İçeriğe geç

GALİBİYET

Bölüm 4 · 4 dk okuma

GALİBİYET

Bölüm 4

İPTAL EDİLDİ!

"Sevgili arkadaşım, ne demek kütüphâne?"

Lina olanlara bir anlam veremiyor, nefes nefese Kitap'a bakıyordu. Kendimizi okulumuzdan, yurdumuzdan bile zar zor kurtarmışken, bu kütüphâne de neyin nesiydi? Kitap, cidden cesaretli olduğu kadar da biraz aptal olabilirdi. Kraliçelerin bile girmediği kütüphâneye nasıl girebilirdik? Girdik diyelim, orada vampir öğrenciler ile karşılaşma ihtimâlimiz oldukça fazlaydı. Olmaz, bunu yapamazdık. Konuştum.

"Kitap, iyi değilsin. Kütüphâneye mi gidelim diyorsun?"

Kitap, yanımızdaki ağacın dibine oturdu. Az önceki yorgun hâlinden eser bile yoktu. Gözlerini elindeki ip bilekliğe çevirdi.

"Peki ya o?"

Kitap'ın elindeki bilekliğin sahibi Lisa'ydı. Kraliçemiz, Kitap'a bu bilekliği Kralımızın ölüm gecesinde vermiş, ona sadece bir kelime söylemişti. Kitap ise bunu asla bize söylemiyordu. Aralarında inanılmaz güçlü bir bağ vardı, ama biz bu güçlü bağın neden güçlendiğini bir türlü anlamıyorduk. Ne olabilirdi? Düşüncelere dalmış, bilekliğe bakıyordum. Lina derin nefes aldı.

"Kitap, diyelim ki gitmeye çalıştık-"

"Sizi sürüklemeyeceğim."

Yaklaşık 10 saniye süren sessizlikten sonra Kitap konuştu.

"Düşünün bakalım, okulda bizden başka cesaretli var mı? Kütüphâneye gidecek kadar..."

Lina ile bakıştık. Başımızı iki yana salladık. Kitap devam etti.

"Şimdi başlamazsak okulumuzun sonu gelecek. Ve biz ömür boyu vicdan azabı çekeceğiz."

"Ya ölürsek, Yeşil'in öldürdüğü kızı görünce ne kadar korktum, biliyor musunuz?"

Başımızı Lina'ya çevirdik. Hâlbuki ölmesinin umrunda olmadığını sanmıştık. O sırada umrunda değilmiş gibi davranmıştı. Ama, meğersem o korkak kız, içinde yatmaya devam ediyormuş... Kitap konuştu.

"Sizi peşimden sürüklemeyeceğim. Sizi güvenli bir yere bırakacağım. Asla savaşmayın."

"Savaşmayıp da ne yapacağız?"

"Yeşil, savaşmayı mı istiyorsun?"

Sessizleştim. Başımı eğdim. Savaşmak istiyordum. Ama sevdiklerimin canını hiçe sayamazdım. Ne yapacağım hakkında en ufak bir bilgim yoktu. Hava oldukça karanlıktı. Çaresiz bir şekilde oturmuş, yere bakıyordum. Başımı yavaşça Kitap'a çevirdim.

"Ne olursa olsun, tabii ki de savaşacağız."

Ayağa kalktım. Lina bana şaşkına bakıyordu. Kitap ise ses çıkarmadan beni izliyordu. Konuştum.

"Ne bakıyorsunuz? Burada acınası bir hâlde duracak mıyız?"

"Lina, gelmelisin."

Lina gözlerini fal taşı gibi açtı. Başını iki yana salladı.

"Asla!"

Uzaklardan değişik yaratık seslerini duyabiliyordum. Az da olsa korkmuştum. Bu yaratıklar özellikle geceleri çıkar ve cidden fazla tehlikelilerdi. Etrafımı süzmeye başladım. Ağaçların hepsi yaşlanmış, büsbüyük olmuştu. Çimenler uzamış, neredeyse dizlerimize gelecekti. Hava karanlıktı ve yaratık uğultuları gelmeye devam ediyordu. Başımı kızlara çevirdim.

"Bence burası bizim için pek de güvenli değil..."

