İçeriğe geç

Gece Ortası

Bölüm 30 · 4 dk okuma

Gece Ortası

Bölüm 30

18

"Ama gerçekten soruyorum, o koca tuvali doldurmak kaç yılını aldı?"

"Çok değil, sadece bir haftacık. Uyku kavramını yitirdiğim bir haftacık."

Mehir'in telefondan çıkıp tüm evi turlayan kahkahası beni de güldürdü. Az daha yemeğe zeytinyağı yerine ayçiçeği yağı koyuyordum, ki bu yemeğin lezzetinde oldukça önemli bir etkendi.

"Ne pişiriyorsun aşçı? Kokusu burnuma geldi sanki..."

Soğanı zeytinyağı ile kavururken çıkan cızırtı sesleri telefondan duyuluyor olmalıydı. Tahta kaşıkla salçayı kavrulmuş soğanın üzerine ekledikten sonra Mehir'i cevapladım. "Karnıyarık yapmayı planlıyorum, her şey planladığım gibi giderse."

"Ya gitmezse?"

"O zaman... Bade ile geceyi hastanede geçirmek zorunda kalabiliriz."

"Tarif isteyecektim ama tam şuan vazgeçtim." Diyerek kıkırdadı Mehir. Her şeye laf edebilirdi ama aşçılığıma asla. Dört yıllık emek ve ter vardı işin içinde. Böyle usta aşçı olmak kolay iş değildi.

"Öyleyse müthiş bir lezzetten mahrum kaldın."

O büyülü gecenin ardından üç gün geçmiş olmasına karşın etkisi hâlâ üzerimdeydi. Değişim hayatımın her saniyesinde belli ediyordu kendini; kitap okurken, yemek yerken, annemi ziyarete giderken, dükkanı açarken... Her bir eylemimde ucundan sihirli cümleler dökülen kalemin sahibine kavuşmuş olmanın verdiği sevinç içimi dolduruyor, her yanımı kıpır kıpır bir heyecan sarıyordu.

Aşktan nefret ederken peyderpey ona kapılıyordum.

Mehir'in sesi ekranı kararmış telefondan yükseldi. "Annemin hünkarbeğendisinden mahrum kalmadıkça sorun yok."

Cevabı beni güldürdü, peşinden merak ve kararsızlıkla aklıma düşen bir soru getirerek. Kötü anılarını hatırlatıp üzmek gibi bir niyetim yoktu, sadece onun için endişeleniyordum.

"Bu arada... Annenle aranız düzeldi mi?"

Telefonda gittikçe uzayan bir sessizlik oluştu. Sorumun cevabı bu sessizlikte buldu kendini, hâlâ sinirliydi annesine. Kendisini terk ettiğini düşünüyor, kalbinde onu öldürmeye hazırlanıyordu. Annesinden bu kadar kolay vazgeçecek olması beni üzüyordu, annesi onun sahip olduğu tek ailesiydi.

"Mehir... Bence onunla konuşmalısın. Bu küskünlük ne zamana dek sürecek?"

"Eğer annemle ilgili bana nutuk atmaya başlayacaksan telefonu kapatıyorum."

Tencerenin kapağını kapatıp ocağı da kıstıktan sonra telefonu elime aldım. "Dur, dur. Kapatma. Nutuk atmaya falan çalışmıyorum; sana yardımcı olmaya çalışıyorum, biliyorsun."

Mehir sakil bir oflama koyverdi. "Biliyorum. Biliyorum Reha ama onu ne kadar istesem de affedemiyorum. Neden böyle yapıyor hiç bilmiyorum, artık benim tanıdığım annem değil sanki."

"Anlıyorum ama bu sorunu sırf susarak çözemezsiniz. Konuşup yanlış anlaşılmaları düzeltmeniz gerek."

"Her neyse," diye konuyu dağıtmaya çalıştı, daha fazla bununla ilgili düşünmek istemiyor gibiydi. Ben de üzerine gidecek değildim. Zamanla her şey düzelirdi, her şeyin ilacı oydu sonuçta.

