Elif.

"Saçların çok güzel olmuş Aral abimde görseydi keşke" kaşlarımı çatarak ona döndüm "Aral ne alaka?" Eli ile çatılan kaşlarımı düzeltti. "Sen biliyorsun ne alaka?" Bana salak salak sırıtırken ona göz devirdim. "Kafada kurma deyincede sen yani Elif!"

Omuz silkti "şey degilmi bu 'hoslandigim çocuğun benim varlığından haberi yok' ama aslında çocuk ona daha önce aşık olmuştur" karnına bir cimcik attım. "Lise filmi çekmiyoruz surda!" Dedim sahte sinirle.

Elini gelişi güzel salladı 'he he' dercesine "valla bak demedi deme sen Aral Efken Avşar'ı kediye çevirecek kadınsın,ben eminim. Şimdiye kadar bir kadına gözü kaymayan adam sana çay koydu çay!" Abartılı söylenmesine göz devirdim yine.

"Saçma sapan konuşma bence, şurda tanışalı bir ay anca oldu,hem ne var çay koymada?" Dedim. Haklıydım bence. Gelin güvey olmaya gerek yoktu.

Herif seni koynundan öperken gelin güvey oluyorsun ama!

O ayrı bu ayrı yani şimdi.

"Ohoo,sen hala uçuyorsun ben ilerdeki yeğenlerime patik örmeye başlayacağım" ona artık laf yetiştiremeyeceğimi anladığımdan sustum.

Telefonumun zil sesi kulaklarıma dolunca arka cebimde olan telefonumu çıkardım. Berktuğ arıyordu.

"Efendim?"

"Efsûn,Aral Efken'ler döndü ama şimdi hastanedeyiz,sende gel istersen" dedi. Sesi nefes nefese kalmış gibi çıkıyordu.

"Ne,ne hastanesi? Konum at,Efken'e bir şey ki olmuş? Herkes iyi mi?"

"Ciddi bir şey değil merak etme,sadece gel yeter atıyorum konum"

Elif'e durumu açıklarken konum sayesinde hastanenin yolunu tutmuştuk.

Görevden gelmişlerdi lakin, yaralıydı. Allah'a ciddi bir şey olmaması için dua ettim. Berktuğ o iyi denediği için ona bir şey olduğunu biliyordum. Ben sağ sağlim gel derken beni ciddiye almamış mıydı? Gerçi o ne yapabilirdi ki?

Sanki göğsüme bir yumru oturmuştu. Ateş ile saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Taksiden acele ile inip resepsiyondan oda numarasını aldığımızda önde ben arkamda Elif olmak üzere asansöre kosturduk.

Oda numarasını bulduğumuzda koridorda bekleyen Berktuğ,Arda ve yemekte tanıdığım Meriç vardı. Yüz ifadem nasıldı bilmiyorum ama Berktuğ ayaklanıp hemen yanıma geldi "Efsûn"

"Niye böyle toplandınız? Hani ciddi bir şey yoktu? Yoksa var mı? Niye cevap vermiyorsunuz ya? Noluyor?" Ard arda sorularım ile Berktuğ sakin bir ses ile "görevden dönerken bayılmış sadece bı sıkıntı yok,doktor çıkınca gireceğiz" dediğinde burnumdan bir nefes verip kapıya bakmaya başladım.

İçimde bugün bir sıkıntı vardı zaten sabahtan beri hissetmiştim.

İçeriden bir hemşire kız çıktığında "buyrun doktor bey yakınlarını bekliyor" dedi. Ben sıra sıra koridorda bekleyen herkese baktığımda Berktuğ sırtımda olan eli ile beni yönlendirdi içeriye.

Yakınları.

