İçeriğe geç

Gece Ortası

Bölüm 10 · 3 dk okuma

Gece Ortası

Bölüm 10

Perde 3

Mart

2009

Amerika, Massachusetts

Hafif müzik evi dolanırken şöyle sesleniyordu, "I was not your woman, I was not your friend.... But you gave me something to remember...." Havadaki nem yaklaşık on saattir çalışan klimaya rağmen rahatsız edici derecedeydi ve evdeki çöp kokusu da bu nemle buluşunca içeride girenleri bayıltan bir hava oluşturuyordu. Zavallı klima da bu havayı temizlemeye çalışıyor ama gittikçe artan çöp yığınlarına karşı koyamıyordu.

Çöpler her yerdeydi. Mutfak masasının üzerinde paketleri açılmış abur cuburlar, yerlerde ise işe yaramayan buruşturulmuş kağıt parçaları geziyordu. Salondaki sehpanın üzerinde yarım bırakılmış bir tabak salçalı spagetti ile bir şarap şişesi televizyon ışığı altında parlıyor ve üzerlerinde dolaşan sinekler vızır vızır konuşuyordu.

İngiliz spikerin yayında bir şarkıcıyla yaptığı röportaj akşam haberleri olarak televizyona yansırken kısık sesi de evdeki müzik sesiyle karışıyordu.

"...Bol soslu domuz pirzola kadar lezzetli olmasa da gün içinde soğanlı pizza yemeyi seviyorum doğrusu. Bana enerji veriyor anlıyor musunuz? Sonra bir bakmışım masanın başında aynen böyle şarkı sözleri yazmaya başlamışım..."

Koltukta ceset gibi yatan ev sahibi kumandayı eline alarak tembelce düğmesine bastı. Kanal değişti.

"...siz de bu indirimden faydalanmak isterseniz mağazamızı acilen ziyaret edin ve..."

Sıkıntı içinde ofladı. Kumandayı sanki her an elinden düşecekmiş gibi gevşekçe televizyona doğrultarak tekrar düğmeye bastı.

"...bunun ekonomik açıdan bir kalkınma olduğunu düşünüyorum. Halk da memnunsa eğer finansal..."

Gözlerini kapatan saçlarını geriye çekerek tekrar kanal değiştirdi. Nefesleri yavaş ve uzun aralıklıydı. Uzun süredir çalmakta olan ev telefonunun sesini duysa da tek kılını dahi kıpırdatmadı. Koltuğa çöktüğü andan itibaren oraya yapışmış gibiydi.

Bir süre "Zrrrrrr!" Diye çalan telefon birkaç dakika sonra sustu. Telesekreterin "Bir sesli mesajınız var." Diyen sesi evde yankılandı.

"Biiiip!"

"Hey! Biliyorum, konuşmak istemiyorsun... Fakat bari bir işaret ver. Yaşadığına dair. Öyle bir anda telefonu yüzüme kapatıp da seni merak etmememi bekleyemezsin benden! Bu yüzden lütfen... Beni ara. Seni seviyorum."

Telefon sustuktan sonra ev eski sessizliğine bürünürken koltukta yatan genç yorgunluktan kızarmış gözlerini kırpıştırdı. Ve yeni bir kanala geçmek üzere kumandayı televizyona doğrulttu. Bu hamlesi de olmasa, yaşadığı asla anlaşılamazdı. Ölü bir beden gibiydi.

"...evet sevgili izleyenlerimiz. Şimdi de Türkiye'de yaşanan korkunç bir olayı aktarıyoruz..."

Kaşlarını çatarak ağır bir İngilizceyle konuşan kel kafalı spikere gözlerini kısarak baktı. Ekrana gelen görüntüler kalbinin hızla atmasına sebep olmuştu. Bu... Bu onların şirketi miydi yoksa?

Koltukta hızla doğrulduğunda kolunun altındaki büzüştürülmüş teneke içki şişesi yere düştü. Kumandayı titreyen elleriyle tekrar televizyona doğru doğrultarak sesini açtı.

Ekranda şirket binalarının kuş bakışı çekilmiş fotoğrafının yerini babasının somurtkan yüzlü fotoğrafı aldı.

"Ünlü yemek şirketi KA'in kurucusu Kaya A. bu sabah şirketteki ofisinde ölü bulundu. Karnının birçok yerinden bıçaklanan Kaya'nın bir cinayete kurban gittiği düşünülüyor. Olay yerinde araştırmaya başlayan polis ekipleri henüz katil ile ilgili bir ipucu bulamasa da araştırmayı sürdüreceklerini ifade ettiler. Öte yandan Kaya'nın baş yardımcısı ve şirketin CEO'su Naim K. bu cinayetin şirkete yönelik bir karalama faaliyeti olduğunu söylüyor. Kaya'nın yurt dışında bir şirketle yeni bir anlaşma hazırlığı içinde olduğunu belirten Naim, bu saldırının yakında yapılacak olan anlaşmayı önlemeye yönelik olduğunu ifade ediyor...."

Ayağa kalktı. Başı dönüyor ve televizyonda beliren babasının yüzü gittikçe kararıyordu. Elindeki kumanda yere düşüp kırıldı. Elini korkuyla başına koydu. "Hayır, hayır, hayır...." Başını iki yana salladı hızlıca, dudağını sertçe ısırdı. "Hayır," diye yineledi. Eli sehpanın üzerindeki telefonuna gidip rehberi titreyen elleriyle açarken gözleri yaşlarla dolmuştu. Bulanıklaşan görüşü yüzünden kişiler listesinde annesini zorlukla bulabildi.

Telefon uzun uzun çalarken bir o yana bir bu yana hızlıca yürüyor, buz kesmiş yüzünü tekrar televizyona çevirmeye cesaret edemiyordu.

Ve bu cehennem gibi bekleyişin ardından sonunda telefon açılınca ses gelmesini beklemeden "Anne!" Diye seslendi. Devamını getiremedi. "Anne..." Dedi tekrar. Ne söyleyeceğini seçemiyordu.

"Reha..." Ağlamaklı bir ses geldi karşılık olarak. Korkudan kalbinin çıkacağını sandı. "Reha ben ne yapacağım? Baban..."

Ve sıradan bir gün hayatını sonsuza dek değiştiren o güne dönüştü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.