İçeriğe geç

GARDİYAN

Bölüm 4 · 8 dk okuma

GARDİYAN

Bölüm 4

Işıkları kapat.

"Dikkat etsene kardeşim! "

Tarık yere düşen Figen'i elinden tutup kaldırırken Ayhan adamın üstüne yürümüş, Buğra'nın korkacağı aklına gelince uyarmakla yetinmişti. Çarptığı kadının arkasından içeri giren adamları görünce adamın yüzündeki sırıtış silindi. Şimdi tedirgindi. "Ö-özür di-dilerim, " dedi kekeleyerek. Ayağa kalkan Figen az önce gördüğü sırıtıştan ürkmüştü. "Deli midir nedir? Uğraşmaya değmez çocuklar yukarı çıkalım. "

Temizlikçi kenara çekilip onlara yol verdi. Buğra, abisiyle Ayhan'ın arasına girmiş ürkek gözlerle adama bakıyordu. Adamın gözlerini bir çizgi filmde gördüğü korkunç yaratığa benzetmişti. Yaratığın adını düşündü bir an, hatırlayamayınca abisine sormaya karar verdi. O her şeyi bilirdi. Küçük evlerinin kapısını açtıklarında güneş evi terk etmiş, ışığa gereksinim duyacak karanlığa ulaşmıştı. Tarık elindeki torbaları balkondan mutfağa taşıdıkları küçük masanın üstüne bıraktı.

"Hemen akşam oldu. "

Tarık gibi elindekileri masaya bırakan Figen yorgunlukla yüzünü buruşturdu. "Evet, akşam oldu ve ben daha gidip yurda yerleşeceğim."

"Ayhan, masada yer kalmayınca elindekileri yere bıraktı ve ışığı açacak anahtarı aramaya koyuldu. "Eşyalarını bıraktın mı yurda? "

"Bıraktım da yerleşmedim. Bakalım bu yıl oda arkadaşım kim olacak? Geçen seneki kız tam bir baş belasıydı. Figen buzdolabını açtı. Masanın üstündeki poşetlere tek tek bakıp dolaba girecekleri yerleştirmeye başladı. Ayhan kapının arkasına saklanmış düğmeyi bulmanın şevkiyle ortamı aydınlatmıştı. Tarık da diğer poşetlerdeki malzemeleri, gıda, temizlik, mutfak dolabına girecekler, dolaba girecekler olarak ayırıyordu. Ayhan ışığı açınca koca bedenini koltuğun üstüne attı.

"Birilerini iş yaparken izlemek ayrı bir zevkli oluyormuş be. "

Tarık elindeki tavayı çekmeceye koyarken Ayhan'a ters bir bakış attı. "Kaşınmayı bırak da banyo malzemelerini götürüp yerleştir. "

Ayhan, iki elini havaya kaldırdı. Konuştuğuna çoktan pişman olmuştu. "Durmaz ki dilim, " diyerek kendini paylarken banyoya yerleşecekleri poşetleriyle alıp küçük banyoya yöneldi. Üçü de işle uğraşırken Buğra abisinin odasına girip henüz açmadıkları valizinden tabletini çıkardı. Annesini ve babasını kaybettiklerinde hiç tanımadığı akrabaları olduğunu söyleyen Süleyman Dayısı hediye etmişti. Ondan habersiz abisiyle gizli kapaklı bir şeyler konuşmuşlar, "Musallat olduktan sonra, " dediklerini duymuştu ve Süleyman Dayısını bir daha görmemişti.

Buraya gelirken otobüste oynadığı için şarjı azalan tableti yatağın yanındaki masanın yaslandığı duvardaki prize taktı. Şarj çubuğu yükselip alçalırken en sevdiği oyunu açtı.