"Hoş geldiniz,hastamız gayet iyi. Yorgunluk, kansızlık ve susuzluktan dolayı bitkin düşmüş sadece." Omuzlarım rahatlık ile çökünce yatakta uzanan Efken'e döndüm. Kolunda serumu ve çıplak üstü ile büyük bedeni yatağı küçük gözlermişti. Ona bakınca zaten bende olan gözleri ile kesiştim. Gözleri saçlarıma kaydı.

Gözlerini 'iyiyim' dercesine açıp kapatmıştı. "Verdiğim ilaçları düzenli kullanacak başka bir şeye gerek yok. Serum bitince çıkış yapabilirsiniz" deyip çıkmıştı doktor.

Kaşlarımı yapmacık bir sinir ile çatıp bakışlarımı Efken'e diktim. "Sağ sağlim gel derken bundan bahsetmiyordum!" Berktuğ ile yatağın yanına yaklaşırken dediğime güldü. Kıvrılan dudakları ile bir kaç çizik çıkarken elini başına kaldırıp asker selamında durduğu için kasılan kasları bana göz kırptı.

Ay gözümün onu karardı,Allah cezanı vermesin!

"Bir daha olmaz komutanım"

Dikkat ettiğim her detayına bakakalırken boğazımı temizledim içeriye giren diğerleri ile cevapsız bıraktım onu.

"Komutanım,yıkılmadım ayaktayım, başınıza belayim. Sözünü hayat felsefesi yaptınız herhalde" Arda içeriye şakıyarak girdiğinde Efken bir elini başına götürüp ovdu. "Bu çocuğu kim getirdi lan buraya?" Dedi.

Berktuğ "az sus be olum,adam yeni ayıldı" dedi. Arda ona "aşk olsun komutanım,komutanımın gözünü açtığında ilk beni görmek istediği gerçeğini biliyoruz hepimiz" derken Elif onun havasını söndürmüştü "bu cümlede olan 'biz' kelimesi,sen ve olmayan İp'un olabilir mi? Bence öyle" dedi.

"Ne dedin canım? Sesin aşağıdan geliyorda?"

"Ben sana göstereceğim aşağıya yukarıyı,bekle sen!"

"Allah Allah,sen duyuyor musun sesi?" Yanında olan Meriç'e karşı söylemişti bunları Arda ona gülüp başımı iki yana salladığımda Efken'e döndüm. "Kendine hiç dikkat etmiyor musun?" Dediğimde başını iki yana salladı "çok önemli bir şey değil,bir iki ilaçla hallederiz" dedi.

Ona kaşlarımı çattığımda "yeni mesleğin ne uzman doktorluk mu? Bu kadar umursamaz olamazsın" dedim. İnsan ilk başta canının değerini bilmeliydi. Ertelenmemesi gereken bir şeydi bu.

"Ben hala askerim de sen doktorum olabilirsin" dedi. Tabi ben yüzüne bakakaldığımda gelen gülme sesleri ile diğerlerine bir bakış attım. Yanmaya başlayan yanaklarımla boğazımı temizleyip "bakıyorum da kendine gelmişsin" dedim.

Omuz silkti beni izlerken, hayırdır ya bu yürüyor muydu bana? Anlamıyordum ki.. "neyse,bir çıkalım da" dedi Berktuğ beni kurtarırken.

"Aynen,o değerleri illa yerine getireceğiz zaten" gözlerim keskin bakışlarla yine onu bulduğunda "Askersin sen,öyle ertelemeye gelemez" dedim.

Yüzündeki tebessüm ile "sen öyle diyorsan öyledir" dedi. Sonra kaşlarını çatıp gözlerini saçlarımda gezdirdi tekrardan "saçına ne yaptın?" Dedi anlamayarak. Elim saçlarıma giderken "düzleştirdim,olmamış mı?"

"Yok,olmuş,çok yakışmış da. Bı daha yapma kıvırcık güzel" dedi. İçimde sanki bir çiçek açtı o an. Yüzümde tebessüm oluşurken Berktuğ boğazını temizledi.

