Günün erken saatlerinde başlayan kar yağışı geceye doğru da tüm hızıyla devam ederken bütün şehir beyaz bir örtünün altına saklanıyordu. Bu da önümüzdeki birkaç hafta boyunca gözlere ziyafet var demekti. Ayrıca bir de kar yağışının göründüğü bir pencerenin önünde kitap okuma keyfi. Hele bir de sıcacık kahve de alırsan yanına... Hayatta başka bir şeye değişmezdim. Ne para, ne şöhret, ne de başka bir şey...
Reha'ya değişirdin ama.
Buyurun, başladı yine. Ad konusunda girdiğimiz iddiayı kaybedeli tam beş gün oldu ama acısını hala benden çıkarmaya devam ediyor canım beynim. Bu yüzden tam beş gün boyunca her dakika her saniye her salise Reha hakkında konuşup duruyor. Tamam kazandın, kabul ediyorum ama lütfen, yalvarırım rahat bırak beni. Rahat bırak da bari kar yağışını huzur içinde izleyeyim.
Ooolmaz! Kazandıysam kazanan biri gibi hissetmeliyim. Bu yüzden bana yalvarmaya devam et. İyi hissettiriyor...
"Of bir kez olsun sözümü dinlesen dünya ters dönecek sanki."
"Bir şey mi söyledin canım?" Elinde üstünde iki fincanın bulunduğu tepsiyle balkona giren annem bana endişeyle baktı. Belli etmemeye çalışsa da çok belli oluyordu. Ona kızmak istiyordum ama yapamıyordum. İnsan sahip olduğu tek bir dostu olunca onu hep el üstünde tutuyor.
"Şey... Yok, yok. Hava çok soğuk, çok üşüdüm de onu diyordum." Üzerimdeki Winx baskılı yün battaniyeye iyice sarıldım. "Sen de gel çabuk yanıma anne. Hasta olacaksın."
Annem tepsiyi masaya koyup fincanlardan açık renkli olanını bana uzatırken gülümsedi. "Geliyoruum, yer aç."
Annem de koltukta yanıma oturup üstünü battaniye ile kapatınca sıcacık kahvelerimizi yudumladık. Sütlü çikolatalı kahve ile şekersiz Türk kahvesi midelere doğru yol alırken içimizi ısıttı. Tıpkı bu huzurlu ortamın kalplerimizi de ısıttığı gibi.
"Vay," dedi annem. Gözleri camın ardında yağan karı takip ediyordu. "Böyle yağmaya devam ederse ağzımıza kadar karla dolacağız."
Fincanı ağzıma doğru götürürken omuz silktim. "Bana uyar."
"Herkes senin gibi kar sevdalısı değil hanımefendi." Yeni yıkanmış nemli saçlarımı karıştırdı. "Ayrıca artık gitmem gereken bir iş beni bekliyor."
"Demek işe başlıyorsun sonunda."
"Elbette. Artık kendimi daha iyi hissediyorum. Turp gibiyim. Hem ben çalışmazsam senin bu koca karnını kim doyuracak? Leylekler mi?"
Başım karnıma doğru eğilirken ben de gülümsedim. "Leylekler de sen de doyuramazsınız anne. Bunun istekleri hiç bitmiyor."
Annem balkonda yankılanan bir kahkaha attı. "Yaa öyle mi? Söyle midene biz zengin değiliz. Bütçemiz belli."
"Söylerim."
Ama ben fırında kızarmış tavuk istiyordum...
Tavuk kaç para haberin var mı senin? Fikirlerini kendine sakla.
Hı hı. Çok beklersin.
"Mehir?"
"Hm?"
Beynimle konuşmaya o kadar dalmıştım ki neredeyse annemin sesini duymayacaktım. Gerçi o da çok sessiz söylemişti adımı. Suçluluk duyuyormuş gibi. Bana bir şey söylemek için çabalıyor fakat sanki kelimeleri dilinin ucuna bir türlü getiremiyordu.
"Söylesene anne."
"Söyleyeyim... Ee şimdi şöyle..."
