Dersin başlamasını beklerken birkaç kez saate baktım.
Öğretmen hâlâ telefonuyla uğraşıyordu.
Sınıftaki öğrenciler de artık beni tamamen unutmuş gibiydi.
Bu aslında hoşuma gitmişti.
En azından herkesin önünde kendimi tanıtmak zorunda kalmamıştım.
Çantamdan defterimi çıkarıp sıranın üzerine koydum.
Yeni okul.
Yeni sınıf.
Yeni insanlar.
Her şeyin birkaç gün içinde normale dönmesini umuyordum.
Sonuçta buraya taşınmamın sebebi okul değildi.
Ailem taşınmak zorunda kaldığı için ben de gelmiştim.
Bir hafta önce her şey gayet normaldi.
Eski evimiz.
Eski mahallemiz.
Eski arkadaşlarım.
Sonra babam bir akşam eve gelip taşınacağımızı söyledi.
Nedenini sorduğumda sadece işinin buraya taşındığını söylemişti.
O kadar.
Şimdi ise kendimi, fotoğrafındaki okul ile gerçek hâlinin birbirinden tamamen farklı olduğu bir binada bulmuştum.
İçimi çektim.
"En azından birkaç arkadaş edinirim."
Bunu söylerken kendim bile pek inanmıyordum.
Tam o sırada önümdeki sıradan bir kâğıt yere düştü.
Eğilip almak için uzandığımda kâğıdın üzerinde büyük harflerle yazılmış birkaç kelime gördüm.
BUGÜNÜN OYUNU
Altında da bir liste vardı.
Merak edip kâğıdı elime aldım.
Birinci satırın yanında birkaç isim yazılıydı.
İkinci satırın yanında da.
Sonra üçüncü...
Liste oldukça uzundu.
"Bu ne?"
Kâğıdı biraz daha yaklaştırıp okumaya çalıştım.
Tam o sırada yanımdaki öğrenci elimi tuttu.
Kâğıdı elimden çekti.
"Onu okuma."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Neden?"
Kâğıdı katlayıp cebine koydu.
"Çünkü sen yenisin."
Bu okulda herkes aynı cümleyi kuruyordu.
Yeni olduğumu söylemekten başka bir özellikleri yok muydu?
"Yeni olmam bununla ne alakalı?"
Çocuk cevap vermedi.
Arkasındaki sıradan biri öne doğru eğildi.
"Sen gerçekten hiçbir şey bilmiyorsun, değil mi?"
"Hayır."
İkisi birbirlerine baktılar.
Sonra arkadaki çocuk güldü.
"Şanslısın."
"Ne?"
"Henüz hiçbir şeye karışmadın."
Bir şey söylemek üzereydim ki sınıfın kapısı bir anda açıldı.
İçeri üç öğrenci girdi.
Üçü de oldukça rahat görünüyordu.
Biri elinde aynı kâğıttan tutuyordu.
Sınıfa girer girmez birkaç öğrenci ayağa kalktı.
Öğretmen ise başını bile kaldırmadı.
Yeni gelen öğrencilerden biri sınıfın ortasına geçti.
Elindeki kâğıdı havaya kaldırdı.
"Tamam. İsimler belli."
Sınıftan birkaç kişi homurdandı.
"Yine mi?"
"Bu sefer ben yokum."
"Geçen sefer de öyle demiştin."
Gülüşmeler başladı.
Ben ise sessizce onları izliyordum.
Bir dakika önceye kadar kimse konuşmayan sınıf bir anda canlanmıştı.
Sanki zil çalmış gibi.
Öğrenci elindeki kâğıda baktı.
"Bugün..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"...Korunan kişi seçildi."
Sınıfta birkaç kişi aynı anda tepki verdi.
"Ne?"
"Kim?"
"Yine o mu?"
"Dalga geçiyorsunuz."
Ben kaşlarımı çattım.
Korunan kişi?
Ne demekti bu?
Öğretmen sonunda telefonunu bıraktı.
Ama oyunu durdurmak yerine sadece saate baktı.
"Öğle arasına kadar vaktiniz var."
Sonra tekrar telefonuna döndü.
Ben birkaç saniye boyunca öğretmene baktım.
"Gerçekten mi?"
Öğretmen beni duymazdan geldi.
Sınıftaki öğrenciler ise çoktan kendi aralarında konuşmaya başlamıştı.
Birisi tahtaya bir isim yazdı.
Ardından başka biri o ismin altına bir ok çizdi.
Bir diğeri sıranın üzerine küçük bir harita açtı.
