İçeriğe geç

GARDİYAN

Bölüm 3 · 10 dk okuma

GARDİYAN

Bölüm 3

Ufak Tefek İşler ve Korku

"Ayhan Abi! "

Buğra, karşısında duran dev gibi adama kollarını uzatarak boynuna uzandığında kendini bir anda havada buldu. "Heyt be aslanıma, ne büyümüşsün sen öyle ufaklık, of of! Kollarım ağrıdı. " Buğra kıkır kıkır gülerken arkasından gelen Tarık arkadaşına elini uzattı.

"Hoş geldin adamım. "

"Hoş buldum adamım. "

"Ufaklık sen in de kucağımdan abine bir sarılayım. "

Buğra, sıyrılıp indi kucağından da kollarını iki yana açtı Ayhan. Tarık sarılınca Ayhan'ın omuz hizasında kalmıştı. "Göbek büyütmüşsün lan. "

"Anam iyi baktı tatilde oğlum. "

"He, belli belli, besili mandalara dönmüşsün. "

İkisi aynı anda kahkaha atarken Buğra da gülümsüyordu. Ayhan ve Tarık'ın anlaşma şekilleri hep böyleydi. Yabancı birisi onları gördüğünde dost değil de düşman sanırdı.

"Geç içeri hadi kapıda kaldın. "

Küçük evin içinde dev gibi görünen Ayhan, kapıyı çalarken yere bıraktığı iki hurcu alarak içeri girdi. Elindekileri kapının girişine bırakıp devasa bedenini salondaki üçlü koltuğa attı. Şöyle bir etrafa göz gezdirip, "Daha temizlik yapmamışsın, " dedi.

Tarık da Ayhan'ın yanına gelip oturdu ve elini dostane bir şekilde onun omzuna attı. "Acelesi yok lan, daha akşama çok var. "

Ayhan, tuhaf bir bakış attı, "Sen saat kavramını yitirmişsin anlaşılan, oğlum saat on bir oldu on bir. "

"Yok deve! " Tarık şaşkınca kolundaki saate baktı. 10:48'i gösteren kol saatini sanki bozukmuş gibi iki kere kontrol etti.

"Yaa, sen ayakta uyu. " diyen Ayhan kocaman cüssesine uygun gür bir kahkaha attı.

"Kalk lan kalk! " dedi Tarık, paniğe kapılmıştı. "Daha temizlik malzemesi alınacak. Yakın yerde mağaza, market gibi bir yer var mı? "

Ayhan hem içinden hem dışından gülüyordu. Tarık'ın bu heyecanlı, panik halleri onu sevmesine bir sebepti. Oldum olası tez canlı, heyecanlı insanları severdi. Kendisi gibi olmayan birileri dikkatini çekiyor olabilirdi de elbette. Ayhan'a eğer sorsalardı, "Heyecanlı insanları uyuşuk insanlara tercih ederim, " derdi. Ayhan ise Tarık'ın aksine olabildiğine ağırdı.

"Ya tamam, telaş yapma. Birkaç dakikaya bütün malzeme gelmiş olacak. "

Tarık bir kez daha şaşkınca baktı dostuna. "Nasıl? " dedi çatılmış kaşlarının altında ihtimalleri düşünürken. "Sence? " dedi Ayhan yarım ağız, hınzır gülüşünü suratına yaydı.

"Figen'le anlaştınız değil mi? "

O sırada kapıya vurulan ikinci tokmak ve, "Ben açarım, " diyen Buğra'nın hamlesiyle kapı açıldı. Kapıda görünen, bir yığın malzemeydi. Malzeme yığını ağır hareketlerle yürüyerek içeri girdi. Tarık, Ayhan ve Buğra sessizce yığını izliyordu.

"Az centilmen olup da yardım etmeyi düşünseniz keşke. "

Malzeme yığınından ses geldiğinde üç erkek bastı kahkahayı. Öyle çok gülüyorlardı ki hiçbirinin aklına yardım etmek gelmiyordu. Gülüşmeleri malzeme yığını gürültüyle yere düşene kadar sürdü. Malzemeleri yere atan fındık kurdu gibi küçük kız elini beline koymuş kötücül bakışlarını beylere dikmişti. Gülmelerini bastırmaya çalışan üçlü kendilerine çeki düzen vermeye çalışarak Figen'e doğru yöneldiler.

