İçeriğe geç

GARDİYAN

Bölüm 9 · 6 dk okuma

GARDİYAN

Bölüm 9

Biz aslında siziz

Siren sesleri apartın önünde çınladı. Ekip araçlarından inen üniformalı polis memurları apartın demir kapısından içeri girdiğinde onları karşılayan apart sahibi Hasan’dı. Şişman bedeni hem sıcağın hem de sıkıntının etkisiyle ter içinde kalmış, beyaz gömleği sırtına yapışmıştı.

“İhbar aldık, bir kayıp vakası varmış, “ diyen memura,

“Evet, bir kiracımın kardeşi kayıpmış, “ dedi. Avcunun içine kadar terlemeye devam ediyordu. Polis memuru, onun bu sıkıntılı halini kafasına not edip, “Nerede bu kiracı, kaçıncı katta kalıyor? “ diye sordu. “Birinci kat, yirmi beş numara. “O dairenin adresini verirken siren seslerini duyan Ayhan evin kapısını açıp koridora çıkmıştı. Memurlar adımlarını merdivenlere doğru atarken Ayhan, “Bu ev, “ diyerek memurlara yol verdi. Daracık kapıdan teker teker giren dört polisin gözüne ilk çarpan kanepeye büzülmüş put gibi hareketsiz duran Tarık oldu. Gözleri mutfak masasına takılı kalmış, dakikalardır aynı noktaya bakıyordu. Ayhan, Tarık polisi ara deyip bayıldığında hemen yüz elli beşi aramış ve ardından Tarık’ı ayıltmıştı. O andan itibaren de tek kelime etmemiş, Ayhan’ın ısrar ve çabasına rağmen bir yudum su içmemişti.

“Hanginizin kardeşiydi? “

Polisin sorusu bir an havada asılı kaldıktan sonra, “Benim kardeşim, “ diyen Tarık’ın sesi bozuk akortlu keman gibi çıktı. Ağzından çıkmayı başaran sözcüklerine yanaklarına akan yaşlar eşlik etti.

“Ne zamandır kayıp?”

Memur bütün ciddiyetiyle sorusunu sorarken etrafı incelemeyi de ihmal etmiyordu. Masadaki tabaklara, tezgahın üstüne ve kapısı açık odalara göz ucuyla bakıyordu. Ayhan, masadaki sandalyeye çökmüş sessizce duruyordu. Suçluluk duygusu bütün hücrelerine sinmişti.

“Bir saat ancak oldu, ben okuldaydım. Arkadaşım onu okuldan alıp eve geldi. Yemek için ekmek almaya çıkmış onu evde bırakıp. O sırada bende okuldan geldim zaten ve kapıda karşılaştık. Eve girdiğimizde Buğra yoktu.” Dedi ve hıçkırıklara boğuldu.

“Yemin ederim oyalanmadım, ekmeği alıp eve döndüm. Böyle olacağını bilsem bırakır mıydım hiç!” Hıçkırıklara boğulan Ayhan sandalyeden kalkıp arkadaşının ayaklarının ucuna çöktü. Memur,

“Çocuklar hemen telaşa kapılmaya gerek yok. Günde kaç defa bu tür ihbar alıyoruz bir bilseniz? Bir çoğunda çocuk ya arkadaşının evinde ya da sokakta çıkıyor. Belki sizin çocuk da bir yerlere gitmiştir.”

Tarık gözlerini elinin tersiyle sildi. Metanetini korumak zorundaydı. Derin bir nefes aldı.

“ Biz buraya yeni yerleştik. Onun arkadaşı yok. Daha bugün okula başladı. Hem büyük şehir görmediği için de korkudan tek başına dışarı adım bile atmaz. “

“ Nerede oturuyordunuz önce? Peki ananız babanız nerede sizin? Kardeşinin senin yanında ne işi var?”

Tarık düşünceli gözlerle memura baktı. İsmini bile bilmediği birisine hayatının bütün mahremini anlatacaktı. Buna mecbur olduğunu biliyordu. “ Buğra için,” diye düşündü.

“ Adıyaman’da oturuyorduk. Annem babam ölünce kardeşimi de alıp buraya geldim. Üniversite öğrencisiyim ben. Ona bakacak kimsemiz yok.”

