İçeriğe geç

GARDİYAN

Bölüm 19 · 2 dk okuma

GARDİYAN

Bölüm 19

0

Çıkmazlardaydı yüreği, buhran geçiren ruhu azap içinde. Geçmişi ve bu günü iç içe geçmiş karşısına dikilmişti işte. Çıplak vücudu salındı sandalyenin üstünde. Usulca ayağa kalktı hasmının karşısında. Bu gün hesap günüydü, bu gün ceza günüydü. Bu gün, şu an çektiklerinin hesabını soracak bir muhatap bulmuştu işte. Yerde yatan adama baktı tiksintiyle. Ah, nasıl da benziyordu ona!

Yaş aldıkça kopyası olmuş, ağır ceza sanığı gibi karşısına dikilmişti elleri böğründe. Kaşları çatıldı ; dişlerini sıktı avurtları gerildi. Nefesini tuttu diyaframı gerildi. Yumruklarını sıktı, adamın çenesine indirdi. Yıkıldı adam karşısında boş torba gibi. Nasıl dirensin ki zaten, elleri ardında bağlı, ayakları demire zincirli. Kaç gündür aç ve susuz.

Yeterli değildi hayır! Daha çok acı çekmeli, daha çok kıvranmalıydı.

“Hatırlıyor musun? “dedi. Adamın cevap veremeyeceği aşikârdı oysa. Nasıl konuşabilirdi ki dudakları kapalı.

“Ama sen nereden bileceksin ki? Baban bana hoyratça zulmederken senin keyfin yerindeydi. Ben acılar içinde azap çeker, o kadının çirkefliğine katlanırken sen, sen, sen...! “ bağırdı.

Hasmının gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Neden ağlıyorsun şimdi? Acıttı mı sözlerim ya da kendine mi ağlıyorsun demeliyim. Biliyordun oysa, hepsini biliyordun fakat bana yardım etmedin diye mi bu göz yaşların! “

Takati kalmamış adam başını iki yana, zoraki salladı. Yere yapışan sırtı buz, elleri bağlı, bacakları bükük ölüm anı gelsin diye yalvaracak ; dudakları sımsıkı kapalı.

Güldü, “konuşamamak nasıl anladın mı şimdi? İşte ben de böyle sustum hem de yıllarca. Sen duydun, sen gördün, sen bildin ama konuşmadın! “

Yere yığılmış zincir topunun ucundan tutmak için eğildi. Çıplaklığını unutmuş, bacak arasından sallanan organı umurunda değildi. Zinciri eliyle sıkıca kavradı. Yerde kıvranmaya çalışan adamın çıplak bedenine hızla vurdu. Vurduğu yerde kan birikti, dumur dumur kaynayan deriden ince bir kan süzüldü. Zevkle sırıttı.

“O da böyle vurmuştu bana, ben suçsuz olduğumu haykırırken o da böyle vurmuştu. Kanamıştı sırtım, bacaklarım ve ruhum. Duyuyor musun kara balık? Ah! Annem öyle çağırırdı seni, kara balık diye. Sarı balık da vardı ve kırmızı balık. “

Güldü, gülüşü acı yüklüydü.

“Sofraya çağırırdı balkondan siyah saçlarını sarkıtıp. Sarı balık, kara balık, kırmızı balık yemeğe gelin hadi! Hatırladın değil mi? “

Hasmının göğsü şiddetle inip kalkıyordu. Canı yanıyordu belliydi ve ağlıyordu. Hatıralar o pis gülüşün içinde canlanmış üstüne yürüyordu ve ölüm şimdi bir nefes alımı kadar yakındı.

Zincir boynuna dolandığına direnmedi, direnemedi. Ne hâli kalmıştı savaşacak, ne de ruhu yeterdi böyle bir azaba. Geçmişin izleri miydi ruhunu tarumar edip kasıp kavuran, yoksa sarı balığın güleç yüzümü? Nefesi kesilip ruhu ebediyete kavuşurken beklemediği vuku buldu. Yanında iki gölge, biri büyük biri küçük ; biri Samet, biri Enes. Ellerini uzatmış onu çağırıyordu.

“Buldun bizi, buldur bizi... “

Bir gölge daha vardı karanlıkta gizlenen.

Bölüm sonu

7 yorum