"Hoş geldin canım, " dedi Tarık yarı ürkek sesiyle. Figen kızdığında küçük boyundan beklenmeyecek bir şekilde kaplana dönüşebilecek kapasiteye sahipti ki nitekim öyle de oldu.

"Bir öküzle sevgili olduğumu her defasında unutacak kadar aptalım," Tarık ağzını açıp özür dileyecekti ki, "tabii öküz sevgilimin manda arkadaşını da unutuyorum, var bende bir tuhaflık var," diye devam etti Figen. Ayhan, "Ama ayıp oluyor yenge, " demişti ki, "Ben hangi hayvana benziyorum Figen Abla? " dedi Buğra.

Figen bakışlarını Tarık ve Ayhan'dan ayırıp Buğra'ya çevirirken kötücül bakışların yerini hınzır gülüşü almıştı. "Sen tam bir yerden bitme bücürsün, " dedi ve hızla Buğra'ya yanaşıp onu kucağına aldı. Tombul yanaklarını öpüp sırtını mıncıkladı. Buğra başını arkaya kaçırmış kahkahalarla gülüyordu. Figen'in buğday tenli yüzü neşeli olduğu zamanlarda pembeleşir, badem gözleri kenarlara çekilirdi. Birer boncuk gibi duran kahverengi irisleri mercanlar gibi parlardı. Küt kesilmiş kısa saçları Buğra'yla uğraşırken yüzüne dağılmıştı. Tarık, Figen'le kardeşini mutlulukla izledi.

Bazı anlarda; buraya gelirken mesaj yoluyla konuştuklarında onun Buğra'yı sevmediği ihtimali bir tilki gibi zihnine süzülmüştü ama şimdi bu konuda yanıldığını anlıyordu. Figen olaya tek taraflı bakmayan objektif bir kadındı.

Her iki tarafın da iyiliğini düşünüyordu. Buğra, ona göre yetişkin insanların gözetiminde daha iyi büyütülür, Tarık ise bir çocuğun sorumluluğu olmadan daha iyi eğitim alırdı. Tabii ki bunu Tarık'a anlatmanın, anlatabilse bile kabul ettirmenin hiçbir yolu yoktu. Tarık onun deyimiyle, Adıyaman keçisiydi ki bunu Tarık'a söylediğinde, "Ankara keçisi olmasın o? " cevabını almıştı.

Figen, Buğra'yla uğraşmaktan nefes nefese kalmış, kendini koltuğa atmıştı ki Ayhan ve Tarık da malzemeleri mutfakla koltuğun arasına yığmışlardı.

"Bu kadar malzemeyi getirmeyi nasıl başardın fındık kurdu? "

Ayhan, her an püskürerek gülecekmiş gibi çıkan sesiyle her zamanki tabirini Figen'e yöneltmişti.

"İşte insanın etrafında öküzler olunca yük taşımayı öğreniyor mecburen. "

"Hayatım haberim olsaydı yardım ederdim ben sana, "

Tarık Figen'in gönlünü almaya çalışırken Ayhan'a kaş göz işareti yaptı. "Kaşınıyorsun lan. " Figen'in duyamayacağı şekilde Ayhan'ı uyarırken, "Yok yav, kaşınmıyorum, " diyerek safça cevap veren Ayhan, Tarık'ın, "Ya sabır! " çekmesine neden oldu. Ayhan çok zeki bir insan olmasına karşın bir çocuğun saflığını yüreğinde taşırdı. Söyleyeceği her kelimeyi ima etmeden dümdüz söyleme huyuna sahipti ki sırf bu yüzden kolay arkadaş edinemezdi. İnsanlar bazen imalardan anlamadığı için onun aptal olduğunu düşünürlerdi. Onların bilmedikleri ise saflıkla aptallık arasındaki çizgiydi.