"Bana verdiğin tabloyu duvarıma astım. Odama renk geldi sanki, dokunuşun burayı bile ele geçirdi."

Gülümsedim. "Başka neyi ele geçirdi ki?"

Eğer o an karşımda olsaydı yüzünün kızaracağına yemin edebilirdim.

"Neyi mi? Hiçbir şeyi. Lafın gelişi söyledim ben onu. Lafın gelişi."

"Tabi..."

"Valla bak. Lafın gelişi."

Telefon kulağımda gülerken duvardaki çerçeveler ve karşımdaki televizyon bana deliymişim gibi bakıyorlardı sanki. Çok da haksız sayılmazlardı aslında. Kısmen haklılık payları mevcuttu. Kısmen.

"Biliyor musun Mehir," diye lafa atıldım birden. "Seninle ilk tanıştığım zamanlar mutlaka her cümlende şey kullanıyordun."

"Ne kullanıyordum?"

"Şey işte şey. Düşünme şeyi. Düşünme sıfatı."

Mehir bir kahkaha patlattıktan sonra öksürdü ve sesini kalınlaştırarak konuşmaya başladı. "Torkço dorsono oyo donlomodonoz golobo. Şoy sofot doğol zorftor."

"Hey! Ben böyle mi konuşuyorum ya?"

"Bal gibi de böyle konuşuyorsun canım."

"Konuşmuyorum."

"Konuşuyorsuuun."

Bu sefer öksüren ben oldum. "Her neyse. Konuyu dağıtmayalım. Şey diyordum... Cümlelerinde hep şey zarfı vardı. Konuşmaya başlarken, soru sorarken, soru cevaplarken..." Mehir devam etmemi bekledi. "Şimdi ise... Sözlerinden silindi o kelime. Artık rahatça, hiç düşünmeden konuşabiliyorsun. Ve ben şeyi cümlelerinden sildiğim için çok mutluyum Mehir."

Telefonun ardında gülümsediğini hayal ettim, sonra yüzü kızaracak ve başını eğecekti.

"Şeyi cümlelerimden sildiğin için teşekkür ederim Reha. Umarım tek ayrılığımız telefonu kapattığımızda, bir sonraki güne buluşmak üzere anlaştığımızda olur ve biz içimizde kötü olan ne varsa tükenene kadar sileriz."

Mehir konuştuğunda ruhumun derinliklerinde elmas gibi parıldayan umut yaşamaya dair isteğimi körüklüyor, her şeyin iyi olacağına dair müspet bir duyguyla el ele veriyordum.

Fırtınalı bir günün ardından daima ortaya çıkar güneş,

Sen yeter ki içini kemiren o sezgiyle yüzleş.

Kapı sertçe, kırılırcasına vurulunca telefonu bırakıp telaşla oraya koştum. Kapının ardında Bade'nin hıçkırıklarıyla birleşen nidalarını duyabiliyordum. Hızlıca kapıyı açtım. Nefes nefese kalmış, gözlerinden yaşlar sızan kardeşimle sadece bir saniyeliğine göz göze geldik.

İçimde parlayan elmas parçalanıverdi, ışığıyla beraber ruhumun karanlık derinliklerine gömüldüler.

"Abi... Annem... Annemiz..."

Aklıma bir haftasonu kıyıda köşede rastladığım kağıt geldi. Acıyla kıvranan varlığımın sesi oldu;

'İnsan sonsuza dek aynı hayatı yaşayacakmış gibi hisseder, hep mutlu olacakmış gibi... Oysa değişim çok yakındır ona. Hayatın her anında, vücudunun, ruhunun her zerresinde belli eder kendisini. Değişim insanın kendisidir. İnsan değişir, dünya değişir. Hiçbir şey sonsuza dek sürmez... En mutlu aydınlık günler de, en acı verici uzun geceler de değişmeye mahkûmdur...'

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

31. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.