Ocak
2010
Mersin
İşçiler yükleri gemiye bindirirken kimileri bir türkü tutturmuş sallana sallana çalışıyor, kimileri ise pestile dönmüş vücutlarında kalan son güçlerini kullanarak kutuları elden ele taşıyordu. Etrafta dolanan ıslıklar ve bağırışlar arasında terli ve güçlü kollar hiç durmadan inip kalkıyordu. Bir köşede sigaralarını içip laflayarak bir yandan da gemiye dolan malzemeleri izleyen gemi kaptanı ile işçibaşı ara ara ortalığı kahkahalar ile dolduruyordu.
Dev gibi kaslı vücutlar arasında zar zor görülen bir genç kâh ona uzatılan yükü bacakları titreyerek yerine koyuyor kâh bedeni bu yükü kaldıramayınca diğerleri tarafından itilip kakılıyordu. Fakat bunlara rağmen asla pes etmiyor, inatla taşımaya devam ediyordu ağır kutuları.
Diğer işçiler onun bu haline kahkahalarla gülerken öbür köşedeki işçibaşı kafasını olumsuz anlamda sallıyor ve sigaranın dumanını ağzından serbest bırakıyordu. "Bizim yeğen ısrar etmese almazdım işe. Zaten bir iş becerdiği yok, şuna bak torpille girdiği nasıl da belli oluyor!" Kaptan göbeğini tutarak gülerken karşısındaki adam konuşmasını sürdürdü. "Eh zaten bu sezon yakında kapanıyor. Daha da almam onu. Gitsin kendine göre bir iş bulsun."
Genç oğlan alnında biriken terleri elinin tersiyle sildikten sonra daha derin bir nefes alamadan yeniden yükü taşımaya koyuldu. Zaten yorgunluktan iflas etmiş bedeni bir de nefessiz kalınca kendini bıraktı, ahşap kutuyla beraber yere yuvarlandılar.
Diğer işçilerin kahkahaları arasında yerden kalkmaya çalışan genç kan revan içinde kalmıştı. Bacağı boydan boya betona sürtünmüş neredeyse kaslarını görünür hale getirmişti. Bununla kalmayıp bir de ahşap kutunun sivri kenarına alnını vurunca ağzından acı dolu bir feryat koptu.
"Ne oldu Reho?" Diye bağırdı içlerinden birisi. "Ağır mı geldi?"
Kanayan alnını tutarak ayağa kalktı, ne bir kelime döküldü ağzından ne bir hareket çıktı bedeninden. Topallaya topallaya kutunun başına döndü, taşımaya devam etti. İşçiler hâlâ kahkaha atarken, bildikleri ne küfür varsa ortaya saçarken.
Canı çok yanıyordu. Küçük bir çocuk gibi ağlamak, annesinin kucağına bırakmak istiyordu acıyla yanan bedenini. Şu koca koca adamlara da hadlerini bildirseydi ne iyi olurdu! Ağızlarından çıkan her bir kelime içini kor gibi yakıyor, öfkesini alevlendiriyordu.
Fakat bu işi zorla elde etmişti. Eskiden tanıdığı o arkadaşı olmasaydı eğer hâlâ o izbe evde açlıktan çürüyor olabilirdi. İyi para kazanıyordu ve bu onun için çok önemliydi. Buradan eline geçen paranın annesi ve kız kardeşini yaşattığını düşününce tüm acısı ve öfkesi silinip gidiyordu.
Söz verdiği gibi, bu bataklıktan ellerini sürüye sürüye çıkacaktı. Bu defa ailesini terk edemezdi.