Annem elindeki yarısı boşalmış fincana bakarken yavaşça sustu. Ben de suskunluğuna ortak olarak ona düşünmesi için zaman verdim. Bazen kelimeleri doğru sıraya dizmek için beklemek gerekiyordu.
Reha'nın yanındayken sana hiç öyle olmuyor ama.
Ay susar mısın lütfen? Hem ne alaka şu anda? Tam da aklımdan çıkmışken...
"Aslında bunu seninle daha önce konuşacaktım ama... Uygun zamanı tutturamadım bir türlü. Şimdi de baş başayız... Yani artık söylemenin vakti geldi."
Derin bir nefes aldı içine ve elindeki bardağı masanın üstüne bıraktıktan sonra vücudunu bana çevirdi.
"Acaba sen... Yeni bir baban olsun ister miydin?"
Baba.
Bu kelimeyi duyduğum anda aklımda tek bir şey beliriyordu: Elinde bavulla karların altında kapıyı çarparak giden siyah bir silüet. Uzaklara, çok uzaklara giden adamla birlikte gömülen neşeli bir kızın sesi... Ardından çaresizce bakakalan hasta bir kız. Kırık camlar, yırtık fotoğraflar...
"Ben... Özür dilerim. Çok ani oldu değil mi?" Annem hiçbir tepki alamadığı için oldukça telaşlanmıştı, iki elimi avucuna alarak sıktı. "Çok özür dilerim Mehir."
Başımı hızlıca iki yana salladım. Cümlesinden ötürü yaşadığım şoku üstümden atmaya çalıştım çabucak. "Özür dilemene gerek yok. Önemli değil. Gerçekten."
Annem yine de gözlerini kocaman açmış yüzümün her zerresini inceliyordu korkuyla. Söylediklerime biraz olsun inanmamıştı.
Yalan söylediğin apaçık belli oluyor çünkü canım. Önemli olduğunu sen de biliyorsun annen de biliyor.
"Mahvettim değil mi? Burada oturmuş huzurlu huzurlu kahve içiyorduk. Ortamın içine ettim." Ellerimi bırakarak tekrar önüne döndü, kollarını kavuşturdu. "Boşversene. Hiç söylememişim gibi davran. Beynini sil tamam mı?"
"Hayır, beynimi silemem. Çoktan kaydetti bile her şeyi."
"Harry Potter'da olmamamız ne büyük şanssızlık."
Gülümseyerek omzuna yaslandım. "Evet, sana konuşma büyüsü yapardım." Annem ses vermedi. Yavaşça aldığı nefeslerin sesi kulağımda dolanıyordu. "Devam et. Lütfen. Hiç kırılmadım. Birazcık bile. Ciddiyim."
Dudağının hafifçe büküldü, birbirine kenetlenen kolları gevşedi yavaşça. "Ciddisin yani?"
"Ciddiyim."
"Ee, ne diyorsun o zaman?" Biraz çekingen bir tavırla dürttü beni. "İster miydin?"
"Eh, yani eğer çok istiyorsan benim için sorun değil. Hayat senin hayatın. Özgürsün."
"Evet... Biliyorum. Ama benim için senin nasıl hissettiğin daha önemli. Eğer rahatsız olacaksan veya sana... Eski anılarını falan hatırlatacaksa böyle bir şeyi asla yapmam. Sen benim için her şeyden daha değerlisin, bunu biliyorsun."
Kendimi ne gülümsemekten ve ne de annemin bedenine daha da sokulmaktan alıkoyabildim. "Tamam o zaman, en sevdiğin insan olarak ben de fikrimi belirteyim. Aşkının peşinden koş."
"Fikrin için teşekkürler. Aynen dediğin gibi yapacağım. Aynı performansı senden de bekliyorum ayrıca."
Reha, Reha, Reha...
Suuus! Kudurma yine.
"Sana yakın bana uzak olsun anneciğim."
Annem güldü ve kollarıyla beni sarmaladı. "Seni de göreceğiz kız. Seni de göreceğiz..."
Rahatlamış, eski ruh haline geri dönmüştü. Onu böyle mutlu görmek daha da yaşamak istememe neden oluyordu.
Evet, Reha ile yaşamak...