*******

Vakit ilerlemiş, batmak için Batıya ilerleyen güneşin ışıkları balkon penceresinden üçlü koltuğa düşmüştü. Yorgunluktan bitap düşen faniler yığıldıkları koltukta birbirine yaslanmıştı. "Apart sahibinin aklına evi temizletmek gibi bir ayrıntı gelmemiş anlaşılan, canım çıktı. "

"Al benden de o kadar yenge. "

Koltuğun balkondan tarafının uç noktasına yayılan Ayhan, başını koltuğun dayanağına dayamış, hantal vücudunu dinlendirmeye çalışıyordu. Onun yanını, orta yere serilen eskimiş paspas gibi hisseden Tarık işgal etmişti.

"Açlıktan ölüyorum. " Gözleri kapalı, tıpkı Ayhan gibi başını arkaya yaslamıştı. Guruldayan karnı sözlerini ispatlıyordu. Figen de başını Tarık'ın omzuna yaslamış gözlerini kapatmıştı.

Yavru kedi gibi mırıldanarak, "Bende açım. " dedi. Tarık, başını hafifçe Ayhan'dan tarafa çevirdi.

"Sana sormamıza gerek yok herhalde mandacığım? "

Ayhan gözlerini dahi açmadan çenesini yukarı kaldırdı. "Yok abicim ne soracaksın, ben hep açım. "

Tarık bitkince gülümsedi. "Buğra'yı uyandıralım da yemeğe gidelim. Neredeyse akşam olacak. "

"Hımm, " dedi Figen. Konuşacak dermanı bile kalmamıştı. Mutfak dolabını, buzdolabını, tezgahı, ocağı, elbise dolaplarını silmiş, banyoyu çamaşır suyuyla iyice ovalayarak yıkamıştı. Banyoda bulunan klozetin sarımtırak rengini beyaza döndürene dek neredeyse bir kutu çamaşır suyu harcamıştı. Fırçayı lavaboya, yer fayanslarına her sürdüğünde katmanlaşmış kir tabakasını oluşturan insanlara küfretmişti, "İğrenç varlıklar! " diyerek. Ayhan onun kızgınlığını, "Çok kibar hatunsun yenge, ana avrat sövsen yeridir. " diyerek almaya çalışmış, Tarık'tan, "Ayhan! " denilerek sert bir tepki almıştı.

Tarık bu yaşına dek asla küfür etmemiş, küfür yanlısı da olmamıştı. Babasının küfürbaz bir adam olmasına rağmen onu örnek almamıştı. Ona göre dili bozuk olanın kalbi de bozuk olurdu. Babasının iyi bir insan olmasını ise, "O kalbiyle dilini ayrı tutmayı başaran nadir insanlardandı, " diyerek tanımlardı. Adıyaman’da, Figen Fen Lisesi, kendisi de Sosyal Bilimler Lisesi okurken son sınıfta tanışıp çıkmaya başladıklarında onun küfrettiğine tanık olmuştu da, "Ya küfür ya ben! " diyerek restini çekmişti. Tarık'ın hayatında grilere çok az yer vardı. Ona göre bir insan ya siyah olmalıydı ya da beyaz. Figen Tarık'a olan aşkıyla beyazı seçmişti. Lise yıllarında kaldığı yurttaki kızlardan edindiği küfür alışkanlığını oracıkta bırakmıştı. Üç yıldır ettiği tek küfür hayvan isimlerinden ibaretti.

Tarık, kucağında Buğra'yla odadan çıktığında Figen neredeyse uyku haline girmişti. "Hadi kalkın da gidelim. Daha yiyecek bir şeyler alınacak. "

Ayhan oflayarak yerinden kalktı, kollarını iki yana açıp gerildi. Şişman bedenine oranla saçı sakalı yoktu. Tombul yanakları pürüzsüzdü. Üniversiteden bir arkadaşı onu bebek surat diyerek severdi. Ayhan her ne kadar bu tabirden memnun olmasa da en az Tarık kadar sevdiği Şinasi'ye kızamazdı. Şinasi, bebekliğinde hastalık geçirmişti ve sol bacağı sağ bacağından kısa kalmıştı. Boyu bir altmışı geçemeyen ufak tipli bir gençti. Boyunun küçüklüğünü ise zekası katbekat aşıyordu. Tıp bölümünde okuyordu ve tek hedefi çocuk doktoru olmaktı. Ayhan'ın onun başaracağına inancı tamdı.