Ne yaptıklarını anlamaya çalışırken arkamdan bir ses geldi.
"Sen."
Döndüm.
Sabah bahçeyi işaret eden çocuk bana bakıyordu.
"Efendim?"
"Sen katılmıyorsun."
"Neye?"
"Oyuna."
Bir an durdum.
"Ben zaten ne oynadığınızı bilmiyorum."
"İyi."
Çocuk bunu söylerken gülümsedi.
"Bilmeden katılmak daha kötü olurdu."
Bu cümleyle birlikte içimdeki merak daha da arttı.
"Bu oyun ne?"
Çocuk cevap vermeden önce sınıfın ortasındaki öğrenci bize baktı.
Sonra gülümsedi.
"İlk gününde öğrenirsin."
Birkaç dakika sonra zil çaldı.
Ama kimse teneffüse çıkmadı.
Tam tersine...
Sınıftaki herkes hareketlenmeye başladı.
Bazıları kapıya gitti.
Bazıları pencerelere.
Bazıları ise koridorda beklemeye başladı.
Ben yerimden kalkmadan hepsini izliyordum.
Bir süre sonra sınıftaki öğrencilerden biri yanıma geldi.
Elinde küçük bir kâğıt vardı.
Bana uzattı.
"Bu ne?"
"Kurallar."
Kâğıdı aldım.
Üzerinde yalnızca birkaç madde vardı.
Korunan kişiyi belirlenen yere ulaştır.
Yakalanırsa oyun biter.
Yardım etmek zorunda değilsin.
Kimseye güvenmek zorunda değilsin.
Son maddede gözlerim biraz daha uzun kaldı.
"Bu nasıl bir oyun?"
Çocuk omuz silkti.
"Bizim okulun oyunu."
"Kim buldu bunu?"
"Okul."
"Öğretmenler mi?"
"Hayır."
"Öğrenciler mi?"
"Biraz."
Cevap yine saçma sapan bir şeydi.
Kâğıdı tekrar okudum.
Sonra başımı kaldırdım.
"Belirlenen yer neresi?"
Çocuk koridorun sonunu gösterdi.
"Okulun dışındaki eski spor sahası."
Bir an durdum.
"Okulun dışında mı?"
"Evet."
"Ve bunu öğretmenler biliyor?"
"Bilmek zorundalar."
"Niye?"
Çocuk bu kez cevap vermedi.
Sadece gülümsedi.
Sonra koridora çıktı.
Ben birkaç saniye daha yerimde kaldım.
Bu okulun normal olmadığını anlamıştım.
Ama hâlâ bunun ne kadar ileri gidebileceğini bilmiyordum.
Çantamı sıranın üzerine bırakıp koridora çıktım.
Koridor bir anda kalabalıklaşmıştı.
Öğrenciler farklı yönlere dağılıyor, bazıları merdivenlerden aşağı iniyor, bazıları başka sınıflara giriyordu.
Kimse bana ne olduğunu açıklamıyordu.
Belki de açıklamaya ihtiyaç duymuyorlardı.
Çünkü herkes zaten biliyordu.
Sadece ben bilmiyordum.
Tam merdivenlerden aşağı inmeye hazırlanırken önümden bir öğrenci koşarak geçti.
Arkasından üç kişi daha geldi.
İçlerinden biri bağırdı.
"Orada!"
Hepsi aynı anda başka yöne döndü.
Ben olduğum yerde kaldım.
Kalabalığın arasından bir kız çıktı.
Nefes nefese kalmıştı.
Etrafına baktı.
Gözleri benim üzerimde durdu.
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra gözleri elimde tuttuğum kurallar kâğıdına indi.
Yüzündeki ifade değişti.
"Sen..."
Bir adım bana doğru geldi.
"Yeni öğrencisin."
Başımı salladım.
"Evet."
Kız birkaç saniye düşündü.
Sonra arkasına baktı.
Koridorun diğer ucundan sesler geliyordu.
Yaklaşıyorlardı.
Kız tekrar bana döndü.
"Şimdi senden bir şey isteyeceğim."
Ne olduğunu sormama fırsat vermeden elime küçük bir kâğıt sıkıştırdı.
"Ve bunu kimseye vermeyeceksin."
Kâğıda baktım.
Üzerinde tek bir adres vardı.
Sonra kız koşarak merdivenlerden aşağı indi.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Elimdeki kâğıda tekrar baktım.
Bu okulda daha ilk günümün ilk saatinde...
Bir oyunun ortasında kalmıştım.
Ve daha kötüsü...
Oyunun ne olduğunu hâlâ tam olarak bilmiyordum.