"Acıktın mı sen? " dedi ekranda yemek isteyen sevimli kediye. "Ne yiyeceksin tontişim? " Kedi elini kulağına yerleştirip söylediğini tekrar etti. "Ne yiyeceksin tontişim? " Kıkırdadı, çeşitli yiyeceklerin üstüne basarak sevimli kedisini doyurdu. Tuvaletini yaptırdı ve uykusu gelen sanal ev hayvanını uykuya yatırdı. Işığı yakmadan tablete bakmanın etkisiyle gözleri ağrımıştı. Oturduğu yerden gözlerini ovalayarak kalktığında kapının yanında küçük bir çocuk görür gibi oldu. Korkuyla çırpınan kalbi, baktığı yerin boş olduğunu görünce sakinleşti. Gözlerini ovaladığı için öyle gördüğünü sanmış olmalıydı. Hızlı adımlarla salona yöneldiğinde işlerini bitiren üçlü masaya kurulmuş kahve içiyordu. Sessizce yanlarına gelip boştaki dördüncü sandalyeye yerleşti. Figen kahvesini karıştırıyordu.

"Bu yıl ders sayımız çoğaldı, staja da başlayacağım. "

Ayhan, bol köpüklü kahvesinden koca bir yudum aldı. "Bu yıl geçen yıla göre daha yoğun olacağımız kesin, bazen imreniyorum iki yıllık okuyanlara. "

Ortaya tek tabağa koydukları kurabiyeden birini eline alan Tarık, "Onlarda sana imreniyordur emin ol. " dedi.

"Ben ne zaman başlayacağım okula? "

Tarık Buğra'nın sorusuyla uykudan uyanır gibi silkindi. Bir de bu iş vardı. Yarın mahalledeki okula gidip kayıt yaptırması gerekiyordu ama öncesinde ikametgah adresini buraya taşımalıydı. "Yarın halledeceğiz abim, kaydını yaptırabilirsek salı günü başlarsın. "

Buğra, ellerini masanın üstüne koyup parmaklarını birleştirdi.

Çenesini birleştirdiği parmaklarının üzerine dayadı. "Okul nasıl bir yer çok merak ediyorum. Bir de ben nasıl gidip geleceğim? Ya o çocuk gibi kaybolursam? "

"Allah korusun, " deyiverdi Tarık. Buğra'yı kaybetmek korkulu rüyasıydı. Elindeki kurabiyeyi tabağa geri bıraktı. Endişeliydi, ders saatlerini nasıl ayarlayacaktı? "ben götüreceğim seni okula ve üçümüzden birisi seni alacak, tek başına gitmene izin vermem abim. " Buğra gülümsedi. Abisine güveniyordu. Bu hayatta o olmasa sudan çıkmış balık gibi kalakalırdı. Kahvesinin son yudumunu alan Figen ayağa kalktı. "Size doyum olmaz çocuklar ama gitsem iyi olacak, " dedi kolundaki saate bakarak. 21:17'yi gösteren saat ömürden bir günün daha eksildiğini hatırlatıyordu. "on bir de yurt kapanıyor zaten, yarım saate ancak varırım. " Tarık,

"Peki, seni bırakalım istersen, " diyerek ayağa kalktı. Ayhan da ayağa kalktı. "Ben geçerken bırakırım sen Buğra'yı yalnız bırakma. Uykusu gelmiş zaten, " dedi. Buğra'nın gözleri kapanmak üzere gidip geliyordu.

Figen çantasını alıp kapıya yöneldi, Ayhan da hemen arkasından takip ediyordu. Kapıyı açmadan Tarık'la el sıkışan Ayhan, yerini Figen'e bıraktı. İki sevgili sarılıp ayrıldılar. Kapıyı açan Ayhan Figen'in de yürümesiyle dışarı çıktı. Merdivenleri inmeye başladı. Figen de arkası sıra iniyordu. Kapıdan bakan Tarık'a el sallayıp yürümeye devam etti. Onlar apartın dış kapısından çıkınca Tarık açık tuttuğu kapıyı kapatıp içeri girdi.

Buğra uyumuştu. Usulca yanına yaklaşıp, "Uyan abim yatağına yat, " diyerek omuzlarından tutup kaldırdı. Buğra yarı uykulu homurdanarak ayağa kalkarken abisi de onu tutuyordu. Tek eliyle kardeşinin kolundan tutarken odanın ışığını açtı. Tam ışığı açtığı an bir gölge görür gibi oldu lâkin önemsemedi. Odada kimse yoktu. Buğra'nın kıyafetlerini çıkarıp şort ve tişörtten oluşan geceliğini giydirdi. Yorganı açıp yatağa girmesine yardım edip yorganı omzuna kadar örttü. Hava ne sıcak ne de soğuktu ama gece ayaza kesip kardeşini üşütebilirdi. Geldiklerinde açtığı pencereyi kapatırken pencerenin dışındaki demir korkuluklar içini rahatlattı. Apartlara hırsız girme olasılığı düşüktü ama güvenlik açısından bunun düşünülmüş olması rahatlatıcıydı.