Memur, alnından açılmaya başlayan ve kulak diplerinden kırlaşmış saçlarını karıştırdı. İnsanlar ne biçim hayatlar yaşıyordu.

“ Annen baban aynı anda mı öldü?”

Tarık, memurun gözlerinin içine bakıp, “ İsminiz nedir acaba? “ dediğinde kendini tuhaf hisseden memur,

“İsmim Adnan Yılmaz,” dedi.

Tarık göz temasını kaybetmeden hiç kimseye anlatamam dediği olayı kafasında sıralamaya koydu.

“ Adnan Bey, annemle babamın ölümü mahkemede şu an. Buğra’yla bir ilgisi var mıdır bilemem ama sanırım bunu duysanız iyi olacak?”

Adnan, dinliyorum dercesine başını hafifçe aşağı yukarı salladı.

“Üç ay önce, ben daha okuldaydım. Komşularımız beni aradı. Dediler ki... “

Durakladı, gözlerine hücum eden yaşları durdurmak için kendine süre tanıdı. Ağlamayacağına kanaat edince anlatmaya devam etti.

“annen baban öldü. Yurttan nasıl çıktım, memlekete nasıl döndüm bilmiyorum. Bıçaklamışlar annemi, babamı da aynı şekilde katletmişler. Buğra komşunun evinde şoka girmiş konuşmuyordu. Beni görünce kucağıma atladı. Abim dedi,”

Daha fazla dayanamadı Tarık. Ayhan da onunla birlikte ağlıyordu. Olayın iç yüzünü bilse de bunu Tarık’tan ilk kez duyuyordu.

Adnan polis de etkilenmiş, ayaktaki konumunu masadan çektiği sandalyeye oturarak değiştirmişti. Tarık sakinleşince boğuk sesiyle anlatmaya devam etti.

“polisler, adli tıp uzmanları evimize doluşmuştu. Kim yapmış bunu dediğimde komşumuz ve annemin en yakın arkadaşı Halime Teyze baban yapmış dedi. Annem hamileyken biyolojik babamdan kaçmış ve babamla evlenmiş. O adam da bunu hazmedememiş ki zaten adam sorunluymuş. Annemi bulunca gelip...” sustu. Salonun içine çöken derin sessizlik Adnan polisin sesiyle bozuldu. Uzun süren sessizliğinin ardından konuşunca hırıltılı çıkan sesini düzeltmek için boğazını temizledi.

“ Katil yakalandı mı peki? “

“ Evet, yakalandı. Dün mahkemesi vardı ve hakim akli dengesi yerinde mi diye üç hafta süresince hastaneye yatırılmasını istemiş. Oradan kaçma ihtimali yok tabii ama ailesi Buğra’yı kaçırmış olabilir diye düşünüyorum.”

“Neden böyle bir şey yapsınlar ki? Buğra senin öz kardeşin değil, onlarla bir kan bağı yok öyle değil mi?”

“Evet, onlarla Buğra’nın kan bağı yok. Amcam olduğunu söyleyen birisi cenazeye geldi. Bana geçmişte yaşananları anlattı ve babamın masum olduğunu, bütün bunları ona cinlerin yaptırdığını söyledi. Dediğine göre o gömülü olan Ermeni altınlarını arıyormuş. Sonunda bulmuş da fakat altınları koruyan cinler ona musallat olmuş. O sıralar annem bana hamileymiş. Adam delirmiş, anneme eziyet koymaz edermiş. Hatta ana babasını şeytan diyerek eve almamış. Altınları satmış mal mülk almış. “

“ İyi de bunların seninle ne ilgisi var Tarık? “

Ayhan, ilk kez duyduğu olayın şokunu atlatmasının zor olacağını hissetmişti. Tarık’ın bütün bunlarla nasıl baş ettiğini merak etti.

“ Benimle ne ilgisi olacak Ayhan, tek dertleri ondan kalan mallar. “

Adnan polis burada devreye girerek,

“Kimlikte baban o olarak mı gözüküyor?”

“Evet, maalesef. Zaten bizi de öyle bulmuş. Üstelik sadece ben değil, Buğra da o adamın soy adını taşıyor.”

