Şafak sökmek üzereydi. Gökyüzü koyu lacivertten griye dönerken şehir yavaş yavaş uyanıyordu. Ama çatının üzerinde duran iki kişi için gece henüz bitmemişti. Ela hâlâ Lyra’nın sözlerini düşünüyordu. “Belki de amaç hayatta kalması değildir.” Bu cümle zihnine saplanmıştı. Aron ise çatının kenarında durmuş, ufku izliyordu. Güneş doğmadan önce gitmeleri gerektiğini biliyordu. “Burada kalamayız,” dedi sonunda. Ela yavaşça yaklaştı. “Peki nereye gideceğiz?” “Kendimden bile saklayabileceğim bir yere.” Ela kaşlarını çattı. “Bu çok güven verici gelmedi.” Aron hafifçe ona döndü. “Kraliçe seni istiyorsa, bütün vampirler kokunu arayacak demektir. Şehir artık güvenli değil.” “Ya sen?” diye sordu Ela. “Güneş doğacak.” Aron’un dudakları belli belirsiz kıvrıldı. “Ben düşündüğünden daha dayanıklıyım.” Ama tam o anda ilk güneş ışığı ufuktan sızdı. Işık Aron’un eline değdi. Ela nefesini tuttu. Derisi anında kızardı. Aron refleksle geri çekildi ama birkaç saniye geçmişti bile. Ela korkuyla yaklaştı. “Elin… yanıyor!” Aron sakin görünmeye çalıştı. “Ölmem. Sadece acı verir.” Ela tereddüt etmeden atkısını çıkardı ve Aron’un eline sardı. Bu kadar yakın olmak… İkisini de duraksattı. Ela ilk defa vampirin teninin soğukluğunu hissetti. Neredeyse mermer gibiydi. Aron’un gözleri atkıya, sonra Ela’ya kaydı. “Neden yapıyorsun bunu?” Ela omuz silkti. “Çünkü beni koruyorsun.” Aron’un bakışları yumuşadı ama hemen toparlandı. “Ela… bana bu kadar yaklaşmamalısın.” “Kanım yüzünden mi?” Aron cevap vermedi. Ama gözbebekleri büyümüştü. Ela’nın kalbi hızlandı. “Gerçekten bu kadar zor mu?” diye fısıldadı. Aron dişlerini sıktı. “Şu an kalp atışını duyabiliyorum.” Ela irkildi. “Dakikada seksen dokuz.” Bir adım geri çekildi. Aron devam etti: “Damarlarındaki kanın akışını hissedebiliyorum.” Sessizlik. Tehlikeli bir sessizlik. Ama Aron hareket etmiyordu. Sadece savaşıyordu. Kendisiyle. Ela bunu görebiliyordu. Ve garip bir şekilde… korkmak yerine ona güveniyordu. “Bana zarar vermezsin,” dedi yumuşakça. Aron gözlerini kapattı. “Sana zarar verirsem… kendimi asla affetmem.” Bu cümle havayı değiştirdi. Ela’nın göğsünde sıcak bir şey yayıldı. Tam o anda… Rüzgar yön değiştirdi. Aron’un başı aniden havaya kalktı. “Kokladın mı?” diye sordu Ela. Aron’un sesi buz gibiydi. “Kan Avcıları.” Ela’nın kalbi boğazına çıktı. “Burayı nasıl buldular?!” Aron etrafı taradı. “Biri yerimizi söylemiş olabilir.” Lyra. İkisi de aynı anda bunu düşündü ama söylemedi. Aşağıdan metal sesleri geliyordu. Adımlar. Çok sayıda. Aron kararını saniyeler içinde verdi. “Bana sıkıca tutun.” Ela itiraz edemeden Aron onu belinden kavradı. Ve boşluğa atladı. Rüzgar kulaklarında uğuldadı. Ela çığlık atacaktı ama ses çıkmadı. Aron yere inmeden önce yön değiştirdi, duvara bastı ve tekrar sıçradı. İnsan değildi. Gerçekten değildi. Bir binanın karanlık balkonuna girdiler. Aron Ela’yı yavaşça bıraktı. Ama elini hemen çekmedi. İkisi de fark etti. Parmakları hâlâ birbirine değiyordu. O anda aşağıdan bir ses yankılandı: “Çatı boş! Ama kokuları taze!” Ela fısıldadı: “Bizi bulacaklar…” Aron başını iki yana salladı. “Hayır. Önce bir karar vermem gerek.” “Ne kararı?” Aron’un bakışları karardı. “Seni saklamak yetmez artık.” Ela’nın kalbi hızlandı. “Ne yapacaksın?” Aron birkaç saniye sustu. Sonra beklenmedik bir şey söyledi: “Bağ kuracağız.” Ela nefes almayı unuttu. “Nasıl bir bağ?” Aron’un sesi düşüktü. “Kan Bağı.” Ela geri çekildi. “Bu… kötü bir şeye benziyor.” “Geri dönüşü yok,” dedi Aron. “Ama seni diğer vampirlerden gizler. Kokunu kaybederler.” “Bedeli ne?” Aron’un çenesi gerildi. “Duygularımız birbirine karışır.” Sessizlik çöktü. Ela’nın kalbi çılgın gibi atıyordu. “Yani… ne hissedersen hissedeyim, sen de mi hissedeceksin?” Aron yavaşça başını salladı. “Ve ben ne hissedersem… sen de.” Ela’nın nefesi titredi. Bu korkutucu olmalıydı. Ama içinde tuhaf bir merak vardı. “Başka?” Aron bu kez bakışlarını kaçırdı. “Eğer ölürsen…” Durdu. Ela fısıldadı: “Sen de mi ölürsün?” Aron cevap vermedi. Cevap zaten gözlerindeydi. Ela’nın kalbi yumuşadı. “Bunu neden yapasın ki?” Aron ona baktı. Uzun süre. Sonra ilk defa maskesiz konuştu: “Seni kaybetme ihtimali… zaten dayanılmaz.” Ela’nın yanakları ısındı. Tam o anda aşağıdan bir çığlık yükseldi. “İZLERİNİ BULDUM!” Aron karar vermişti. “Elini ver.” Ela tereddüt etti. Ama sadece bir saniye. Sonra elini uzattı. Aron parmağını hafifçe kesti. Koyu kırmızı bir damla belirdi. Ela’nın nefesi kesildi. “Şimdi korkabilirsin,” dedi Aron. Ela başını salladı. “Korkmuyorum.” Aron onun parmağını da aynı şekilde kesti. İki damla kan… Havada birleşti. Bir anda parlak, karanlık bir ışığa dönüştü. Ve bileklerine işledi. Ela’nın gözleri büyüdü. Kalbinin yanında ikinci bir ritim hissediyordu artık. Aron’unki. Aron derin bir nefes aldı. Sonra fısıldadı: “Artık yalnız değilsin.” Tam o anda Ela onun duygularını hissetti. Kontrol. Öfke. Açlık. Ama hepsinin altında tek bir şey vardı. Onu koruma arzusu. Aşağıdan ayak sesleri yaklaşıyordu. Ama artık her şey değişmişti. Çünkü av artık yalnız değildi. Ve avcılar… bunun ne anlama geldiğini henüz bilmiyordu.
Bölüm 5
Yasak Yakınlık