Kitap, uğultuların farkındaydı. Tehlikenin de farkındaydı. Neden susuyordu? Canına mı susamıştı? Nefes verip konuşmaya başladı.

"Lina, yaratıklara yem olmak istemiyorsan bizimle gelmelisin."

Lina, ayağa kalktı ve elini beyaz elbisesinin cebine götürdü. Bir şey arıyor olmalıydı. Bize döndü.

"Telefonunuz yok mu?"

Benim telefonum yoktu. Başımı iki yana salladım. Telefona ihtiyacımız olacak mıydı? Kafayı yemek üzereydim. Böyle giderse ölecektik. Kitap da başını iki yana salladı ve konuştu.

"Baykuş gönderme eğitimi aldıysanız, telefona ihtiyacımız kalmaz."

"Ben aldım."

Tam bunu söylediğim anda ayak sesleri duyduk. Lina korkuyla inledi ve Kitap'a yanaştı. Hızla etrafımızı incelemeye başladık. Bu olaylara ilk defa şâhit oluyorduk. Çünkü sarayımızda oldukça rahat ve güvendeydik. Ayak sesleri yaklaşmaya devam ediyordu. Arada bir de fısıltı duyuyorduk. Olduğum yerde durmuş, heykel gibi korkudan bekliyordum. Kısa süre sonra ayak sesleri tamamen gitti. Fısıltılar da bitmişti. Derin bir nefes vererek başımı göğe yönelttim. Bu işin şakası cidden yoktu. Ya öleceğiz, ya da öldürecektik. Başka çaremiz yoktu. Kitap, iyice etrafı gözetledikten sonra bize döndü.

"Bir an önce bir yere sığınmalıyz."

Lina, etrafına göz gezdirdi. Ellerini toprağa götürüyor, arada bir ise ellerini tekrar temizliyordu. En sonunda bize döndü.

"Okula gitmeliyiz. Tek güvenli yerimiz orası. Yoksa yaratıklara yem olacağız."

Sesi hafif kısık çıkmıştı. Kitap, düşünmeden kabul etti. O da durumun ciddiyetini anlamıştı. Yerimizden kalktık ve bir süre etrafa bakındık. Uzaklardan kurt sesleri, yakınlardan yaratık sesleri bitmek bilmiyordu. Sessiz olduğumu fark edip bende fikir verdim.

"Okulda kesinlikle gizli yerimize girmeliyiz. Orayı zombi ve öğrencilerden başka kimse bilmiyor."

Sesim ben fark etmeden özgüvenli çıkmıştı. Lina ve Kitap başlarını salladı. Birlikte okula doğru yürümeye başladık. Hava soğuktu ama biz oldukça dayanıklıydık. Yürürken bile nasıl yürüdüğümüzü bilmeden, nefesimizi tutmuş şekilde yürüyorduk. Hava kapkaranlıktı ve yerleri asla göremiyorduk. Tarihin resmen en büyük ve anlatılmayacak korkusunu yaşıyorduk.

Sarayın önüne gelmiştik. Kocaman bahçede kimsecikler yoktu. Herkes bir anda nereye gitmiş olabilirdi? Kaşlarımı çattım ve konuştum.

"Neredeler? İptal mi oldu?"

Kitap etrafa bakınca gözünü bir yere dikti.

"Büyük ihtimalle."

Lina ile ben onun baktığı yere bakınca, bir süre birşey söylemedik. Kocaman bir pankart, okulun yan tarafına asılmıltı. Üstünde ise sadece iki kelime yazıyordu.

İPTAL EDİLDİ.

Saray büyük olmasına rağmen bu pankart neredeyse sarayın da boyunu geçecekti. Birbirimize baktık. Ama şimdi bakmanın sırası değildi. Lina tedirgin şekilde konuştu.

"Ne duruyorsunuz? İçeri girmeyecek miyiz?"

Yutkundum. Kitap'a baktım. O da bana baktı.

"Gidelim."

Hızlıca yürüyerek okula yürümeye başladık. Bahçe o kadar genişti ki, yürüsek 5 dakikaya anca okulun içinde olurduk. Hızlıca okula girdik ve rastgele bir odaya daldık.

Bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.