Odadan çıkmadan önce uykunun huzurlu kollarıyla kucaklaşan Buğra'nın sarı saçlı kafasına bir öpücük bırakıp odanın ışığını söndürdü ve odanın kapısını açık bırakıp mutfağa çıktı. Kapının karşısına denk gelen buzdolabına yöneldiğinde arkasında bir çift göz hissetti. Hızla arkasına dönüp baktı, odanın açık kapısından görünen karanlıktan başka bir şey yoktu. "İyice paronayak oldum, " diye söylenerek masadaki kurabiyeyi alıp dolaba koydu. Üç fincandan oluşan bulaşığını yıkadı. İşi bittiğinde içine çöken yalnızlık hissiyle bir ses duymak istedi. Televizyonu açmak için koltuğun üstüne öylece atılmış kumandayı eline aldı. "Ne izleyeceğim ki bu saatte? " deyip kumandayı aldığı yere fırlattı. Telefonunu aldı bu kez, biraz müzik iyi gelebilirdi. Sebepsizce gözleri doluyor, ağladım ağlayacak ruh hali içini boğuyordu. Son dinlediği müzik evin içini doldururken sesini biraz kıstı. Buğra uyanmasındı.

"Acı yeter, her bakışta bir elveda. Yoruldu aşk, göstermelik alkışlardan. Daha beter olmadan çık bu yoldan. Beni yak, bırak iplerimi. "

Buray'la birlikte şarkıyı söyleyerek odasına girdi. Şortunu tişörtünü alıp banyoya yöneldi. Bir çırpıda üstündekilerden kurtulup şofbeni bire ayarladı. Ilık suyun altına bedenini attığında avazı çıktığı kadar bağırıyordu.

"Bir sebepten geldin kuruldun gönlüme, hiç kimseyi koymadım koymam yerine. Bu aşk bitsin hadi Allah'ın nezdinde, acıtmasın kimseyi yeter! "

Ağladı, suyla birlikte aktı gözyaşları. "Bu acı geçsin Allah'ım! " Hiçbir şeye benzemiyordu bu acı. Hiç aşk acısı çekmemişti ama ailesini kaybetmenin acısına yeğ ederdi. Dizlerinin üstüne çöktü, su başından aşağı akıyordu. Başını dizlerine gömüp biraz da öyle ağladı. İçindeki yük yerini boşluğa bıraktığında ayağa kalktı. Suyu ve şofbeni kapatıp kurulandı, kıyafetlerini giydi. Müzik değişmiş, Buray yerini Sertap Erener'e bırakmıştı.

"Tanrı unutmuş olsa da vur durma vur yüreğim vur. "

"Tanrı unutur mu be Sertap Abla? " söylenerek mutfağın ışığını kapattı. Buğra'nın odasına kapıdan bir göz atıp kendi odasına yöneldi. Müziği kapatıp yatağına girdi. Uzun zamandır bakmadığı sosyal medya hesaplarına girdi. Pek bir şey yoktu. Sınıf arkadaşları yazmıştı. Ne zaman geleceğini soruyorlardı. Ayhan ve Figen'i tembihlemiş, anne babasının öldüğünü duyurmamıştı. Baş sağlığı dileklerini kaldırabileceğini sanmıyordu. Arkadaşlarına cevap verirken Figen'den gelen, "Uyudun mu aşkım? " mesajıyla gülümsedi.

İnstagram hesabından çıkıp whatsappa girip hızla cevap yazdı.

"Yok aşkım uyumadım. Yeni duştan çıkıp yatağa girdim. "

"Buğra uyudu mu? "

"Çoktan, sen n'aptın yerleştin mi? "

"Yerleştim şükür, yeni bir kız gelmiş onunla tanışıp sohbet ettik. "

"Nasıl biri, Aylin gibi gıcık değildir umarım. "

"Aman Aylin deme bana, aklıma geldikçe sinir oluyorum. "

Tarık hafif bir kahkaha attı. Oturur vaziyetten yatar vaziyete

geçti. Tek kolunu başının altına yerleştirdi.

