İçeriğe geç

Gece Ortası

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Gece Ortası

Bölüm 9

Perde 3

Mart

2009

İstanbul

"Şimdi sana en sevdiğin yemekten yapacağım ve heeer şeyi bir çırpıda unutacaksın. Yüzde yüz garantili."

Çiçek desenli önlüğü başından geçiren kadın arkasında iplerini bağlarken yüzünde büyük bir gülümsemeyle kızına bakıyordu. Onun dönüşü ruhunu canlandırmış, içinde solan çiçekler yeniden açmıştı. Bitmek bilmeyen upuzun gecelerin, soluksuz geçen günlerin ardından kızını normal kıyafetler içinde, evinde otururken görmek havayı içine çekerek derin derin nefes almasını sağlıyordu.

Kızı ise ağırlığıyla birlikte içe çökmüş koltukta oturuyor, ellerini tıpkı hastanede olduğu gibi kucağına tıkıştırmaktan kendini alıkoyamıyordu. Evindeydi lakin hiç de öyle hissetmiyordu. İçinde pusuda bekleyen korku, ilk defa buraya gelmiş gibi etrafı inceleyen gözlerinden ve kambur oturuşundan kendini belli ediyordu. Sanki hareket ederse onu hastaneye tekrar tıkacaklarmış gibi gülümsemekten başka tepki vermiyordu annesine.

"O zaman ben gidip yemeği yapayım. Sen de... Sen de yanımda beni izlemek ister misin?"

O da kızını yanından ayırmak istemiyordu. Sıkı sıkı sarmalamak, uyurken yanında yatıp saçlarını okşamak, her saniye, her dakika güzel yüzünü izlemek istiyordu. Bir daha onu bırakmak, bırakmak zorunda kalmak... Düşüncesi bile tüm tüylerini diken diken ediyordu. Bir daha asla olmayacaktı öyle bir şey. Bebeğini kimse elinden alamazdı.

"Ben... Biraz dinlenmek istiyorum." Kızın sesi kısık ve biraz da hırıltılıydı. Annesi sesine işlemiş o saf korku ve hüznü fark etti. Kim bilir neler görmüş, nelere tanık olmuştu gittiği yerde... Düşünmek istemedi. İstemsizce dolan gözlerini kırpıştırdıktan sonra başını sallayıp salonda kızı yalnız bıraktı.

Açık pencereden giren buz gibi rüzgar perdeleri uçuşturuyor ve salonu turlayıp kızın yüzüne hücum ediyordu. Kız onu titreten ve gözlerini kurutan rüzgara karşı yüzünü başka bir tarafa döndü. Gözleri yeşilimsi boyası yer yer dökülmeye başlamış duvarın üzerinde asılı çerçevelere takıldı. Rüzgar sanki onlara bakmasını istemiyormuş gibi kısacık saçlarını yüzüne doğru uçuruyordu. Kahverengi ile altın sarısı parlak fırça darbeleriyle renklendirilen ve eski olduğunu ilk bakışta ele veren çerçeveler, içinde birkaç genç yüzün gülümsediği fotoğrafları çevreliyordu.

Mutlu bir aile. Kollarıyla pembe fırfırlı bir elbise giydirilmiş bebeği saran çift, yüzlerinde birbirlerini tamamlayan gülüşlerle kendisine bakıyordu. Yanda mavi kareli gömleği ıslanmış bir adam elleriyle kendini karşısındaki kız çocuğuna karşı siper ediyordu. Çocuk minik elleriyle sıkı sıkı tuttuğu fıskiyeyi babasına doğru tutarken kıkırdıyordu.

"Mehir! Gel çabuk buraya!"

Adam fıskiyeyi elinden almaya çalışınca küçük çocuk çığlık atarak kahkahalar içinde koşmaya başladı.

"Ver şunu bana! Her yerin sırılsıklam oldu bak! Annen gelince bize çok kızacak!"

Çocuk babasını dinlemiyordu bile. Fıskiyeyi de peşinde sürüyerek tüm bahçeyi koşmakla meşguldü.

"Baba sen de ıslandın!" Daha sonra ellerini birbirine vurarak şarkı söylemeye başladı. "Baba ıslandı, baba ıslandı, babanın pantolonu ıslandı... Baba altına işedi!"

Küçük kızın peşinde koşan adam eğilip pantolonuna bakınca kahkaha atmaya başladı. Onun tok kahkahasına, ince bir kız gülüşü de katıldı. "Evet Mehir, baba altına işemiş!"

"Baba çok komik!"

