Şubat
2009
Gün Işığı Psikiyatri Kliniği
Yolları trafiği durma noktasına getirecek kadar kaplayan üç günlük kar yeni günle birlikte yerini suya bırakmış, sadece arabaların, çatıların, kaldırımların ve yol kenarlarının üzerinde belli belirsiz beyazlıklar kalmıştı. Onları da suya dönüştürmeyi kendine görev bilmiş güneş, bulutlu havada onsuz geçen bir haftanın hasretiyle parlak ışıklarını dünyaya sunuyordu. Bu ışıklardan bir kısmı da psikiyatri kliniğinin küçük ama ferah odasına gidiyordu.
Gözüne vuran ışıktan rahatsız olan doktor, hemşireye pencereyi kapatmasını rica ettiğinde gözlüklerini gözüne takmaktaydı.
"Bugün de hava çok sıcak." Diye şikayet etti perdeyi aşağı çeken hemşire. Güneş ışığı yavaşça odayı terk etti. "Sen bir hafta hiç açma, gel en yoğun iş gününde tepemizde parla. Bu güneş de hiç bizim yanlımız değil gerçekten."
Hemşire bir şeyler daha söyledi bunların ardından fakat doktor onu dinlemeyi çoktan bırakmıştı. Başını önündeki belgelere gömmüş, orada yazan bir şeye anlam veremiyormuş gibi kaşlarını çatmıştı. "Allah Allah," dedi daha sonra çenesini kaşıyarak. Hemşire kadın, doktora yanaşarak biraz da kocakarı merakıyla sordu, "Ne oldu doktor hanım?"
Doktor gözlüklerini burnunun ucuna indirerek elindeki kalemle masadaki belgeleri gösterdi. "Yarın taburcu olan bir hastamız var demek."
Hemşire bir süre doktorun işaret ettiği belgeye göz gezdirdikten sonra elini şıklattı. "Haa, tanıdım tanıdım. 10 numaralı odadaki bir hasta. Uslu bir kızdı doğrusu. Çok da konuşmazdı, sadece bazen o günün hangi tarih olduğunu sorardı bize. Duvardaki takvimi görmedi zaar. Sonra, verdiğimiz hapları hiç itiraz etmeden içerdi hep. Ortak odada da-"
"Hasta ile ilgili anılarını sormadım. Taburcu işlemini kim başlattı biliyor musun?"
Hemşire boşboğazlığı yüzünden biraz kızararak cevapladı doktorun sorusunu. "Doktor Leyla Hanım olması lazımdı. Biliyorsunuz, onun hastasıydı kız."
Doktor başını salladıktan sonra bir süre düşündü. "Baksana Hatice." Hemşire doktordan kendi adını duyunca hemen "Buyurun doktor hanım." Diye karşılık verdi. Tabi ondan neredeyse on yaş büyük olmasına rağmen kendisine adıyla seslenmiş olmasına bozulduğunu belli etmeden.
"Bana kızı getirin de, onunla bir konuşayım."
Hemşire başını sallayarak hasta bakıcılara kızı getirmelerini söyledi.
Böylece ufak tefek solgun yüzlü suskun kız doktorun karşısındaki sandalyeye yerleşti. Ellerini kucağına koydu ve başını da ellerine eğdi. Bu tür doktorlarla teke tek yapılan görüşmelerde tek kaçış kaynağıydı elleri.
Gözlerini ellerinden asla ayırma.
Doktor ona bakmaktan kaçınan ürkek kızı iyice süzerken eliyle masanın üzerindeki kağıtların arasında bir şey arıyormuş gibi yapıyordu. Boynuna zorla gelen kısa saçları üzerindeki yağdan parıl parıl parlıyor, kırış kırış olmuş hastane kıyafetleri zayıf bedeninin üzerinde kocaman duruyordu. Dudakları da kupkuru olmuş, kenarlarından çatlamıştı. Hastalanmış bir oyuncak bebek gibi, diye düşündü. Buraya gelmeden önce çok güzel bir kızdı belli ki.
"Merhaba, Mehir." Diye başladı lafa. Hiçbir tepki alamadı. Bu tür görüşmelere alışkın. Kendini korumaya çalışıyor. Konuşmadığı takdirde onu bırakacağımı düşünüyor.
"Yarın buradan ayrılacağını duydum."
Sessizlik.
"Bu konuda nasıl hissediyorsun?"
Yeniden sessizlik.
Doktor onu konuşmak konusunda zorlamaması gerektiğini biliyordu fakat sanki biraz daha üstüne giderse içini dökecek, derdini anlatacakmış gibiydi. Ters tepmez umarım.
"Sence dışarı çıkmak için hazır mısın?"
Kız bunun "İyileştiğine inanıyor musun?" Demek olduğunu iyi biliyordu. Vereceği cevabı da.
"Ben hasta değilim."
"Demek hasta olmadığına inanıyorsun." Doktor başını anlayışla sallarken elindeki kalemi masaya ritim tutturarak vuruyordu, bunun karşısındakini rahatsız ettiğinden bihaber. "Peki neden buradasın sence?"
"Bir yanlış anlaşılma oldu."
"Nasıl bir yanlış anlaşılma?"
Sessizlik.
Doktor ileri gittiğini düşündü. Bunu böyle aniden sormak yanlıştı, biliyordu. Ama bu kızda ilgisini çeken bir şeyler vardı, bunu da biliyordu. Ne olursa olsun sonuna dek gidecekti.
"Neden yanlış anlaşıldığını düşünüyorsun? Ne yaptın ki?"
Çıt yok.
"Bahsettiğin yanlış anlaşılma neydi Mehir?"
"Lütfen," Kız başını kaldırıp doktorun gözünün içine baktı. "Çıkabilir miyim artık? Konuşmak istemiyorum."
"Bana neyden bahsettiğini söyle, böylece yanlış anlaşılmayı düzeltmiş oluruz. Ne dersin?"
Kız ayağı kalktı. Gözleri hâlâ doktorun üzerindeydi. "Ben hasta falan değilim. Hasta olan sizlersiniz." Ve şaşırtıcı bir biçimde hayatı boyunca içinde biriktirdiği tüm nefreti ve acıyı tek bir odağa toplamayı başardı o anda. Doktor bunu gözlerinde gördü. Ürkek bakışlı ceylanın, ormanlar kralı aslana dönüşümünü. İçinde yatan canavarın uyanışına şahit oldu.
Kendini zayıf ve korkak bir bedenin, ruhun içine saklıyor. Gerçek kişiliğini göstermekten korkuyor, diye yazıyordu kalın, cep boyundaki not defterine; kız odadan çıkarken.