Sınıfın duvarları yavaş yavaş silinirken Tae bir adım geri attı.
Ama Jungkook bırakmadı.
Bu kez elini daha sıkı tuttu.
“Eğer bu gerçekse…” dedi Jungkook, sesi daha sakin ama daha derindi,
“neden şimdi hatırlıyoruz?”
Tae cevap vermek istedi ama boğazı kuruydu.
Çünkü kafasının içinde yeni bir şey açılıyordu.
Sadece görüntü değil…
his.
2009 gecesi.
Kapı.
Ama bu kez farklı bir açı.
Kapıyı açan şey karanlık değildi.
Bir karar da değildi.
Bir şeyin SONUYDU.
Ve Jungkook’un sesi o an çok netti:
“Eğer kapıyı açarsak… birlikte kalacağız.”
Tae başını sallamıştı:
“Ne olursa olsun.”
Ve kapı açılmıştı.
Ama içeriden çıkan şey bir canavar değildi.
Bir “ayrılma”ydı.
Sanki ikisinin arasına görünmeyen bir çizgi çekilmişti.
Ve o çizgi… Nara olmuştu.
Jungkook gözlerini açtı.
Sınıf artık tamamen yoktu.
Sadece boş bir alan vardı.
Ama bu boşluk korkutucu değildi.
Sakinleştiriciydi.
Jungkook fısıldadı:
“Biz ayrılmadık…”
Tae başını çevirdi.
“Zorlandık.”
Jungkook bir an sustu.
Sonra çok yavaş konuştu:
“Hatırlıyorum… o gece kapıdan sonra seni kaybettim sandım.”
Tae’nin nefesi kesildi.
“Ben de seni.”
İkisi aynı anda birbirine baktı.
Ve ilk kez korku yoktu.
Sadece bir boşluk…
doldurulmaya hazır.
O an Jungkook çok kısık bir sesle sordu:
“Şimdi ne olacak?”
Tae cevap verdi.
Bu kez hiç tereddütsüz:
“Bu sefer kapıyı açmıyoruz.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Jungkook hafifçe güldü.
“Ya zaten açık kalmışsa?”
Tae bir adım yaklaştı.
Gözleri onun gözlerinde kaldı.
“O zaman bu sefer birlikte kapatırız.”
Ve ilk kez…
boşluk değil, yakınlık hissedildi.