Figen, Kucağında Buğra'yla odadan çıkan Tarık'ı görünce ayaklandı. Hepsi ayakkabılarını giyinip evden çıktılar. Arkalarında bıraktıkları ev hayaletlere kalmış gibi bomboştu.

Şehir içi dolmuşlarında tıkış tıkış bir yolculuğun ardından çarşıya gelmeyi başarmışlardı. Belediye binasının arka sokağında olan, özellikle öğrencilerin tercih ettiği dönerciye girdiklerinde Buğra varlığından habersiz olduğu böylesi mekana meraklı gözlerle bakıyordu. Yedi yaşına dek bir kez bile restorant, lokanta gibi yerlerde yemek yememişti. Yaşadıkları yer kuş uçmaz kervan geçmez diye tabir edilebilecek bir yerdi. Ev ihtiyaçlarını babası çalıştığı tren istasyonundan gelirken karşılardı. Tarık da Buğra gibi okula gidene dek şehre inmemişti. Köylerinde keçi koyun peşinde koşar, yazın bağ bahçe işlerinde çalışırlardı. Orada iş tutacak bir el bile çok kıymetliydi. Annesi, "Suyumuzu versen yeter oğlum, " derdi. Buğra, Adıyaman'ın kavruk insanlarına inat sarışındı. Tarık ise yazın bütün sıcağı ile kavrulmuş, esmer olan teni iyice kararmıştı. Tarık, Ayhan ve Figen okuldan bahsederken garson dönerlerini getirmişti. Orta yere bırakılan turşudan bir ısırık alan Ayhan, "Acı değilmiş yahu, Buğra yiyebilirsin abim, acısı yok," dedi ki Ayhan acıyı severdi.

Buğra hem dönerinden ısırık alıyor, hem de önüne gelen her şeye merakla bakıyordu. Minicik, bakır sürahiyle getirilen sosun ise ne işe yaradığını kestiremiyordu. Abisini göz ucuyla izleyerek nasıl davranması gerektiğini çözümlemeye çalışıyordu. Tarık, sostan dönerinin üstüne döktüğünde o da minik sürahiye uzandı. Yanında oturan Figen, "Ben dökeyim istersen, " dedi ve sürahiyi elinden aldı. Lavaşa sarılı dönerin üstüne dökülen sosun tadını pek de beğenmemişti. Damak tadına uyduğu söylenemezdi. Yine de ses etmeden yemeye devam etti. Arada ayranından da yudumlar alıyor, Ayhan Abisinin "yiyebilirsin, " dediği salatalık turşusunu da tadıyordu.

Buğra fark etmese de Tarık onu izliyordu. Onun böyle heyecanlanması, elini kolunu nereye koyacağını bilmez tavırları gülümsemesine sebepti. Diğerleri yemeklerini çoktan bitirmişti ama Buğra'yı beklemek için oyalanıyorlardı. Son lokmasını da ağzına attığında Tarık peçete uzattı.

"Doydun mu abim? Başka bir şeyler de yiyebilirsin istersen. "

Buğra aldığı peçeteyle ağzını silerken, "Doydum abi, teşekkür ederim kesene bereket, " dedi de hepsinin yüzünde gülümseme oluşturdu. Garsondan hesabı isteyen Tarık, cüzdanını cebinden çıkarırken mekandaki televizyondan duyduğu haberle öylece kaldı.

"Dün akşam saatlerinde kaybolan Ozan hâlâ bulunamadı. Ekipler geniş çaplı aramayı sürdürüyor ama şimdiye kadar herhangi bir iz bulunamaması akıllara kötü olasılıkları getirmiyor değil. "

"İnşallah bulunur, " dedi Figen.

"Başına kötü bir şey gelmemiştir umarım, " dedi Ayhan.