İçine girebilecekmiş gibi fotoğrafa elini uzattı genç kız. Eli havada asılı kalırken gözünden düşen bir damla koltuğu ıslattı.

Geri dönmek istiyorum, diye düşündü. Çok geriye.

Aynı anda içeriden duvara çarpıp parçalara ayrılan bir bardağın sesi yükseldi.

"Biliyordum! Böyle olacağını biliyordum! Senin gibi bir deliden normal çocuk doğar mı hiç?"

"Evet, baban çok komik ama sen bir de onu kızını öperken gör!"

Kızına doğru koşmaya başladı ve onu kucağına alıp öpücüklere boğdu. Küçük kız babasının kucağında gülmekten neredeyse nefessiz kalıyordu.

İkinci darbenin sesi geldi çok geçmeden. Bu defa çatal, bıçak, kaşık, tabak... Masanın üzerinde ne varsa gürültüyle yere savruldu.

"Bir de bunu benden saklamaya çalıştın ha? Senin gibi deli bir kızım olduğunu benden gizlemeye çalıştın!"

Kahkahaları arasında babasına söylendi kız. "Ay baba yeter! Çok gıdıklanıyor! Ahahahah!"

"Hayırr, yetmez! Sözümü dinlemediğin için fazladan on öpücük daha var!"

Yeniden bir patırtı oldu ve annesinin acı dolu çığlığı tüm evi doldurdu. Genç kız mutfak kapısında duruyordu. Annesinin yerde acıyla inleyen bedeninin önünde. Yumruğunu sıkmış, sinirden alnındaki damarları görülür hale gelmiş babasının da.

"Nasıl yaparsın bunu ha? Nasıl! Seni alçak kaçık!"

"Hadi üstüne kuru şeyler giydirelim de annen bize kızmasın."

Kız ayaklarının üstüne inince, elbisesini düzeltti bir yandan da kıkırdayarak. "Sen de pantolonunu değiştir de sana da kızmasın!"

"Tamam hadi çabuk gidelim!"

"İkiniz de... İkiniz de aynısınız! Hayatımı tükettiniz benim! Kafayı yiyeceğim burada! Deliler!"

Yerde yatan kadın kolunu yere dayayarak kalkmaya çalıştı, yüzündeki morluk fırçayla çizilmiş bir sanat eseri gibiydi. Öfkenin eseri. Yüzünü acıyla buruşturdu ve eserin ressamına yalvaran gözlerle baktı.

"Lütfen... Lütfen yapma bunu. Tam da o cehennemden kurtulduğu gün bunu ona yapamazsın. Babası olarak sen hiç yapamazsın!"

Gözyaşlarına boğulan kadının son cümlesi boğazına tıkanmıştı. Göğsünü tutarak nefes almaya çalıştı fakat onu yakasından tutup kaldıran kocası tarafından engellenen bu çabası faciaya dönüştü.

"Evet, haklısın. Sizi rahat bırakacağım. Ne yapacağım biliyor musun? Bu evden gideceğim. Evde iki deliyle yaşamaktansa sokakta kalırım daha iyi!"

Bluzundan kavrayıp yüzüne yaklaştırdığı kadını yerdeki cam parçalarının üzerine fırlattıktan sonra kızının yanından geçerek mutfaktan hışımla çıktı. Sinirle attığı her adım evin temelini biraz daha sarsıyor gibiydi. Duvardaki çerçeveler zangırdıyor, düşecekmiş gibi bir o yana bir bu yana sallanıyordu. İçindeki fotoğrafların renkleri soluyor, gri bir tabaka hepsini boğuyordu.

Çok uzaklardan bir yerden küçük bir kızın sesi duyuluyordu;

"Seninle oynamak çok eğlenceli baba! Annem gidince tekrar oynayalım!"

Dev adımları gittikçe yaklaşırken içeriden elinde bavulla simsiyah bir adamın silüeti belirdi. Gözleri öfkeyle titreşen halelere bölünmüş gibiydi, çeşit çeşit sonu gelmeyen bir öfke. Dudakları da bu öfke ile asılmış, kenarlarında nefret dolu çizgiler belirmişti. Bu beden nefret ve öfkenin vücut bulmuş haliydi.

Kızına sadece bir defa baktı. Arkasından gitmemesi için yalvaran karısına ise hiç. Bavulunu da peşinden sürükleyerek yağan birkaç karı içeri sokan kapının ardından kapanmasının sonrasında ikisinin de hayatından silindi gitti.

Fakat kız kapının önündeki öfkeli adamın karanlık silüetini hayatı boyunca hatırlayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.