Bu sırıtmama sebep olacakken Berktuğ "siz bı kafeteryaya geçin, bizim Aral ile bir konuşacağımız var" dedi.

Hepimiz onu onaylayıp kafeteryaya indik. Hepimiz çay alırken iki karton bardak alıp yukarıda olanlara götürmek istedim. Sonuçta ne kadar hastene sıcak olsa da hava buz gibiydi. Efken'in içmesi doğru olur muydu bilmiyorum ama yinede getirmiştim artık.

İçi ısınırdı.

Aralık kapıya ulaştığımda yüzümde artık bir tebessüm vardı "ne demek Efsûn biliyor?" Aral Efken'in sert sesi kulaklarıma dolduğunda duraksadım.

Normalde asla adetim olmayan bir şey olarak kapı dinlemeye başlamıştım. Lakin ismim geçmese yapmazdım böyle bir şey canım!

"Kutu kıza gelmiş,kuryeyi hiç gözü tutmamış ne deseydim? Ondan laf çıkmayacağını biliyoruz ikimizde" dedi Berktuğ daha sakin bir ses ile. "Benim bir bok bildiğim yok Berk! Ben sana demedim mi kimse öğrenmeyecek diye?"

Bana güvenmiyor muydu?

Ben kimse miydim?

"Kalamam bundan sonra Efsûn ile, memleketine gidecek" sessizlik oldu "saçma sapan-" Berktuğ'un lafını böldü bu sefer sert sesi. "Saçma falan değil, o zaman İrem'de bilsin. O da karışsın işin içine,hatta Elif de bilsin,Arda da,Meriç de"

"Bitti dedim Berk! Buraya kadar yarına bilet alıp gönderiyoruz,daha fazla burada kalamaz!"

İlk başka beni korumak için evini açan adam şimdi bunları neden söylüyordu?

Beni oyuncakmışım,sanki küçük çocukmuşum gibi 'gönderecegiz!" Diyemezdi. Demezdi!

Ama dedi?

Niye dedi? Dişlerimi sinir ile birbirine bastırırken sinir ile dolan gözlerimi kırpıştırdım. Elimde olan iki bardağı kenarıdaki çöp kutusuna attım.

Beni kovuyordu resmen, gönderiyormuş!

Bana guvenmiyordu! Kimseydim onun için öyle mi yani?

Neydi bu şimdi ? Bu adam böyle birisi değildi. Ama duyduklarımdan sonra nasıl sorgulayacaktım ki?

Az önce içimde açan çiçeği dalından koparıp atmıştı birkaç cümle ile..

Bir ayda ona olan bütün güvenim ne olacaktı?

Sinirden gözümden bir damla yaş süzüldüğünde hemen silip asansöre bindim. Tek ben vardım. Kafeteryanın katına bastığımda gözlerimi yukarıya diktim. İstediği bu muydu yani? Beni sırf öğrendiklerim için kapı dışarı edip memleketime mi gönderecekti? Buğra ne olacaktı?

Başımı iki yana salladım,duygusal bakıyordum. Hayatımın sonu değildi ya! Madem öyle bende giderdim ve hayatıma bakardım,sonuçta benim hiç bir suçum yoktu.

Kimse beni kocamaz diye seslendi iç sesim biz terk ederiz sen dik dur! Kendimi motive etmeye çalışırken içeriye iki tane Dalyan gibi takım elbiseli adam girdi. İkisi önümde bir barikat oluştururken yüzlerinde maske vardı.

Tedirgince yerimde kıpırdandım,sanırım asansörden çıksam iyi olacaktı.

Ama adamlardan biri bir düğmeye bastı ve kapılar kapandı. Kaşlarım huzursuzlukla çatılırken diğeri bir cümle kurdu. İkisi de bana dönerken kapana kısılmıştım bile.

"Bizimle geliyorsunuz hanım efendi!"

Bölüm sonu

13 yorum