"Bensiz hiçbir yere gitmek yok Buğra, " dedi Tarık. Buğra korkmuştu. Kaybolduğunu düşündü. Bu koca şehirde, göklere uzanmış binaların arasında nasıl yolunu bulurdu?

"Asla çıkmam! " deyiverdi. Garson o arada hesabı getirmiş, Figen ve Ayhan'ın ısrarlarına rağmen hesabı Tarık ödemişti. Mekandan ayrıldıklarında karınları doymuş, yorgun vücutlarına rehavet çökmüştü.

Yeniden şehir içi dolmuşuna bindiler. Buğra kucağına oturduğu Figen'in boynuna yüzünü gömmüş uyukluyordu. Dolmuşta yer olmadığı için Ayhan ve Tarık ayaktaydı. Tarık'ın içine tarifi imkansız bir korku gelip yerleşmişti. O çocuk nasıl kaybolmuştu? Ya aynı şey şehri tanımayan kardeşinin başına da gelirdiyse? Aklına gelen kötü senaryolar geçit töreni yaparken mahalleye geldiler. Dolmuştan inip durağın birkaç metre uzağındaki A-101'e alışveriş için girdiler. Sıcaktan bunalan bedenleri marketin serin havasıyla rahatladı. Üçü de ellerine birer sepet alıp reyonların arasında gezinerek, kahvaltılık, kişisel bakım eşyası, pirinç, bulgur, şehriye, makarna, salça, yağ, çay, şeker, kahve, markete özel gelen bardaklardan, tava, süzek, indirimli teflon tencere, tuvalet kağıdı, peçete... Lâzım olan ne varsa sepetlere attılar. Kasaya geldiklerinde, "Meyve sebze almadık, " diyen Figen elindeki sepeti Ayhan'a teslim etti ve boş bir sepet alıp hızla sebze meyve reyonuna yöneldi. Patates, soğan, sarımsak, ıspanak, marul, domates, patlıcan, yeşil fasulye, acı ve tatlı biber, maydanoz, elma, üzüm, şeftali, mevsimin son ürünü kavun, karpuz derken boş sepeti tepeleme doldurdu. Sepeti güç bela kasaya getirdiğinde Ayhan yardıma koştu. Eşyaları poşetleyen Tarık bu kadar eşyanın kaç lira tutacağını düşünüyordu. Ayhan ve Figen'de poşetlemeye yardım etmeye başladılar, yoksa işleri çok daha uzun sürerdi. Beş yüz liraya yakın ücreti banka kartından ödedi.

"İnsanlar nasıl geçiniyor ya? Biz iki kişiye bu kadar harcarsak kalabalık ailelere Allah yardım etsin. "

"Biz beş kardeşiz, anam babam bize nasıl bakıyorlar onlara sormak gerek. "

Ayhan, düşünceyle kafasını kaşıdı. Ailesinin her üyesi yazın bağ bahçe işlerinde çalışır, okuyan üç abisi de yarım günlük işlerde çalışırdı. En küçükleri kız kardeşi Elif’ti ve on beş yaşına girmişti. Yakında o da üniversiteye giderse ailesinin işi daha zorlaşacaktı.

"Tek çocuk olarak en kârlınız benim, " diyen Figen yüzüne gıcık bir gülümseme yerleştirmişti. "Dört ayağının üstüne düşmüşsün yenge. "

Ayhan elinde poşetlerle yürürken bile Figen'e laf yetiştirme telaşına kapılmıştı. Apart yakın olmasa bu kadar malzemeyle yürümek hepsi için işkence olurdu üstelik bu sıcakta. Buğra da eline iki tane hafif poşet almış kendince yardım ediyordu.

Apartın kapısına geldiklerinde yol önceliğini Figen'e veren beyler bir saniye sonra buna pişman oldular. Figen açık kapıdan girdiği anda kendini yerde bulmuştu. Ona çarpıp düşüren kişiye başını kaldırıp baktığında keçi kılına benzeyen saçları sakalına karışmış, uçları sigara içmekten sararan bıyıklarının altında sapsarı dişleriyle apart temizlikçisi sırıtıyordu.

Bölüm sonu

31 yorum