İçeriğe geç

Gakuen no Kuso Nichijou

Bölüm 3 · 5 dk okuma

Gakuen no Kuso Nichijou

Bölüm 3

İkinci kısım–onlar kim

Kapıyı yavaşça açtım.

Odaya girdiğim anda koridordaki sıcak havadan biraz olsun kurtulacağımı düşünmüştüm.

Yanılmıştım.

Oda da en az koridor kadar sıcaktı.

Hatta burada hava daha ağırdı.

Pencere açıktı ama dışarıdan gelen rüzgâr, odanın içine girmek yerine sanki pencerenin önünde durup geri dönüyordu. Perdeler hafifçe hareket ediyor, fakat içerideki sıcaklık bir türlü azalmıyordu.

İlk dikkatimi çeken şey masanın üzerindeki kâğıt yığınları oldu.

Her yerde kâğıt vardı.

Masada.

Dolabın üzerinde.

Sandalyenin yanında.

Hatta yere düşmüş birkaç kâğıt bile kimsenin umurunda değilmiş gibi öylece duruyordu.

Masanın arkasında orta yaşlarında bir adam oturuyordu.

Üzerinde kırışmış beyaz bir gömlek vardı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı. Boynundaki kravat gevşemiş, yüzündeki yorgunluk ise sanki yıllardır oradan gitmeyi reddediyordu.

Adam başını kaldırıp bana baktı.

Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

Sonra gözlerini elimdeki kâğıda çevirdi.

"Yeni öğrenci?"

Başımı salladım.

"Evet."

Adam elini uzattı.

"Belge."

Elimdeki kâğıdı ona verdim.

Kâğıdı alıp gözlerini üzerinde gezdirdi.

Bir süre sessizce okudu.

Sonra kaşlarından biri hafifçe kalktı.

"Adın..."

Adımı söyledim.

Adam tekrar kâğıda baktı.

"Transfer öğrencisisin."

"Evet."

"Bugün başladığını biliyorsun?"

"Evet."

Adam başını kaldırıp bana baktı.

Yüzünde garip bir ifade vardı.

Şaşkınlık değildi.

Daha çok...

Bunu neden yaptığımı anlamaya çalışıyor gibiydi.

"Bu okula neden geldin?"

Soruyu beklemiyordum.

"Babamın işi nedeniyle taşındık."

Adam başını yavaşça salladı.

"Anladım."

Sonra tekrar kâğıda baktı.

Bir şeyler kontrol etti.

"Önceki okulun?"

Adını söyledim.

"Notların?"

"Fena değil."

Adam hafifçe güldü.

"Burada notlarınla fazla ilgileneceklerini sanmıyorum."

Ne demek istediğini anlayamadım.

"Nasıl yani?"

Adam cevap vermedi.

Elindeki kâğıdı masanın üzerine bıraktı ve sandalyesinde biraz geriye yaslandı.

"Boş ver."

Sonra önündeki çekmeceyi açtı.

İçinden başka bir kâğıt çıkardı.

"9-B."

Kâğıdı bana uzattı.

"Bugünlük sınıfın burası."

Kâğıdı aldım.

Üzerinde sınıf numarası, kat ve birkaç başka bilgi yazıyordu.

"İkinci kat."

Adam eliyle kapıyı işaret etti.

"Koridorun sonundan merdivenler var. Yukarı çıkınca sağa dön. Sınıfı bulursun."

Kâğıda baktım.

Sonra tekrar ona.

"Bu kadar mı?"

Adamın yüzünde kısa bir gülümseme oluştu.

"İlk günün için yeterince fazla."

Şaka yapıp yapmadığını anlamadım.

Ayağa kalkmak üzereydim ki adam tekrar konuştu.

"Bir şey daha."

Durup ona baktım.

"Bu okulda..."

Bir an sustu.

Sanki söyleyeceği şeyi seçmeye çalışıyordu.

"...her gördüğün şeye karışma."

Kaşlarımı çattım.

"Ne?"

"Yanlış anlama."

