İçeriğe geç

Gece Ortası

Bölüm 27 · 3 dk okuma

Gece Ortası

Bölüm 27

16

Yüzüme acır gibi bakan, daha önce benim gibileri çok görmüşçesine küçümser bir tavırla konuşan, durmaksızın kulağıma dizdiği sorularla adeta bir bilge kisvesine bürünen o menfur yaratıklar; psikiyatristler.

Psikiyatristler ile ilgili ilk deneyimim yatılı servisle tanışmamdan bir yıl öncesine dayanıyordu. Annemin beni kolumdan çeke çeke götürdüğü, bana bazı kendini bilmiş cahil kafaların oluşturduğu yapay bir cehennem gibi gelen klinik odasında duvardaki başarı belgelerini boş gözlerle izlediğim zaman.

Doktor müsveddesi ağzımdan çıkan her bir harfi duygusuzca defterine karalarken başını sallasa da beni anlamaktan oldukça uzaktı. Beni boğan bir saatin ardından hesabına yatacak maaşı düşünüyordu belki de, ne de olsa ben onun için geçim kaynağından başka bir şey değildim.

Saatin tik takları, karşımda umacı gibi oturan psikiyatrist, yazılarla dolu defteri ve seansın bittiğini haber veren alarm. "Bugünlük bu kadar. Bir dahaki hafta bu korkun üzerine yoğunlaşalım." Deyip beni odasından kışkışladıktan sonra aklından tamamen silinip gidiyor, sonraki seansa kadar da hatırlanmıyordum.

Koca gözlükleri, memnuniyetsiz dudakları, konuşurken yüzünde oluşan habis çizgiler rüyalarımda şekilden şekile girerek peşimden koşturuyor, "Gel buraya hasta kız. Gel de seni tedavi edeyim." Diye bağırıyordu. Yüzümden boşanan terlerle, hızla atan kalbimin kaburgalarıma rahatsız edici çarpışıyla aniden uyandığımda onlardan ölesiye nefret ettiğimi seziyordum.

Psikiyatristler... Ruhumu çürüten parazitler...

Evin kapısını sertçe çekip içeri girerken boğazıma kadar taşıp gözlerimden yaş olarak düşen duygu da o canavarlara karşı hissettiğim sonsuz nefretti. Eve girdiğimi duyunca neden okulda olmadığımı soran anneme nefretle bağırmama neden olan öfke de.

"Neden? Neden yaptın bunu anne? Beni hiç mi düşünmedin? Gözünde birazcık bile değerim yok mu benim?"

Yaşlar yanağımdan aşağı yol alırken annemin şaşkınlığı öfkemin daha da alevlenmesine sebebiyet veriyordu. Boğazıma kadar uzanan hıçkırıkları yutuyor, bağırmak için büyük bir çaba sarf ediyordum.

"Mehir ne-"

"Kendine eş olarak seçtiğin adamın kızının dünyadaki en büyük korkusu olduğunun farkında mısın?"

"Gerçekten anlayamıyorum Mehir. Neyden bahsediyorsun?"

Annem bana yaklaşmak için bir iki adım ilerliyor, daha sonra vazgeçip olduğu yerden telaşla çıldırmış halimi izliyordu. Kaşları hafifçe çatılmış, yaptığı hatanın ne olduğunu bulmaya çalışır gibiydi.

"Neyden bahsediyorum öyle mi? Onunla evlenmek uğruna varını yoğunu harcadığın adamın bir psikiyatrist olduğundan bahsediyorum. Bir psikiyatrist!"

Annem göğsünü tutarak derin bir nefes aldı ve dışarı bıraktı. Telaşla titreşen gözleri eski haline döndü. "Sorun bu muydu yani?" Dedi içini soğutan ferahlamayla gülümseyerek. "Ben de ciddi bir şey sandım."

Gözlerimin önünden şimşek gibi bir anı geçiverdi. Kâbuslarla uyandığım bir gece beni sarmalayan kollar, teselli edici sözler, hep yanımda olacağına dair verilen bir güvence... Ve hepsi cam gibi kırıldı, bütün sahne parçalara ayrıldı; hayal kırıklığı ve pişmanlık ile bezenmiş anılar olarak hafızama kazındı.

Kimse seni kabul etmeyecek.

Mahzun yüzüne tükürecekler.

"Sen anne... En çok da sen, hatta tek sen biliyorsun bunun benim için ne denli ciddi bir şey olduğunu. Çünkü ben bataklığın en dibindeyken, geçmeyen zamanın en derinlerinde acıdan kıvranırken, terk edilirken, dışlanırken hep sen vardın. Hep sen vardın yanımda. Sana güvenim de sonsuzdu, sevgim de. Beni olduğum gibi kabullenen tek sen vardın. Bu yüzden... Anlamalıydın. Senin için önemsiz görünen bir şeyin benim canımı yakacağını anlamalıydın. Neden anlamıyorsun anne? Neden sen de herkes gibi beni terk ediyorsun?"

Ve sen boğulurken tuzlu denizinde,

Bir de onlar dolduracaklar ağzına kadar suyu,

Nefessiz kalana, nefeslerin durana kadar...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.