"Tamam tamam, bahsetmem aşkım. Sen onu bunu boş ver de özledin mi beni bakayım? "

Figen bir müddet bir şey yazmadı. Tarık onun utandığını biliyordu. Fazla üstüne gitmek istemedi. "Ben seni özledim, " diye yazdı.

"Geleyim istersen, " yazıp gülen emoji koymuştu Figen. Tarık da gülen emoji koyup ardından, "Gel ama rahat durmam ona göre, " yazıp gönderdi. Tarık kıs kıs gülüyordu.

"Tarıııııııııkkkkkk! " diyen mesaj geldiğinde artık kahkaha atıyordu. "Seni seviyorum aşkım. " yazıp gönderdi.

"Bende seni seviyorum deli. " diye karşılık buldu.

"İyi geceler aşkım. " diye hemen arkasından mesaj geldiğinde Tarık'ın da uykusu gelmişti. "İyi geceler iyikim. " yazıp gönderdi ve telefonunu kapatıp şarja taktı. Yüzünde Figen'in yüzü gözlerini kapattığında hâlâ gülümsüyordu. Gözleri günün yorgunluğuyla kapanmış, zihni yavaş yavaş karanlığa gömülüyordu. Uyku bedenini esir almaya çalışırken kulakları son bir ses işitti.

"Tak... Tak... Tak... " Belli aralıklarla duyduğu sesi ayakkabı sesine benzetti. Kösele kundura giyen birisi merdivenleri iniyor olmalıydı. "Tak... Tak... Tak... " Zihni bu sese alışıp yeniden karanlığa koşarken, "Işıkları kapat! " diyen sesle yerinden fırladı. Gözleri açılmış, zihni tamamen ayılmıştı. Kimdi bu fısıldayan? Bütün bedenini bir titreme esir aldı. Bir eli yatağına dayalı, diğer eli yorganını kavramıştı. Derin nefesler alıyor, göğsü inip kalkıyordu. Ses kulaklarında atıyordu. "Tak... Tak... Tak... "

"Ayakkabı sesi, " diye içinden yineledi. Fısıltıyı bir kez daha duyar mıyım diye bekledi. Hayır, ses yoktu. Açık pencereden gelen hava akımı perdeyi dalgalandırdı, odanın ısısının bir anda düştüğünü hissetti. Ani aldığı kararla yatağından çıkıp ışığı açmak için hareketlendi ki karşısında dikilen gölgeyle kısa, keskin bir çığlık attı.

Ellerini gölgeyi iteklemek için uzattı, elleri boşlukta kalınca iteklemenin kuvvetiyle ileri doğru sendeledi. Düşmek üzereyken son anda dengesini sağlayıp duvara tutundu. El yordamıyla düğmeyi bulup karanlığı yırtıp atan ışığı açmayı başardı. Odada kimse yoktu. Kalbi hızla çarpıyor, bedeninden odanın soğukluğuna rağmen ter boşanıyordu. Nefesinin sıcaklığı dudaklarını yakarken, "Buğra, " diye fısıldadı. Sırtını yasladığı duvardan çekip telaşla onun odasına yöneldi, karanlık odanın ışığını açtı. Açılan ışıkla Buğra'nın gözleri kıpırdadı, yatağında döndü. Tarık nefesini koyverdi, kimse yoktu. "Bu neydi şimdi? " diye kendi kendine söylenerek balkon kapısını ve dış kapıyı kontrol etti. Ayakkabı sesi hâlâ duyuluyordu. Işıkları kapatıp odasına girdiğinde açık pencereden apartın koridorlarını ve merdivenlerini inceledi. Dokuzuncu katın merdivenlerinde bu gün gördüğü, Figen'e çarpan temizlikçi merdivenleri siliyordu. Korkusu azalınca yeniden yatağına girdi. Felak, Nas ve İhlas surelerini okuyup yorganı başına çekti. Perde hâlâ dalgalanıyor, ayakkabı sesi duyuluyordu. Tak, tak, tak...

Bölüm sonu

74 yorum