Sesi yeniden duydu, nereden geldiğini artık anlamıştı. Telefonunu dişlerinin arasına aldı. Bu şekilde tutmak epey zahmetliydi fakat tek eliyle onu yerinden oynatması mümkün değildi. Kollarının genişliğindeki buz dolabını kucaklayıp kendine doğru çekti. Duvarla fırının arasına sıkıştırılan dolap sağa sola kıpırdayamaz durumdaydı. Ağır dolabı ıhlaya tıslaya yerinden oynattı ve birden bire dolap kolayca kaydı. Kuvvet uygularken bir anda boşlukta kalan bedeni geriye doğru sendeledi. Düşecekken kendini zorla toparlamayı başardı. Kalbi küt küt atıyordu. Düşmese bile bu hissi yaşamak berbattı. Ağzındaki telefonunu yeniden eline aldı. Diğer elini üzerine silip açılan alana, dolabın arkasına geçti. Bekledi.
“Şıp! “
Şimdi daha iyi duymuştu sesi. Elini yumruk yapıp duvara tık tıkladı ve yarım ağız gülümsedi. Tahmin ettiği gibi duvarın arkası boşluktu. Feneri duvara geniş açıyla tuttu ve önceki gelişinde fark etmediği detayı fark etti. Duvarın bu kısmı duvarla aynı renk olan duvar kağıdıyla kaplıydı. Boyası dökülmüş dediği yerler aslında yırtılan duvar kağıdıydı. “Bakalım ardında ne saklıyorsun? “ diyerek kağıdın açılmış bir tarafını bulup çekti. Eskimiş kağıdı sökmek zor olmuyordu ve sökülen yerin altından bir kapı yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Kağıdı tam manasıyla sökmeyi bitirdiğinde yorulmuştu. İki derin nefes alıp verdi ve kapıyı itti. Açılmayan kapıya öfkeyle baktı ve tüm gücünü toplayıp yan döndü. Omzuyla kuvvetli bir dokunuş yaptı. Kapı aldığı darbeyle içeri göçerken Ömer kendini yuvarlanırken buldu. Paldır küldür düşerken telefonu elinden düşüp bir yerlere kayboldu, üç veya dört basamaklı merdivenden yuvarlanması bitince kendini ıslak zeminde buldu. Leş gibi küf ve çürümüş ağaç kokan mekan evin mahzeniydi. Ömer küfürler yağdırarak ellerini yere verip ayağa kalktı. Kolu, bacağı ve kafası ağrıyordu. Zemin toprak olmasa alacağı zararı düşününce haline şükretti. Merdivenin ikinci basamağında düşüp kalan telefonu az da olsa ışıyordu. Işığa doğru temkinle yürüdü ve telefonunu aldı. Çatlayan ekranı görünce bir kez daha küfretti.
“Kendini koç başı sanırsan olacağı bu Ömer Efendi, “ diye söylenerek ışığı mahzenin derinliklerinde gezdirdi; boş mekanda, yerde yığın halinde duran kütleyi gördü. Şıp şıp sesinin eşliğinde yavaş yavaş, nefes almaya korkarak kütleye yaklaştı. Kısa on adımın ardından kütleyi net biçimde gördü.
“Aman Allah’ım! “ dedi dumura uğrayarak ve omzuna dokunan elle “Hasbin Allah! “ diyerek arkasına döndü. Yüreği gördüğü şeyden sonra küt küt atıyordu.
“Ne arıyorsun gece gece evladım? “ diyen komşu teyzenin gözleri onu inceliyordu.
“Asıl sen ne arıyorsun teyze, korkuttun beni. Hem senin burada olmaman lazım, çık dışarı. “
Yaşlı kadın onun sözüne aldırış etmek yerine iki adım ileriye gidip, “Aaa, oradaki ne öyle? “ diyerek yığına doğru ilerlemesi Ömer’i çileden çıkarttı.
“Teyze ne yapıyorsun dur Allah aşkına! “
Ömer, kadının kolundan tutup çekti fakat o göreceğini görmüştü.
“Kemik mi oradakiler? İnsan kemiği mi? “
“Teyze, bu seni alakadar etmez, çık dışarı! “
En sonunda yapmak istemediğini yapmış ve bağırmıştı. Yaşlı kadın duraksadı, alışık değildi belli ki merakının giderilmemesine.
“Şakire mi ölen, yoksa Sinan mı? “Ömer’in gerilmiş sinirleri sınırlarını zorluyordu.
“Teyze çık dedim! Seni tutuklarım bak. “
Yaşlı kadın gözlerini kırpıştırıp yüzünü eğdi.
“Benim gibi gariban, yaşlı bir kadından ne istersin ay oğul? Ne dedim, ne yaptım ki ben? “
Ağlamaklı çıkan ses ve serzeniş Ömer’in pişman olmasına yetmişti. Yaşlı bir kadına bağırmak yapacağı iş değildi lâkin durumun karmaşası onun da davranışlarına yön vermişti.
“Teyzeciğim, burası olay mahalli, senden bir iz kalırsa burada seni suçlarlar, senin iyiliğini istiyorum ben.”
“Vay başıma gelene! “az önceki tehditlere aldırış etmeyen kadın dizlerinin üzerine çöküp başını iki elinin arasına aldı.
“Bu yaştan sonra mahpushaneye düşmekte mi varmış kaderde, oy nerelere gidem ben! “deyip ağlamaya başlayan kadına, “Neydi günahım? “dercesine bakıyordu. Ne yapacağını şaşırıp kalmıştı. Yaşlı kadına elini uzatıp, “Gel teyze, seni evine götüreyim. Kimsenin seni hapse attığı yok. “
Kadının ağlaması başladığı hızla kesildi. Ömer’in elini tutmadan ayağa kalktı.
