İçeriğe geç

GARDİYAN

Bölüm 8 · 2 dk okuma

GARDİYAN

Bölüm 8

0

"Bulamazlar, bulamazlar, bulamazlar... Çok iyi plan yaptım, beni asla bulamazlar. "

Uğursuz kahkahalarını boğucu mekana saldı. İçinde kopan fırtınaları susturmaya çalıştı. Zihninin bir köşesi sürekli fısıldıyordu. "Bu kez yakayı ele vereceksin gardiyan! O çocuklar intikamını alacak senden. "

Zihnindeki sese bağırdı. "Kes sesini! O sır sonsuza dek kayboldu. "

"Sen öyle san gardiyan, bu kez başka, bu çocuk güçlü, onlar gibi yetim değil. Tüm şehir ayaklandı onu arıyor, yolun sonuna geldin. "

"Hayır, hayır, hayır! Bulamazlar, bulamayacaklar, bulmamalılar. O kafesin içine giremem. "

Ellerini başının arasına alıp dizlerinin üstüne çöktü. Karanlıktı; kulağına gelen tıkırtılar farelere aitti. Kafasındaki ses farelerden daha gürültücüydü.

"Neden gardiyan, neden artık vazgeçmiyorsun? O kafese girmek zorunda değilsin. Kurtulabilirsin, hâlâ bir şansın var. "

"İyilik meleği misin sen? Sana ne, sana ne, sana ne haa! "

Artık içinden konuşmuyor, çığlık çığlığa bağırıyordu. Elleriyle saçlarını yoldu. Parmaklarının arasında kalan saç telleri beton zemine döküldü. Gözleri çakmak çakmak olmuş, yaşlar yanaklarından süzülüyordu.

"Kimse iyilik yapmasın bana! "

Büktüğü dizlerini açıp ayaklarını karşıdaki duvara vurdu. Öfkesi haddinden fazlaydı. Kudurmuş köpek gibi hırlamaya başladı. Ağzında bağırdıkça etrafa sıçrayan köpükler vardı. Hırsını alamadığı duvara son bir tekme atıp ayağa kalktı. Kafasındaki ses susmuştu.

Güldü; alacakaranlık mekanda yüzü mezardan kaçmışlardan farksızdı. "Ben bilirim, ben ne yapacağımı bilirim. Hep başardım, yine başaracağım. Sen kimsin haa, sen kimsin aptal ses? Bana akıl veriyormuş gibi yaparak beni kandıracak, o deliğin içine tıkacaksın aklınca. Ama ben çok zekiyim, senin sözlerine inanmayacak, kanmayacak kadar zeki. "

Kahkahaları daracık mekanda yankılanıp uğursuz kulaklarına yeniden ulaştı. Hasta zihninin derinliklerinde kalan son iyilik meleği de kayıplara karıştı.

Dağıldı, kayboldu, yok oldu...

~~~~~

Zihni karanlığın içinden yavaşça sıyrıldı. Gözlerini açmaya çalıştı fakat karanlık göz kapaklarını tutmuştu. Gece miydi? "Anne! " demek için ağzını açtı. Dudaklarına fermuar mı çekilmişti? Küçük kalbi korkuyla çırpınırken ellerini oynatmaya çalıştı. Hayır, elleri arkasında birbirine tutturulmuştu. Daha çok korktu; göğsü inip kalkarken gözlerinden yanağına doğru tuzlu damlalar, fermuarlı dudaklarına yol buldu. Ayaklarıyla debelendi, sadece dizlerini oynatabildi. Neredeydi? Ağzından boğuk hıçkırıklar kaçarken gıcırtıyla bir kapı açıldı.

Sustu; bilmediği mekana saldığı tek ses, derin nefes alışları ve kalbinin çarpıntısıydı. Hatırladı! En son... Hayır, zihni hâlâ karanlıktı. "Abim, " diye düşündü. O neredeydi?

"Demek uyandın, " diyen Azrail'in sesi mantar kokusuna karıştı. Burnunun algıladığı bu koku ona bir şey hatırlattı. "En sevdiğin yemeği yaptım. " Bunu ona söyleyen kimdi, annesi mi, ya da abisi? Adım sesleri 'tak tak' ederek yanına gelirken avazı çıktığı kadar bağırmak, bileklerini o mengeneden kurtarmak istedi. Çırpınışları fayda etmezken, burnuna şimdi daha keskin gelen mantar kokusu onu karanlığa itti.

Dağıldı, kayboldu, yok oldu...

Bölüm sonu

9 yorum