Odaya daldığımızda karşılaştığımız manzaranın olduğumuz durumdan farkı yoktu. Zombilerin bazıları, yaralıları iyileştirmeye çalışırken, öğrenciler ise derin nefes alarak oturuyor, ve durumu anlamaya çalışıyorlardı. Bu gece yaşadıklarımız neydi, cidden savaş iptal edilmiş miydi? Tüm bunlar kafamda soru işareti çıkmasına neden oluyordu. İçeri girdik ve beraber duvara yaslanarak yere oturduk.
"Kendimi çok kötü hissediyorum Yeşil..."
Lina, çok korkak olmasına rağmen bu savaşta oldukça cesur davranmaya çalışmıştı. Ellerini tuttum. Başını omzuma yaslayınca bende başımı onun başına yasladım. Kaybettiğim bir sevdiğimin olmamasına sevinmiştim. Gözlerimi kapattım ve olduğumuz durumun ilginçliğini kafamdan atmaya çalıştım. Yük taşıyormuşçasına ağırlık vardı üzerimde. Kafamda bir sürü soru işareti vardı. Ama hiçbirinin cevabı şu anlık yok gibiydi. Acaba Kraliçe Lisa neredeydi? Ölüler olmuş muydu? Neden iptal edilmişti? Kim pes etmişti? Böyle düşünürken kapı yavaşça açıldı. Gelen kişi Haberci Lala'ydı.
Haberci Lala, söylediklerine göre benimle aynı gün gelmişti. Ve habercilik görevi almıştı. Önemli haberleri hemen bize iletirdi. Oldukça güzeldi. Kızıl saçları, renkli gözleri onun güzelliğine daha çok katkı sağlıyordu. Lala, isminin de olduğu gibi "lalala" bir kızdı. Popüler ve kendi hâlinden memnun, asla kimseyi takmayan bir kızdı. Onu seviyordum. Ölmemesine çok sevinmiştim.
"Merhaba, Kraliçemiz herkesin 5 dakika içinde konferans salonunda olmasını istiyor."
Birbirimize baktık. Kraliçemizin ölmemesine sevinmiştik. Ancak bizi neden çağırıyordu? Ayağa kalktık ve hiç bir kelime bile etmeden yürümeye başladık. Asansör olmasına rağmen neden yürüdüğümüzü anlamıyordum ama yine de ses çıkarmadan yürümeye devam ettim. İçimde zaten yeterince soru işareti vardı, bir de anasör konusunu kafama atmamalıydım.
Ulaşınca hemen herkesin arasından geçerek en yakın yere gittik. Kraliçeyi en yakın yerden görmek istiyorduk. Bizden sonra da bir çok kişi gelince herkes tamamlanmış olacak ki kapı kapandı. Ardından Kraliçe Lisa'nın ayak seslerini duymamızla başımızı kürsüye çevirdik. Kraliçemiz, ne kadar darbe yediği yerleri kapatmaya çalışsa da, hâlâ bazı yerleri görünüyordu. Hızlıca konuya girdi.
"Sevgili çocuklarım ve değerli öğretmenlerimiz. Bildiğiniz gibi savaş iptal edildi ve bunun nedenini merak ediyorsunuz."
Herkesten kısa bir uğultu çıktı. Lisa, devam etti.
"Vampir Saray'ı pes etti."
O sırada zafer kazanmışız gibi gözlerinden hafif parıltı çıktı. Ve herkes bir anda zafer çığlıkları atmaya başladı. Evet, bu zafer değildi ama, yine de pes etmeleri gerçekten güzel bir şeydi. Kraliçe, yüzündeki gülümsemeyi soldurmadan kürsüden indi ve salondan çıktı. Lala, konferans salonunun kapısını açtı ve herkes mutluluktan uçarak çıkmaya başladı. Benim gözlerim kocaman açılmış, bütün endişem gitmişti. En sona biz kalınca büyük bir mutlulukla konuşarak yürümeye başladık.