“Sen dedin ya seni suçlarlar diye, ne diye kandırıyon insanı? “
“La havle... “dedi Ömer. Kadının omzundan tutup, “Yürü teyze yürü, evine gidelim hadi, ”deyip kadını kapıya doğru itekledi.
“He gidek, ama o kemikler kimin demedin daha. “
Ömer neredeyse saçını başını yolacaktı. Yaşlı kadın meraklı ve laftan anlamaz çıkmıştı.
“Gözlerimle DNA testi yapamıyorum henüz, nereden bileyim kim, “ dedi öfkeyle. Tahmini söylemek istemiyordu.
“Ha? “ dedi kadın, “Ne testi ne testi? ““DNA testi teyze. İşte ölenlerin kimliğini öğrenmek için yapıyorlar.
Ömer, kadına laf yetiştirirken aynı zamanda onu evden çıkarmak için itekliyordu. Mahzenden çıkıp dış kapıya geldiklerinde, “Hadi evine git teyze ve sakın dışarı çıkma! “ dedi Ömer. Kadın ellerini kapının kenarına dayayıp başını da eline yasladı. Ömer ne olduğunu anlamaya fırsat bulamadan, “Ay başım döndü, tansiyonum fırladı kesin. Ay bana bir şeyler oluyor, “ diyerek yere yığılırcasına çöktü. Ömer kadının yanına eğilip alnını yokladı. Ateşi yoktu.
“Ambulans çağırıyorum, “deyip telefonunu çıkaracaktı ki, “Gerek yok evladım, evime götür beni ilaçlarımı içersem geçer, “ dedi kadın. Ömer, kadının koluna girip ayağa kaldırdı. Kadının yön vermesiyle, ayın ışığında ilerlemeye başladılar.
“Şeker, tansiyon, kalp ; ne ararsan var. Yaşlılık işte, heyecanı kaldırmıyor artık. “
İçinden, meraktan da geri kalmıyorsun ama, “diye geçirdi Ömer, dıştan ise, “ Normal teyze, benim annem de öyle. “
“Annen yaşıyor demek, ne güzel senin gibi oğlu var. Benim bir hayırsız var, ne arar ne sorar. Ev iyice kocadı, dam akıtıyor. Rahmetli varken yapar ederdi. Bu oğlan hiç babasına çekmemiş hiç. “
Yaşlı kadının susmak bilmeyen çenesiyle yirmi metre mesafedeki eve geldiler. Zaten açık olan kapıyı kadın itekleyerek açtı. Ömer ayakkabılarını çıkarırken, kadının ayakkabılarını çıkarmadan içeri girmesi onu şaşırttı. Bilsem bende çıkarmazdım, diye düşünürken kadının anlattıklarının bir kısmını anlamamıştı.
“Bir yılı geçti gelmeyeli, aha bayramda gelir deyi bekledim yine gelmedi...”
“Gelir teyze gelir,” dedi Ömer, kadını girdikleri odadaki kanepeye oturturken. Muhsin’in eviyle aynı model olan evin sadece mutfak lambası yanıyordu. Salonda alacakaranlık bir hava hakimdi. Rutubet kokusu ise varlığını belli ediyordu.
“Bu evleri vakti zamanında yörenin ağası yaptırmış. Hepsi bir örnek. Alt katta bir salon bir mutfak, üst katta dört oda, banyo var. Tuvaleti de merdiven altına sıkıştırmışlar. Ağa iyi adammış, sel basınca köyü, el vermiş dikmiş evleri. Benim adam çocukmuş o vakit, babasından kalmış burası da. Ondan böyle eski. “
“Evlerin hikayesine de öğrendiğime göre, ilaçların nerede teyze? Vereyim iç de ben gideceğim. “
“He, “dedi kadın. Ömer’e baktı. “Mutfakta, çekmecenin içinde olacak. İnsülin iğnesi de var, onu da getir sana zahmet. “
“Olur teyze olur, “dedi Ömer. Zayıf ışığın altında kadının yüzünü incelerken. İlk geldiğinde doğru düzgün bakmamıştı yüzüne. Yüzündeki milyon tane kırışığın önceki geldiğinde de olup olmadığını sorguladı bir an. Çok yaşlı olmalı, diye düşündü mutfağa yürürken. Mutfağa ulaştığında, kahverengi ahşap masanın üzerindeki toz öbeği, kapının pervazına ağ kurmuş örümcek ve paslanmış evye dikkatini çekti. Çekmeceleri tek tek açıp yokladı. Dördüncü çekmecede ilaç poşetini buldu. İğne de hemen poşetin yanındaydı. Aldı yerinden ve mutfaktan çıkmak için yürüdüğü anda su almadığını hatırladı. Geri döndü rafa uzandı bardak almak için ve rafa uzandı. Toz içinde kalmış birkaç bardaktan birini aldı. Muslukta ovalayarak yıkadı. “Maşallah dili yerinde ama eli iş tutmazmış, bu kir pas içinde nasıl yaşıyorsa artık? Kendi kendine söylenerek suyu da alıp mutfaktan çıktı. Kadın hâlâ bıraktığı yerde oturuyordu. Bir ayağını altına almış, diğer ayağı uzanmıştı.
İlaç poşetini ve iğneyi uzatmıştı ki kadının ayakkabısına gözleri takıldı. Yutkundu. Kadın elinden iğneyi ve ilaçları almış, suyu almak için diğer elini uzatmıştı. Ömer, fark ettiği gerçeğin korkunçluğuyla bilinçsizce, “Gardiyan, “ fısıldadı ve boynunda yakıcı bir acı hissetti. Yere düşmeden hemen önce yaşlı kadının, “Memnun oldum Ömer Komiser, “dediğini duydu.


