İçeriğe geç

Gece Ortası

Bölüm 14 · 7 dk okuma

Gece Ortası

Bölüm 14

6

Ben tam bir aptalım... Ben tam bir aptalım... Ben tam bir aptalım... Ben tam bir aptalım.... Ben tam bir-

"Hoşgeldiniz hanımefendi!"

Üzerinde New York City yazan mor bir sweatshirt ile büyük ve şişkin cepleri olan yukarıdan aşağı iki zincir uzanan bol pantolonu bana gösteriyordu ki, tarifsiz adam yeniden tarzını konuşturmuştu. Üstelik sweatiyle uyumlu renkteki beresi rapunzel gibi saçlarını gözlerine doğru uzatmışken. Tarz diye buna denir canım.

Kusacağım.

"Ne iste-" Kaşlarını çatıp kapıda durmuş çekingen bedenimi tekrar süzdü. "Sen şu parmağını kıran ilk müşterimiz değil misin?"

Buna ne cevap verebilirdim ki? Neyse ki sürekli konuşup duruyordu da bana sıra gelmiyordu. Onda hoşuma giden tek özellik buydu.

"Yani tabi parmağını kıran ilk müşteri derken parmak kırma anlamında ilk olmanı demiyorum. Sonuçta biz burada parmak kırmıyoruz değil mi?"

Küçük bir kahkaha attı karnını tutarak ama benim tek bir mimiğimin bile oynamadığını görünce gülüşü giderek sessizleşti ve sustu. Boğazını temizledi.

"Peki... Yardıma ihtiya-"

"Yok sağolun. Biraz dolaşacağım."

Burada bulunmadığım son sekiz günde değişen hiçbir şey olmamıştı. Her şey yerli yerinde beni tekrardan mest edecek büyüsüyle duruyordu. Kitaplar raflardan el sallıyor, tek tek yanlarına çağırıyordu. Değişen tek bir şey varsa o da dükkanın ıssızlığıydı. Buraya önceden geldiğim iki günde de kimsecikler yoktu fakat bugün kitaplıkların arasında birkaç kişiye rastlamıştım. Ve garip bir şekilde burayı onlardan önce keşfettiğim için kendimi gururlu hissetmiştim.

Hatta ücretsiz bir üyelik kartın bile var.

Vay. Doğru. Birkaç kitap mı alsam acaba...

Hey, hey! Buraya gelmenin asıl amacını unutma.

Ah, doğru. Buraya gelme amacım.

Aslında iki gün öncesine kadar buraya gelmek aklımın ucundan dahi geçmiyordu. Normal bir şekilde-kesinlikle nosssnormal bir hayat-yaşıyordum. Sonra birden aklıma tak diye şöyle bir düşünce gelmişti: Reha kaç yaşındaydı? Önce pek umursamamıştım ama öyle bir kurcalamıştı ki aklımı, pes edip burada bulmuştum kendimi. Anatomi dersini bile zorla bitirebilmiştim.

Saçmalığa bak. Önce bir yabancının adını delicesine merak ediyorum, sonra da yaşını. Sırada ne var acaba, ayakkabı numarası mı?

Hayır, kan grubu.

Eh, tabi. Bunu öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Başka bir zaman da bu önemli bilgiyi edinmek için gelirim. Bende vakit bol ya ne de olsa. Her zaman gelirim.

Raftaki kitapları karıştırırken etrafa bir göz attım. Şimdi ortalıkta ne bir insan ne de yaşı öğrenilecek bir Reha vardı. Biraz da sağa doğru yengeç misali ilerleyerek oradaki kitapları da kurcaladım-alıp kokusunu içime çekip sonra yerine koyma aşamalarından oluşan derin bir inceleme-ama içten içe onlara gerçekten bakmayı çok istiyordum. Hele de yanımda cebimi yakan bir üyelik kartı taşırken.

Bir dakikacık baksam ne olur? Zaten Reha ortalıklarda yok. Azıcık bakayım ha?

Mehir, bak-

Beynim daha konuşamadan ben elime kalın bir hikaye kitabı almıştım bile. Karton kapağında küçük bir çocuğun resmi olan Son Oyuncak isimli kitap ilgim karşısında ellerim arasında eriyip gitmişti çoktan. Sayfaları arasında kelimeden kelimeye atlarken nerede olduğumu dahi unutmuştum. Beynimin çığlıkları ulaşmıyordu gittiğim yere.

