İçeriğe geç

Gece Ortası

Bölüm 18 · 3 dk okuma

Gece Ortası

Bölüm 18

Perde 5

Ocak

2010

Ankara

"Evet... Evet efendim haklısınız. Hı hı... Ben de onu diyordum zaten, lütfen bir şans daha verin. Buna gerçekten ihtiyacım var. Anlamıyorsunuz... Yemin ederim ben-"

Yüzüne kapanan telefonu masaya fırlattı. Elleri hışımla saçlarının arasında gezinip derisini yüzerken hakim olamadı gözyaşlarına. Ters giden işleri yüzünden ona adeta mezar olan bu şehir yeni bir güne uyanırken o uykulu gözleriyle güneşin doğuşuna bakıyordu. Güneş doğup batıyor, günler hiç durmaksızın gelip geçiyordu önünden ama kendisi hep yerinde, aynı çöplükte öylece duruyordu.

Hiç umut yoktu. İçinde tek bir umut bile kalmamıştı. Tükenmişti artık. Tüm benliğiyle tükenmişti.

"Anne..."

Kızının sesini arkasında duyan kadın çabucak yüzündeki yaşları sıyırdı, dudaklarına sahte bir gülümseme kondurdu.

"Efendim canım?"

Kız annesinin mavi gözlerinin içine baktı. Ta derinlerine kadar... Ve orada gördüğü şey onu rahatsız etti. İçine bir kıymık gibi sokuluverdi. Kaç yıldır onunla yaşıyordu, bir sıkıntısı olsa anlamaz mıydı hiç? Kanar mıydı bu samimiyetsiz gülüşe?

"Kiminle konuşuyordun?"

"Hiç... Bir arkadaşımla. Arkadaş..."

Kadın suspus oldu. O da biliyordu elbet arkadaşının olmadığını, kızı da. Annesinin yalanı ortaya çıkınca kız iç çekti.

"İş bulamıyorsun değil mi?"

Kadın yere dikilmiş gözlerini alelacele kızına çevirdi ve ellerini telaşla salladı. "Hayır canım ne alakası var? Buldum tabi ki de. Sadece... Biraz beklememiz gerekecek. Birazcık. Söz veriyorum, çok değil."

"Biliyor musun?" Annesi beklentiyle ona bakarken gidip koltuğa oturdu, kollarını kavuşturdu. "Berbat bir yalancısın."

Kızını kandıramayacağını çok iyi bilen kadın bıkkın bir nefes verdikten sonra kendini pencereden dışarı bakan kızın karşısındaki eski koltuğa bıraktı.

"Nereye gitsem, kiminle görüşsem hep olumsuz cevap veriyorlar." Başını geriye attı ve uzun bir of çekti. "Neyimi beğenmiyorsunuz Allah aşkına?"

Kız annesinin mahvolmuş halini izledi uzun süre. Ve ancak birkaç dakika sonra, "Üzgünüm anne ama..." Diye başladı. Annesi başını kaldırıp çatılı kaşları ile ona baktı. Fırtına öncesi sessizlik gibi bir an yaşandı o saniye.

"Ben okumak istiyorum."

"Ne?" Böyle bir cümle duymayı beklemiyordu, hem de hiç. Gözlerini kırpıştırarak kızının açıklamasını bekledi.

"Tekrar sınava gireceğim." Dedi kız sakince. Gözleri hâlâ binaların arkasından doğmakta olan güneşin üzerindeydi. "Ve üniversiteye gideceğim."

"Mehir sen-"

"Biliyorum anne. Ne söyleyeceğini çok iyi biliyorum o yüzden sakın ağzını açayım deme." Derin bir nefes aldı, verdi. Aldı ve verdi. Kriz anlarında doktorunun ona söylediği gibi. "Üstesinden gelebilirim. İnanıyorum. Artık hasta olmadığıma da, okula gidebileceğime de inanıyorum."

Annesi kızının yüzünü telaşla izliyor, hiç ummadığı bu tepki karşısında ağzını açamıyordu. Ne dese, ne yapsa kızı için iyi olurdu? İtiraz mı etse... Kabul mü...

"Yoksa sen bana inanmıyor musun?"

Kızın sorusu annesini içine düştüğü ikilemin pençesinden kurtarmaya yetti. "Elbette sana inanıyorum. Sana tüm içtenliğimle, tüm benliğimle inanıyorum kızım." Kalktı ve kızının yanına oturdu. Ellerini sıkıca tuttu. "Ama neden böyle bir karar verdiğini anlayamıyorum."

Kız annesinin elleriyle sarmalanmış ellerine baktı önce, sonra annesine. Gözlerinde güneş ışığının yansıması vardı. Umutla doğan bir güneşin. "Ben artık inanmak istiyorum. Hayata inanmak, aldığım nefeslere inanmak istiyorum. Yaşamak istiyorum anne. Gerçekten yaşayabileceğime güvenmek istiyorum. Bu yüzden ne kadar zor olacağını bilsem de... Yapacağım bunu. Diğer insanlar gibi yaşamak için elimden ne geliyorsa yapacağım."

O andan itibaren yeniden çizilmiş kaderi onun için güzel sürprizler saklıyordu içinde. Bir gül gibi dikenlerle kaplıydı ama... Gülü seven dikenine katlanırdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.