Temmuz
2008
'Ey dünyayı ve insanları da
peşine alıp bilinmeyen bir yolda
sürükleyen efendi, en mutlu günlerimde
hızlıca akıp geçerken acının dibine
vurduğumda yavaşlaman canımı acıtıyor...'
Etrafta ellerinde poşetlerle gezerek alışveriş yapan kadınlar, gülüşüp oynayan çocuklar, yemek yiyen aileler gözlerinde sulu boya renkleri gibi dönüp karışıyor; kulağına varan sesler beyninde çınlıyordu. Bir sağa, bir sola bakıyor; çıkış yolunu arıyordu. Fakat ayakları yere basmıyor, yürüdükçe krem rengi fayansların içine batıyor; yanından geçen insanların bakışları altında daha da çöküyordu. Biraz daha, diye tekrar ediyordu içinden. Sadece biraz daha dayan.
Birileri az ötede hep bir ağızdan ismini fısıldıyor, başını o yöne çevirdiğinde anında kayboluyorlardı. Ensesinde dolaşan soğuk fısıltılar tüylerini diken diken ediyordu. Kaçmak, diyordu nefes nefese. Kaçmak istiyorum buradan.
"Kıza bakın hahaha!"
"Buradayım, Mehir!"
"Kaç, geliyor!"
"Zavallı kız."
"Lütfen, kendine gel. Mehir, annene bak!"
Tüm bu uğultu arasında annesinin şefkatli sesi rengarenk bir bulut olarak önünde belirdi. Elini uzatsa dağılacaktı bulutlar, uçup kaybolacaklardı gökyüzünde. Aydınlık, parlak, berrak... Tıpkı su gibi.
"Buradayım." Diye fısıldadı titrek sesiyle. "Çıkar beni buradan."
"Korkma kızım. Bana gel... Annene gel..."
Yürüdü, yürüdü, yürüdü... Annesinin onu almayı bekleyen kucağına atılmak için. Tereddüt dolu adımları giderek hızlandı, yürümesi soluksuz bir koşuya dönüştü.
Arkandalar, dikkat et.
"Annene gel Mehir..."
Bulutlar sis gibi etrafa yayıldı, her bir tarafını kapladılar. Gözleri görmez, kulağı duymaz olana dek... Karardılar sonra. Kapkara bulutlar... Aralarında çifter çifter gözler onu izliyor, bir açılıp bir kapanıyorlardı.
"Deli midir nedir yahu!"
"Bırak beni!"
Korku dolu bir çığlık koptu göğsünden, zemine düştü, bedeni büzüldü. Hıçkırarak, ağlayarak seslendi karanlığa. "Git başımdan!"
Gözyaşları yâr olurken ona,
Bedeni tükenir,
Kalbi kurak kanyon,
Bu ne hazin bir son!
"Defol git! Kimsin sen?"
Ben senim, sen bensin Mehir.
"Sus! Lütfen sus!" Çatlayacak gibi uğuldayan başını hızla iki yana salladı. Saçları uçuşurken bir gözyaşı karanlığın içine pıt diye damladı.
"Yalvarırım, kendine gel..."
Haydi şimdi yarattığın esere bir bak.
Ellerini yüzünden çektiği anda kara bulutlar da gözlerinden bir bir çekildi. Ve perde açılınca gerçek önünde oynamaya başladı.
Yerde hareketsizce yatan kız çocuğu, yanında kollarını ona sarmış hüngür hüngür ağlayan annesi, yere yapışmış ellerindeki kızıl boya... Hepsi bir film gibi aklında oynadı, yalan mı doğru mu anlayamadı...
Hayal mi gerçek mi, asla bilemezsin ki...