"...Kapıya gitmek üzere yampiri adımlarla yürürken arkamı döndüğümde oyuncaklarımın yalvarır gibi bakışlarını bana yönelttiklerini gördüm. Hepsi bakışlarını bana doğrultmuş gözleri dolu dolu bakıyorlardı. Gördüğüm manzara karşısında duygulanmamak elde değildi doğrusu. İçimde büyüyen bir anne şefkatiyle hepsine her şeyin geçeceğine dair güvence veren bir okşama sundum. 'Hemen geleceğim,' diye fısıldadım. 'Doktor amcaya gidip hemen döneceğim...' "

"Merhaba!"

İçinde kaybolduğum kitap aniden duyduğum sesle elimden fırlayıp ahşap zemine şak diye yapıştı. Bunun olacağını daha Reha'nın sesinin msini duymadan fark eden ben ise bu manzarayı ellerimle yüzümü örterek izledim.

Al işte, yine başladık...

Ben bu çocukla hiç normal bir şekilde karşılaşamayacak mıyım Allah aşkına?

Ben utanç içinde ellerimle yüzümü kapatmakla meşgul olduğumdan yerdeki kitabı alan Reha oldu.

"Üzgünüm, benim hatam. Sürekli sizi korkutup duruyorum."

Yok canım yok! Sen korkutmuyorsun, bizim gerizekalı duyduğu her seste altına sıçıyor sadece.

Kitabı eliyle silkeledikten sonra bana uzattı. Yüzünde suçluluk dolu çekimser bir gülümseme vardı.

"Senin bir hatan yok. Hep korkan benim." Uzattığı kitabı elime alırken kafama dank etti. Saygı ekleri!

Askerlik arkadaşınla mı konuşuyorsun ne o?

"Şey, yani sizin bir hatan yok."

Hani Mehir?

Ne hani?

Türkçeni diyorum yahu Türkçeni. Nerede senin Türkçen?

Yüzüm baştan aşağı kıpkırmızı kesilirken tam o an sıcaktan patlayacakmış gibi hissettim.

"Sizin bir hatanız yok!" Diye düzelttim çabucak. Bir yandan da neredeyse bağırarak söylediğim bu cümleyi analiz edip duruyordum, başka bir hata daha çıkarsa diye.

Reha iki gamzesini de belirginleştiren bir gülüşle karşılık verdi bu halime. "Yeni bir Türkçe dersi?"

Başımı elimde parmaklarım beyazlayana kadar sıktığım kitaba eğdim. "Gerçekten ihtiyacım var galiba."

Reha şaka yapıyor olabilirdi ama ben gayet ciddiydim. Yarından tez yok gidip bir Türkçe kursuna yazılacaktım. O kadar!

Reha tekrar gülümseyip etrafına bir şey arar gibi bakınca içimdeki o tanıdık his tutuşup alev almaya başladı.

Benden sıkıldı, ben çok sıkıcı bir insanım o yüzden şuan yanımdan gitmek için can atıyor. Bir şey söylemem lazım. Bir şey söylemem lazım ama ne? Bir şey... Bir şey... Bir şey...

"Acaba sen..." Bakışları bana çevrilince kalbim duracak gibi oldu. Düzgün söylemem lazım. Düzgün. "Yani siz..."

"Bana siz diye hitap etmek zorunda değilsiniz."

"Aa, öyle mi? Ne diyeyim peki?"

Salak mısın sen Mehir? Bunu da o mu söylesin?

Omzunu silkti. "Nasıl rahat edecekseniz öyle."

O kadar yakın mıyız ki, diye sormak geçti içimden ama düşüncesi bile stresten midemin kasılmasına sebep oluyordu. Yok, böyle bir şeyi asla soramazdım ben. Ya yanlış anlarsa? Bu cümle "Senin gibi biriyle yakınlık kurmak istemiyorum bu yüzden lütfen bana on yıllık arkadaşınmışım gibi davranma." olarak anlaşılmaya oldukça yatkındı sonuçta.

"Sen de bana siz diye hitap etmek zorunda değilsin."

"Öyle olsun." dedi Reha. Ellerini beyaz renkli-bende aynısı olsa üstünde koca koca lekelerin belireceği-bluzunun önünde birleştirdi.