Elini salladı.

"Buradaki öğrenciler biraz..."

Cümlesini tamamlamadı.

"Nasıl?"

Adam içini çekti.

"Farklı."

Bu cevaptan daha anlamsız bir cevap vermek için özel olarak uğraşsa bile zorlanırdı.

"Farklı derken?"

"Zamanla anlarsın."

Yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.

"Özellikle okul çıkışından sonra."

O cümleyi duyduğumda içimde küçük bir huzursuzluk oluştu.

"Okul çıkışından sonra ne oluyor?"

Adam cevap vermek yerine masanın üzerindeki saate baktı.

"Dersten önce sınıfına git."

Konunun kapandığını anlamıştım.

Başımı hafifçe salladım.

"Peki."

Kapıya doğru yöneldim.

Tam çıkacakken arkamdan tekrar seslendi.

"Hey."

Döndüm.

Adam bu kez doğrudan yüzüme bakıyordu.

"Buraya alışman biraz zaman alabilir."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Çünkü burası dışarıdan göründüğü gibi bir okul değil."

...

Kapıyı kapattığımda birkaç saniye boyunca olduğum yerde kaldım.

Elimde hâlâ sınıf kâğıdı vardı.

Adamın söylediklerini düşünüyordum.

Buraya alışmak mı?

Sonuçta burası sadece bir okuldu.

Eskiydi.

Sıcaktı.

Biraz bakımsızdı.

Öğretmenlerin ders işlemek yerine telefonlarına baktığı da doğruydu ama...

Bunların hiçbiri dünyanın sonu değildi.

En azından şimdilik.

Merdivenlere doğru yürümeye başladım.

İkinci kata çıkarken okulun sesi yavaş yavaş artmaya başladı.

İlk katta neredeyse hiç kimse yokken burada öğrencilerin sesleri koridoru dolduruyordu.

Gülüşmeler.

Bağırışlar.

Ayak sesleri.

Bir yerlerden gelen sandalye sürtünmesi.

Sanki birkaç dakika önce gördüğüm sessiz okul tamamen başka bir yere dönüşmüştü.

Merdivenin son basamağına geldiğimde karşıma uzun bir koridor çıktı.

Duvarların bazı yerlerinde öğrencilerin yaptığı çizimler vardı.

Bazıları kalemle yapılmış basit karalamalardı.

Bazıları ise oldukça güzel görünüyordu.

Bir duvarın üzerinde büyük harflerle yazılmış bir cümle vardı.

"Burada herkes kendi kuralını koyar."

Bir an durup yazıya baktım.

Sonra omuz silktim.

"Çocuklar da her yerde aynı."

Koridor boyunca ilerlemeye devam ettim.

9-B...

9-B...

Sonunda kapıyı buldum.

Kapının üzerinde sınıf numarası vardı.

İçeriden sesler geliyordu.

Derin bir nefes aldım.

İlk gün.

Yeni okul.

Yeni insanlar.

Normal bir başlangıç.

En azından öyle olmasını umuyordum.

Kapıyı açtım.

İçeri girdiğim anda konuşmalar birer birer kesildi.

Sınıfta yaklaşık yirmi kadar öğrenci vardı.

Bazıları sıralarında oturuyordu.

Bazıları ayakta konuşuyordu.

Bir öğrenci pencerenin kenarında dışarıyı izliyordu.

Bir diğeri masasının üzerine kafasını koymuş uyuyordu.

Ama kapıdan girdiğim anda...

Hepsi bana baktı.

Öyle birkaç saniyelik sıradan bir bakış değildi.

Sanki sınıfa yeni bir öğrencinin gelmesini bekliyorlarmış gibi.

Bir süre kimse konuşmadı.

Ben de ne yapacağımı bilemeden kapının yanında kaldım.

Sonra sınıfın arka tarafından bir kızın sesi geldi.

"Yeni öğrenci mi?"

Başımı o tarafa çevirdim.

Kız, sandalyesinde ters oturmuştu. Kollarını sıranın üzerine koymuş, beni dikkatlice inceliyordu.