Günün erken saatlerinde başlayan kar yağışı geceye doğru da tüm hızıyla devam ederken bütün şehir beyaz bir örtünün altına saklanıyordu. Bu da önümüzdeki birkaç hafta boyunca gözlere ziyafet var demekti. Ayrıca bir de kar yağışının göründüğü bir pencerenin önünde kitap okuma keyfi. Hele bir de sıcacık kahve de alırsan yanına... Hayatta başka bir şeye değişmezdim. Ne para, ne araba ne de başka bir şey...
Reha'ya değişirdin ama.
Buyurun, başladı yine. Ad konusunda girdiğimiz iddiayı kaybedeli tam beş gün oldu ama acısını hala benden çıkarmaya devam ediyor canım beynim. Bu yüzden tam beş gün boyunca her dakika her saniye her salise Reha hakkında konuşup duruyor. Tamam kazandın, kabul ediyorum ama lütfen, yalvarırım rahat bırak beni. Rahat bırak da bari kar yağışını huzur içinde izleyeyim.
Ooolmaz! Kazandıysam kazanan biri gibi hissetmeliyim. Bu yüzden bana yalvarmaya devam et. İyi hissettiriyor...
"Of bir kez olsun sözümü dinlesen dünya ters dönecek sanki."
"Bir şey mi söyledin canım?" Elinde üstünde iki fincanın bulunduğu tepsiyle balkona giren annem bana endişeyle baktı. Belli etmemeye çalışsa da çok belli oluyordu. Ona kızmak istiyordum ama yapamıyordum. İnsan sahip olduğu tek bir dostu olunca onu hep el üstünde tutuyor.
"Şey... Yok, yok. Hava çok soğuk, çok üşüdüm de onu diyordum." Üzerimdeki Winx baskılı yün battaniyeye iyice sarıldım. "Sen de gel çabuk yanıma anne. Hasta olacaksın."
Annem tepsiyi masaya koyup fincanlardan açık renkli olanını bana uzatırken gülümsedi. "Geliyoruum, yer aç."
Annem de koltukta yanıma oturup üstünü battaniye ile kapatınca sıcacık kahvelerimizi yudumladık. Sütlü çikolatalı kahve ile şekersiz Türk kahvesi midelere doğru yol alırken içimizi ısıttı. Tıpkı bu huzurlu ortamın kalplerimizi de ısıttığı gibi.
"Vay," dedi annem. Gözleri camın ardında yağan karı takip ediyordu. "Böyle yağmaya devam ederse ağzımıza kadar karla dolacağız."
Fincanı ağzıma doğru götürürken omuz silktim. "Bana uyar."
"Herkes senin gibi kar sevdalısı değil hanımefendi." Yeni yıkanmış nemli saçlarımı karıştırdı. "Ayrıca artık gitmem gereken bir iş beni bekliyor."
"Demek işe başlıyorsun sonunda."
"Elbette. Artık kendimi daha iyi hissediyorum. Turp gibiyim. Hem ben çalışmazsam senin bu koca karnını kim doyuracak? Leylekler mi?"
Başım karnıma doğru eğilirken ben de gülümsedim. "Leylekler de sen de doyuramazsınız anne. Bunun istekleri hiç bitmiyor."
Annem balkonda yankılanan bir kahkaha attı. "Yaa öyle mi? Söyle midene biz zengin değiliz. Bütçemiz belli."
"Söylerim."
Ama ben fırında kızarmış tavuk istiyordum...
Tavuk kaç para haberin var mı senin? Fikirlerini kendine sakla.
Hı hı. Çok beklersin.
"Mehir?"
"Hm?"
Beynimle konuşmaya o kadar dalmıştım ki neredeyse annemin sesini duymayacaktım. Gerçi o da çok sessiz söylemişti adımı. Suçluluk duyuyormuş gibi. Bana bir şey söylemek için çabalıyor fakat sanki kelimeleri dilinin ucuna bir türlü getiremiyordu.
"Söylesene anne."
"Söyleyeyim... Ee şimdi şöyle..."
