O devasa, parıldayan kırmızı gözler karanlığın içinden bize doğru odaklandığı an, çocuk bir saniye bile beklemedi. Demir gibi sert parmaklarıyla kolumdan tuttuğu gibi beni tamamlanmamış, karakalemden bir binanın arkasındaki dar boşluğa çekti.
Sırtım soğuk, çizgi duvara yaslanırken o da hemen önümde durup gövdesiyle beni tamamen gizledi. Aramızda milimler vardı. Dışarıdan, o kırmızı gözlerin sahibine ait olduğunu tahmin ettiğim boğuk, hırıltılı sesler geliyordu. Sanki devasa bir pençe mermer zemini tırmalıyor, bizi arıyordu.
Korkudan nefes bile alamıyordum. Dişlerim birbirine vurmasın diye alt dudağımı ısırdım. Kalbimin ritmi o kadar düzensizdi ki, göğsümün içinden çıkıp bu sessizliği bozacak diye ödüm kopuyordu. Çocuk, sakin olmamı ister gibi elini omzuma koydu ve gözlerimin içine baktı. O kömür karası gözlerdeki soğukkanlılık, yavaş yavaş beni de sakinleştirdi.
Bir süre sonra o boğuk, korkunç sesler vadi boyunca uzaklaştı ve yerini tamamen ölüm sessizliğine bıraktı. Derin bir nefes vererek omuzlarımı düşürdüm. Tehlike şimdilik geçmişti ama içimdeki o devasa belirsizlik hâlâ duruyordu. Başımı kaldırıp onun o kusursuz yüzüne baktım.
"Bana kim olduğunu söylemek zorundasın," diye fısıldadım, sesimde ilk kez bu kadar net bir kararlılık vardı. "Seni tanımıyorum bile. Beni nereye sürüklüyorsun?"
Dudakları hafifçe kıvrıldı. Gözlerini benden ayırmadan arkasındaki duvara yaslandı.
"İleride buradaki çoğu şeyi zaten kendi gözlerinle görecek ve bileceksin Raya," dedi, sesi kadife gibi pürüzsüzdü. "Ama madem çok merak ediyorsun... Benim adım Valerius. Bu dünyanın sınırlarını koruyanlardan biriyim."
Valerius. İsmi zihnimde yankılanırken, o asil ve karanlık tını ruhuma işledi.
Valerius birden aramızdaki mesafeyi tekrar kapatıp üzerime doğru eğildi. Kömür karası gözleri bu sefer merakla parıldıyordu.
"Şimdi sıra sende," diye fısıldadı, sesi tehlikeli bir çekiciliğe sahipti. "Benim hakkımda bir şeyler öğrendin. Peki ya sen kimsin Raya? Kendinden bahset. Aynanın diğer tarafında nasıl bir hayatın var, seni buraya getiren ne?"

