Sessiz bir gece geçirmiştik. Neredeyse tarihin en sessiz gecesi olabilirdi. Herkes 2-3 kelime tek konuşuyor, sessizce düşünüyordu. Akşam yemeği bile sepsessiz geçmişti. Benim aklımdaki tek şey, sevdiklerimi kaybetmekti. Onlara bir şey olacak diye ödüm kopuyordu. Bazı öğrenciler heyecandan elindeki yemekleri bile yere dökmüştü. Okulun zorbaları bile sessizce yemeğini yiyordu. Bu korkuyla asla ama asla onları yenemezdik. Savaşı ilk biz mi, yoksa onlar mı açacaktı? En çok hangi okul daha güçlüydü? Aklımdaki bu sorular susmak bilmiyordu. En iyisi yatak odasına gidip uyumaktı.
Balkondan çıkıp yatak odasına yürümeye koyuldum. Korkuyordum. Asla cesaretli bir zombi olamayacaktım. Bileğimdeki değişik bitkiden yapılmış tokamı saçıma bağladım ve yatak odasına girdim. Lina odada yoktu. Arada bir geceleri çıkıp, okulda dolanırdı. Onun için endişe etmeyip yatağa uzandım ve elime hangi kitap geldiyse okumaya başladım.
Lisa... (Okulun Kraliçesi)
Büsbüyük odamda, oturmuş boş boş düşünüyordum. Yaptığım şeyin arkasında mıydım, değil miydim bilmiyordum. İlk ben başlamalıydım. Yoksa okulumda tek bir öğrenci bile kalmazdı. Elimi telefona götürdüm. Yavaş hareket ediyordum. Tuşlara basıp telefonu kulağıma götürdüm.
"Baykuş ve helikopterleri gönderin. Başlıyoruz."
Telefonu kapatıp ayağa kalktım. Okulun haporlörlerine bağlı olan mikrofona yöneldim.
"Elinizde hangi silah varsa alın ve yatak odalarından çıkın. Başlıyoruz."
Ekledim.
"Sizi seviyorum çocuklar..."
Mikrofonu bıraktım ve elimdeki bıçağı alıp cebime koyup, odamdan çıktım. Bütün öğrencilerin bağırışları olağanüstüydü. İlk başta boşuna bağırdıklarını sanmıştım ama sonradan Vampir Okulundan baykuş ve uçak geldiğini anladım. İşte şimdi başlıyorduk...
Yeşil...
Kraliçe Lisa'nın sesini duyduğumdan beri iyi değildim. Herkes odalardan çıkarken benim aklım Lina'daydı. O neredeydi? Hızlıca koşarak tek tek bütün odalara bakıyordum. Yanıma silahımı bile almamıştım. Olduğum yerde durdum. Okulun büyük kapıları sert bir şekilde açılmıştı. Okul mahvolacaktı. Her şeyi unutup, Kitap'ın tarif ettiği yerden okuldan çıkmak için koşmaya başladım. Elimi beyaz elbisemin cebine koydum. Telefonumu alıp Lina'yı arayacaktım. Telefonum yanımda değildi. Kesinlikle sonum gelmişti. Bundan emindim. O sırada Kitap ve Lina'nın sesini duydum.
"Yeşil!"
Arkama döndüğümde onları görünce biraz da olsun rahat bir nefes aldım. Bana doğru yürüdüler. Nefes nefeselerdi. Lina:
"Okuldan çıkmalıyız, yoksa öleceğiz."
Kitap konuştu.
"Tarif ettiğim yerden çıkın. Birazdan geleceğim."
Hemen söze atladım.
"Sensiz gidemeyiz. Saçmalıyorsun."
Kitap elini elbisesinin cebine koydu. Lazerli kılıçları bizim elimize koydu ve konuştu.
"Arkadaşlarımızı kurtarmam gerekiyor. Dediğim gibi, tarif ettiğim kapıdan çıkın. Lütfen."