"Evet."

"Transfer?"

"Evet."

Kız başını hafifçe yana eğdi.

"Cesurmuş."

Sınıftan birkaç kişi güldü.

Kaşlarımı çattım.

"Ne?"

Kız cevap vermedi.

Yanındaki öğrenci kulağına bir şey söyledi.

Kız da ona bakıp gülümsedi.

Bu kez gülüşünde garip bir şey vardı.

Sanki ikisinin bildiği ama benim bilmediğim bir şaka yapılmıştı.

Tam o sırada sınıfın önündeki kapı açıldı.

İçeri bir öğretmen girdi.

Elinde kitap ya da defter yoktu.

Sadece bir bardak kahve taşıyordu.

Öğrenciler öğretmeni görünce bile yerlerine geçmek için acele etmedi.

Öğretmen de buna tepki göstermedi.

Masasına oturdu.

Kahvesinden bir yudum aldı.

Sonra bana baktı.

"Yeni öğrenci."

Yine aynı kelimeler.

Başımı salladım.

"Adın?"

Söyledim.

Öğretmen sınıfa döndü.

"Bu arkadaşınız bugün itibarıyla sizinle."

Sınıftan bir ses yükseldi.

"Ne güzel."

Başka biri güldü.

Öğretmen hiçbir şey söylemedi.

Sonra tahtaya dönüp büyük harflerle bugünün tarihini yazdı.

Tebeşiri bıraktı.

Sandalyeye oturdu.

Ve...

Hiçbir şey yapmadı.

Bir dakika geçti.

Sonra iki dakika.

Beş dakika.

Öğretmen telefonunu çıkardı.

Sınıftaki öğrenciler de kendi işlerine dönmeye başladı.

Biri arkadaşına bir şey anlatıyor, biri defterine resim çiziyor, birkaç kişi telefonuyla uğraşıyordu.

Ben ise hâlâ ayakta duruyordum.

Sonunda öğretmen başını kaldırdı.

"Boş bir yere otur."

"Tamam."

Sınıfta boş bir yer aradım.

En arka sırada, pencerenin yanında bir sandalye vardı.

Oraya doğru yürüdüm.

Çantamı bıraktım.

Sandalyeye oturdum.

Pencereden dışarı baktım.

Okulun bahçesi görünüyordu.

Sabah gördüğüm o beton ve taş yığını hâlâ aynıydı.

Ama şimdi farklı bir şey dikkatimi çekmişti.

Bahçenin ortasında birkaç öğrenci toplanmıştı.

Etraflarında başka öğrenciler de vardı.

Bir şey yapıyorlardı.

Ne olduğunu göremiyordum.

Ayağa kalkıp biraz daha yaklaşmaya çalıştım.

Tam o sırada yanımdaki öğrenci konuştu.

"Bakma."

Başımı ona çevirdim.

"Ne?"

Bahçeyi işaret etti.

"Onlara."

"Niye?"

Omuzlarını kaldırdı.

"Çünkü yeni geldin."

Bu cevap hiçbir şeyi açıklamıyordu.

"Ne olmuş yani?"

Çocuk birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra tekrar önüne döndü.

"Biraz burada kal."

Sesinde şaka yoktu.

"Sonra anlarsın."

Pencereden tekrar bahçeye baktım.

Öğrenciler hâlâ oradaydı.

Ve nedense...

İçimde kötü bir his oluşmaya başlamıştı.

Elimi çantamın askısına götürdüm.

Sabah okulun önünde hissettiğim o garip huzursuzluk yeniden ortaya çıkmıştı.

Sanki bir şey bana buradan uzak durmam gerektiğini söylüyordu.

Ama ne olduğunu bilmiyordum.

Henüz.

Çünkü o gün öğrendiğim tek şey okulun dışarıdan göründüğünden çok daha kötü olduğuydu.

Asıl sorunsa...

Bunun daha başlangıç olmasıydı.

Bölüm sonu

1 yorum