"Bu gayet güzel bir şey Kitap! Neden yüzünde endişe var?"
Kitap, hemen yüzüne sahte bir gülümseme ekledi ve Lina'ya döndü.
"Hayır, endişeli değilim. Sadece şaşırdım."
Ben ne kadar inanmasam da Lina inanmış olacak ki konuşmasına devam etti. Bize ne kadar zorluklardan geçip de onları pes ettirdiğimizi anlatıyor, gözleri parlıyordu. Kısa süre sonra Kitap'ı yatak odasına uğurlayarak biz de yatak odamıza girdik. Demek artık o gizemli kütüphanenin içine girebilecektik. Bu oldukça güzel bir şeydi. Kendimi yatağa attım ve tavanı izlemeye koyuldum. Lina ise direkt yatağa girmiş ve uyumaya hazırlanıyordu. Gözlerimi tavandan ayırmadan konuştum.
"Sence o kütüphanenin içinde ne vardır?"
Lina derin nefes aldı ve elinde rastgele bir kitap alarak cevap verdi.
"Eskiden kalma kitaplar veya haritalar olabilir. Canavar çıkacak değil ya."
Sessizleştim ve gözlerimi kapattım. Tek isteğim şu an uyumak, yarına mükemmel başlamaktı.
Lisa...
Güne mutlu başlamıştım ve mutlu geçmesini umuyordum. Çünkü birazdan kütüphâneye giriş yapacaktım ve içimde hem merak hemde heyecan vardı. Bu duyguları bastırarak sabırla odamda bir o yana, bir bu yana yürümeye başladım. Hemen gitmemeliydik. Haberci Lala, beni arayınca hemen hiç düşünmeden açtım ve telefonu kulağıma götürdüm.
"Alo?"
"Kraliçe'm, birazdan çıkabiliriz."
"İşlerin bitti mi?"
"Sayılır. Dönünce devam ederim. Şimdi kütüphâneye gidelim."
Gülümsedim. O da sabırsızlanıyordu. Dün gece ona yarın birlikte kütüphâneye gideceğimizi söylediğimde çok sevinmiş ve heyecanlanmıştı.
"Tamam. Çıkıyorum."
"Görüşürüz."
Hızlıca bir kaç önlem almak için lazer ve âsa aldım. Kendimi hazır hissettim ve derin nefes alıp kapıyı açarak yürümeye koyuldum. Bahçeye girdim ki o anda Lala ile karşılaştık. Lala yanıma geldi ve gülümsedi. Gözleri parlıyordu.
"Merhaba kraliçem. Hızlıca gidelim mi?"
"Ne bu acelen Lala?"
Başını öne eğdi. Bir elimi sırtına koydum ve gülümsedim.
"Gidelim bakalım hızlıca."
Birlikte arabaya bindik ve kütüphânenin yolunu tuttuk. Pek de uzak değildi. Vampir Sarayı'na giden yola doğruydu. Yol boyunca bir an tedirginleşsem de umursamadım. Pes etmişlerdi ve kütüphâne bizim olacaktı. Bu düşüncelere boğulurken hafif gülümsedim. Her şey çok güzel olacaktı.
Kütüphâneye gelince araba yavaşladı ve durdu. Sürücüye teşekkür ederek indik. Lala, kütüphâneye büyülenmiş bir şekilde bakıyordu. Oldukça büyüktü. Sarayımızdan bile... Bu kadar ne olabilirdi ki içinde? Yavaşça yürüyerek kütüphânenin kapısına geldik. İşte, asıl heyecan verici yer burasıydı. Kapıyı ilk ben açacaktım. Yavaşça elimi kapının koluna koydum ve aşağı doğru ittim. Ardından hafifçe kapının arasından bakınca, gördüğüm manzara karşısında gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hızlıca kapıyı kapattım ve sırtımı kapıya yasladım. Lala endişe ile bana baktı.
"Bir sorun mu var kraliçem?"
Çarezice yüzüne baktım.
"Kandırıldık Lala..."
Bölüm sonu...