“Burada dur delikanlı! Bu konu çok başka mecralara çıkıyor. Eğer dediğin gibiyse Buğra’yı bu nedenden kaçırmış olabilirler. Ama neden Buğra o adamın soy ismini almış onu anlamadım.”

“Benim tahminimde o yönde Adnan Abi. Annem resmi olarak o adamla evliymiş. Sanırım bu yüzden bizi onun üstüne kaydettirmişler.”

Adnan tebessüm etti. Az önce bey diyen çocuk şimdi abi demişti. Hep olurdu bu. Karşısında derdini anlatan insanlar önce saygıyla ceket ilikler, ardından samimiyet kurarlardı. Arada sırada ters tipler de karşısına çıkmıyor değildi tabii ki.

“ Siz sakin olup bekleyin. Herhangi bir arama ya da mesaj gelirse derhal beni arayın.” Dedi cebinden kart vizitini çıkarıp Tarık’a uzatırken. “Biz de giriş çıkışlardaki kameralara bakalım.”

“Olur,” dedi Tarık Adnan’ın elindeki kartı alırken. Adnan evi terk edip gittiğinde Ayhan’la Tarık baş başa kalmıştı. Ayhan’ın içindeki suçluluk duygusu arkadaşının yüzüne bakmasına engel oluyordu.

“Özür dilerim kardeşim, ben bırakmasaydım bunlar yaşanmazdı. “

Bir çift yeşil göz, gözbebeklerini bulup, “Saçmalama, senin suçun değil. Dün sabah da ben bırakıp ekmek alıp gelmiştim. Üstelik senin olayların bir çoğundan haberin yok.”

“Affet beni kardeşim!”

Ayhan içinde daha fazla tutamadığı haykırışını salıverdi. Tarık’ın boynuna sıkı sıkı sarıldı. Gözyaşlarını arkadaşının omzuna akıttı.

Saatler sessizlik içinde akıp giderken onlarca kez Figen aradı, Tarık hiçbirine cevap vermedi. Birkaç kez de Ayhan’ı aradı ama Tarık’ın “açma!” sözünü yok sayamadı. “Neden?” diye sordu Ayhan. Neden açmıyor ve onun açmasına da karşı geliyordu?

“Figen defalarca bana Buğra’ya bakamayacağımı, küçük bir çocuğun sorumluluğunu almanın kolay olmadığını söyledi. Ben n’aptım peki? Onu dinlemedim ve şimdi sonuç ortada. Buğra yok, kardeşim yok Ayhan. Koruyamadım onu.”

Ayhan sessiz kaldı, söyleyecek bir şeyi yoktu ki. Ne diyebilirdi?

“ Beraber büyütür gideriz kardeşini, “diyerek destek çıkmıştı Tarık’a ve ilk üzerine iş düştüğü gün her şeyi berbat etmişti. Korkuyordu Buğra için. Ya ona kötü şeyler yaparlarsa? Hayatı boyunca bu vicdan azabıyla nasıl yaşar, nasıl nefes alırdı?

Tarık da başını ellerinin arasına almış, beyninin içine inen balyozları dinliyordu. Başının arkasındaki şiddetli zonklama ona geceyi hatırlattı. Gördüğü gölgeler neydi? Belki Buğra’nın kaybıyla onların bir ilgisi vardı. Hem sabah gördüğü siluet kimdi? Ya gölge sandığı aslında Buğra’yı kaçıran kişi ya da kişilerden birine aitse? İhtimaller kafasında tilki gibi döne döne kuyruklarını sallarken daha fazla dayanamayacağını sanıyordu.

“Ben biraz yatsam iyi olacak, migrenim azdı.”

“Ağrı kesici al Tarık,” dedi Ayhan ve arkadaşı odaya yönelirken dolaptan aldığı ilacı arkası sıra odasına götürdü. Tarık zoraki midesi bulanarak ilacı içip yattı. Gözyaşları kurumuş gibi hissediyordu. Uyuşan zihni çözüm üretmekten çok uzaktı. Gözlerini kapatıp dizlerini karnına çekti. “Gölgeler mi kaçırdı acaba?” diye düşünürken, “Hayır!” diyen fısıltı gözlerini hızla açtırdı.

“Kimsiniz?” diye zihninden sordu.

“Biz aslında siziz.”

Bölüm sonu

11 yorum