Annem elindeki yarısı boşalmış fincana bakarken yavaşça sustu. Ben de suskunluğuna ortak olarak ona düşünmesi için zaman verdim. Bazen kelimeleri doğru sıraya dizmek için beklemek gerekiyordu.
Reha'nın yanındayken sana hiç öyle olmuyor ama.
Ay susar mısın lütfen? Hem ne alaka şu anda? Tam da aklımdan çıkmışken...
"Aslında bunu seninle daha önce konuşacaktım ama... Uygun zamanı tutturamadım bir türlü. Şimdi de baş başayız... Yani artık söylemenin vakti geldi."
Derin bir nefes aldı içine ve elindeki bardağı masanın üstüne bıraktıktan sonra vücudunu bana çevirdi.
"Acaba sen... Yeni bir baban olsun ister miydin?"
Baba.
Bu kelimeyi duyduğum anda aklımda tek bir şey beliriyordu: Elinde bavulla karların altında kapıyı çarparak giden siyah bir silüet. Uzaklara, çok uzaklara giden adamla birlikte gömülen neşeli bir kızın sesi... Ardından çaresizce bakakalan hasta bir kız. Kırık camlar, yırtık fotoğraflar...
"Ben... Özür dilerim. Çok ani oldu değil mi?" Annem hiçbir tepki alamadığı için oldukça telaşlanmıştı, iki elimi avucuna alarak sıktı. "Çok özür dilerim Mehir."
Başımı hızlıca iki yana salladım. Cümlesinden ötürü yaşadığım şoku üstümden atmaya çalıştım çabucak. "Özür dilemene gerek yok. Önemli değil. Gerçekten."
Annem yine de gözlerini kocaman açmış yüzümün her zerresini inceliyordu korkuyla. Söylediklerime biraz olsun inanmamıştı.
Yalan söylediğin apaçık belli oluyor çünkü canım. Önemli olduğunu sen de biliyorsun annen de biliyor.
"Mahvettim değil mi? Burada oturmuş huzurlu huzurlu kahve içiyorduk. Ortamın içine ettim." Ellerimi bırakarak tekrar önüne döndü, kollarını kavuşturdu. "Boşversene. Hiç söylememişim gibi davran. Beynini sil tamam mı?"
"Hayır, beynimi silemem. Çoktan kaydetti bile her şeyi."
"Harry Potter'da olmamamız ne büyük şanssızlık."
Gülümseyerek omzuna yaslandım. "Evet, sana konuşma büyüsü yapardım." Annem ses vermedi. Yavaşça aldığı nefeslerin sesi kulağımda dolanıyordu. "Devam et. Lütfen. Hiç kırılmadım. Birazcık bile. Ciddiyim."
Dudağının hafifçe büküldü, birbirine kenetlenen kolları gevşedi yavaşça. "Ciddisin yani?"
"Ciddiyim."
"Ee, ne diyorsun o zaman?" Biraz çekingen bir tavırla dürttü beni. "İster miydin?"
"Eh, yani eğer çok istiyorsan benim için sorun değil. Hayat senin hayatın. Özgürsün."
"Evet... Biliyorum. Ama benim için senin nasıl hissettiğin daha önemli. Eğer rahatsız olacaksan veya sana... Eski anılarını falan hatırlatacaksa böyle bir şeyi asla yapmam. Sen benim için her şeyden daha değerlisin, bunu biliyorsun."
Kendimi ne gülümsemekten ve ne de annemin bedenine daha da sokulmaktan alıkoyabildim. "Tamam o zaman, en sevdiğin insan olarak ben de fikrimi belirteyim. Aşkının peşinden koş."
"Fikrin için teşekkürler. Aynen dediğin gibi yapacağım. Aynı performansı senden de bekliyorum ayrıca."
Reha, Reha, Reha...
Suuus! Kudurma yine.
"Sana yakın bana uzak olsun anneciğim."
Annem güldü ve kollarıyla beni sarmaladı. "Seni de göreceğiz kız. Seni de göreceğiz..."
Rahatlamış, eski ruh haline geri dönmüştü. Onu böyle mutlu görmek daha da yaşamak istememe neden oluyordu.
Evet, Reha ile yaşamak...