Lina ile bakıştık. Başımızı salladık. Kitap zekiydi. Asla ölmezdi. Aşağı katlardan daha çok sesler gelmeye başlayınca koşmaya başladık. Nefesim tükenmişti. Elimi karnıma koyup koşmaya devam ettim. Korkudan ölecek gibiydim. Şu an ne yaşıyorduk, hiç bir fikrim yoktu. Basılmıştık. Okulumuzun Vampir Okulu tarafından basılmıştı. Hızlıca koşarak giderken bir balkona geçtik ve derin nefes aldık. Yoksa nefessiz kalıp ölebilirdik. Okula vampirler girmeye başlamış, hatta zombi sesleri ve çığlıkları bile geliyordu. Bir çok öğretmenimizin savaştığı belliydi. Lina elimi tuttu:
"Yeşil, okuldan bir an evvel çıkmazsak öldürecekler..."
"Lina, savaşmamız gerekiyor."
Anlamsızca yüzüme baktı.
"Zannettiğimizden daha güçlüler..."
"Biz de güçlüyüz Lina. Sadece korkuyoruz."
Başını salladı ve balkondan tam çıkacaktık ki, bir kaç erkek vampir soyundan gelen öğrenci kapının önündeydi. Hemen kapıya yaslandık ve görünmemeye çalıştık. Keşke öyle olsaydı... Lina'nın eteği fırtınadan hafif sallanınca onlar bizi gördü. Nefesimi tutmuş, duvara yaslanmaktan başka birşey yapmıyordum. Erkeklerden bir tanesi kapıyı açtı ve tam etrafına bakacakken, Lina arkasından kapıyı kapatıp kilitledi. Ben de hemen Kitap'ın verdiği lazerli değişik bir kılıçla onu köşede yakaladım. Lazeri açıp boğazına tuttum.
Vampir soyundan gelen erkek yakalamıştık...
"Siktir! Siz de neyin nesisiniz?"
"Biz bu okulun öğrencileriyiz, peki siz kimsiniz?"
Lina bu lafı söyledikten sonra karşısına geçti. Bana göz kırptı. O sırada onu incelemeye başladım. Tarzı bol ve güzeldi. Saçları kahküllüydü ve bakımlı bir erkeğe benziyordu. Bunu söylemek istemezdim ama çok yakışıklıydı. Konuşmaya başladım.
"Şimdi sakince kaçmış gibi yapıp gidiyorsun."
Dikkatle bize baktı.
"Bana yardım mı ediyorsunuz?"
"Derdimiz seninle değil. İnan ki yoksa şu lazerle içinden geçerdim."
Gülümsedi.
"O zaman şu lazeri boğazımdan uzaklaştırır mısın?"
Gülümsemesi zoruma gitmişti. Yine de lazeri iki elimi birleştirerek kapatıp cebime koydum. Kapıyı tam açmıştı ki bizde döndü.
"Biz düşmandık. Okulunuza büyük ayıp ettiniz."
"Yine mi lazer istiyorsun?"
Lina dayanamayıp söze girince yan gözlerle ona baktım. Her şeye bir cevabı vardı. Vampir soyundan gelen o çocuk gitmişti. Ama dışarıdaki kalabalık bitmemişti. Hâlâ çığlık sesleri geliyordu. Burada kalmaktan başka çaremiz yoktu. Yere çöktüm.
"Ölmeden önce yapacağımız şeyler vardı."
Lina başını salladı. O da karşıma çöktü.
"Belki de ölmeyiz, öldürürüz."
"Nereden biliyorsun?"
"Görmedin mi, çocuğu az kalsın öldürüyorduk."
Gülümsedim.
"O sadece bir öğrenciydi. Vampirlerle nasıl baş edeceğiz?"
"Biz de güçlüyüz Yeşil. Belki de kurtulur, hatta savaşı kazanırız."
Gözümü tam bir yere dikmiştim ki, Kitap'ın büyük çığlıkları ile kalktık. Refleks olarak ayağa kalkmıştık ve bedenimiz haklıydı. Kitap'ı kurtarmalıydık. Birbirimize başımızı salladık ve hızla balkondan çıkıp sesin geldiği yere koşmaya başladık. Yolun yarısında bir sürü vampir ve zombi öğrencileri görmemiz, üstelik onların bir şeyi izlemesi oldukça gerilmeme neden oldu. Acaba orada ne oluyordu. Koşarak bakmaya gittik ve o da ne?...
Bölüm sonu... Ç