"Sen... Kaç... Eee... Kaç..." Elim saçlarımın diken gibi battığı boynuma giderken aklım nereye gitmişti çok merak ediyorum. Cümlemin devamı gelmiyordu! Ve en korkunç olanı Reha'nın önümde durmuş cümlemi tamamlamamı bekliyor olmasıydı. Allah'ım kafayı sıyıracağım cidden!

"Kaç yıldır yaşıyorsun?"

Yuh. Kaç yaşındasın sorusunu ilk defa böyle bir formda görüyorum.

Hep senin yüzünden, yani konuşmaya kalkma sakın!

Reha bile bu soruma şaşırmış olacak ki cevap vermeden önce kendini tutmaya çalışarak-ve bunu bir gram bile beceremeyerek-güldü. "23 yıldır yaşıyorum. Peki sen kaç yıldır hayattasın?"

Vay vay vay... Giderek artan ortak noktalar...

"Ben de 23 yaşındayım. Bu ay doğdum. Yani 23 yıl önce bu ay."

Neden doğumum hakkında böyle bir ayrıntı verdim ki şimdi? Of ne kadar boşboğazım. Kafama vurmak istiyorum ama bunu elbette karşımda biriyle konuşurken yapamam yoksa beni yeniden deli hastanesine yatırırlar ve bu sefer ben de buna karşı çıkmam.

"Yaşından daha genç göründüğünü itiraf etmeliyim. Daha çok bir lise öğrencisi gibi duruyorsun."

Aman ne güzel, boyum hakkında zorbalığa da uğradığıma göre rahatça ölebilirim.

"Evet boyum çok kısa, farkındayım." Elimdeki kitabı yerine koyduktan sonra diğer kitaplara göz atmaya başladım. Trip atan ergen bir kız gibiydim gerçekten. Umarım yüzümün bir anda nasıl asıldığını da görmemiştir.

"Hayır, hayır öyle demek istemedim. Boyunla bir alakası yok. Gerçekten. Sadece... Genç görünüyorsun. Bu iyi bir şey. Normalde diğer insanlar bunu iltifat olarak görür."

"Üzgünüm ama ben normal bir insan değilim. Kısa bir insanım. Boyu kısa insanlara böyle iltifatlarda bulunmamalısın. Yanlış anlayabilirler."

Utangaç bir gülümsemeyle başını kaşıdı. "Ah, anladım. Bu bilgi için sağol. Artık daha dikkatli olacağım."

Ayaküstü bir de çocuğu azarladın ya, helal olsun sana!

Aniden bastıran bir utanç yağmuruna tutulunca ben de başımı alt raftaki kişisel gelişim kitaplarına eğdim. Tek tek adlarını okuyordum ama bir tanesi bile aklıma girmiyordu. Bir gözden giriyor, öbür gözden çıkıyordu.

"Rehaaaaa! Reha canım benim gelsene bi! Sana çooook ihtiyacım var bir taneeem!"

Tarifsiz adamın sesi tüm kitapçıda yankılanınca Reha elini alnına vurdu. 'Ben bu adamla ne yapacağım?' Der gibiydi.

"Ses telleri yırtılmadan gitsem iyi olacak." Dedi bana doğru, daha çok kendi kendine söylenerek. Elimdeki romanı yerine koyarken başımı salladım.

İnsan bir görüşürüz falan der, o kadar konuştunuz yahu!

"Tekrar gel lütfen, belki sayende yeni ahlak kuralları öğrenirim. Bugün bu konuda pek bilgili olmadığımı fark ettim de."

Tabi canım, kendisi çok ahlaklı ya sana da öğretir.

Ve cevap vermemi beklemeden koşar adımlarla uzaklaştı çünkü arkadaşı tekrar bağırmaya başlamıştı. O giderken arkasından gülümseyen ben de olanlara bir anlam kazandırma çabasına girmiştim.

Ne ara böyle uzun cümleler ile konuşmaya başladın sen? Hele de karşında bir insan dururken! Çılgınlık! Gerçekten delilik bu! Kafamı bir yere mi çarptım acaba? Bir de ahlak dersi veriyorum sanki çok biliyormuş gibi! Nereden geliyor bu özgüven?

Kitapçıdan kararan hava ile ayrılıp da şaşkınlık içinde eve yürürken tüm konuşmayı aklımdan tekrar tekrar oynatıyor ve kendime her saniye biraz daha şaşırıyordum.

Neymiş demek kiii? Aşk gerçekten de her şeye kadirmiş!

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.