Maçlar tüm hızıyla devam ederken ilk maçların tamamı bitmişti. İstanbul'dan çıkan 3 takımda bir sonraki gruba geçmeyi başarmıştı. Onlar dışında son 8'e kalanlar Ankara'dan Aytekin kardeşler, İzmir'den Ulubey Atılgan ve diğer takımlardı.
Son 8'in oynanacak olan ilk maçları için aynı anda 2 maç oynanacaktı. Ankara-Hatay ve İzmir-Kocaeli.
Maçlar arasında yarım saatlik bir saat farkı olacaktı. Ve ilk başlayacak maç Ankara-Hatay maçı olarak belirlenmişti. Turnuvanın birkaç favorisinden birisi olan Ankara ilk maçında olduğu gibi defansif bir oyun sergiliyordu ve gol atmak için bir çaba sarf etmiyordu.
Agresyondan uzak bir oyunla sakin bir maç oynama isteklerine karşın Hatay gayet agresif ve sert bir oyun tarzına sahipti. İlk maçlarını son dakika attıkları golle 2-1 kazanmışlardı ancak şu anda Ankara'nın etkili defansına karşı ilk maçtaki kadar etkili olamıyorlardı.
Ankara'nın defans için özellikle çalıştığı belliydi. Aytekin kardeşler defans olmamalarına rağmen iyi iş çıkarıyorlar hatta bir defans kadar etkili savunma yapıyorlardı. Ancak Hatay'ın bunun gerisinde kalmak gibi bir niyeti yoktu.
Hızlı paslaşmalar ve etkili hareketlerle oyuncuları geçip gidiyorlar, sadece işi bitirme noktasında sıkıntı yaşıyorlardı.
Çünkü Aytekin kardeşlerin "ortak" oyunu sıkıntı çıkaracak düzeydeydi. Birbirleriyle olan uyumları konuşmadan iletişime geçmelerini sağlıyordu yani sadece birbirlerine bakarak ne düşündüklerini anlayabiliyorlardı. Bu da onları iletişim konusunda fazlasıyla ileri bir noktaya atıyordu.
Tabii burası bir savaş alanı olduğundan ve savaşta ne yaşanacağı belli olmadığından Aytekin kardeşler topu kaptırmış ve Hatay gole doğru ilerleyen bir pozisyona girmişti.
Tüm defansları aşmışlar ve forvetlerini kaleciyle karşı karşıya getirme şansını yakalamışlardı. Forvetleri şut çektiğinde Ankara'nın kalecisi zıplamış ve parmaklarının ucuyla topa dokunup topun direkten sekmesini sağlamıştı.
Seken top için Ankara'nın defansı harekete geçerken hiç beklenmedik birisi aralarından uçmuş ve nefis bir kafa vuruşuyla Hatay'ı gole ulaştırmıştı. Hatay'ın 21 numaralı orta saha oyuncusu sanki kalecinin o topa yetişeceğini sezmiş gibi forvetleri daha şut çekmeden koşmaya başlamış ve dönen top için kendini hazırlamıştı.
(Forvet)-Harikasın.
(Orta Saha)-Sağ ol kaptan.
***
(Erdem)-Kayda değer bir okuma yeteneği değil.
(Oğuzhan)-Kalecinin o topu tutacağı belliydi zaten. Hayır. Forvetin o topu gol atamayacağı daha belliydi.
(Erdem)-Kaleci değil de forvet ha? Seni bu sonuca götüren ne?
Erdem Oğuzhan'la ilgili net bir kanıya bu soruya alacağı cevaptan sonra varmayı planlıyordu. Eğer istediği cevap gelirse Oğuzhan'ın hislerinin ve görüşünün ne kadar geliştiğini anlayabilecekti.
(Oğuzhan)-Forvetin duruşu. Baştan aşağı yanlış.
(Erdem)-Ha?
Erdem'in beklediği cevap bu değildi. Erdem'in beklediği cevap forvetin topun yanlış noktasına vurduğu ya da gücünü iyi ayarlayamadığı yönündeydi ama istediği alamamıştı.
(Oğuzhan)-Destek ayağı toptan yeterince uzak değildi. O yüzden kendi vuruş açısını kısıtladı. Mecburen normalden daha fazla yatmak zorunda kaldı bu da topun istediği noktasına vursa bile doğru açıyı koruyamamasına neden oldu.
Oğuzhan bu konuşmasını yaparken aynı anda basit açma germe hareketleri de yapıyordu.
(Erdem)-Televizyondan izlemene, hatta dikkatli izlememene rağmen bunları gördün mü?
(Oğuzhan)-Şut vuracağı zaman odaklandım sadece. Onun dışında basit bir defansı aşmak için debelendiler o kadar. Boşluklarla dolu bir defans.
Erdem gurur ve şaşkınlık dolu gözlerle Oğuzhan'a bakıyordu.
(Oğuzhan)-Antrenmana iniyorum ben. Biraz ip atlayacağım.
(Erdem)-Git bakalım.
Oğuzhan odayı terk ettikten sonra Erdem televizyonu kapattı.
(Erdem)-Her ne kadar bazılarınız çok iyi olsanız da...
Yumruğunu sıktı ve gülümsemeye başladı.
(Erdem)-Bakalım pabucumuzu dama atabilecek misiniz "Savaş Sonrası Nesil"?
***
İzmir – Kocaeli maçı ise herkesin beklediği gibi İzmir liderliğinde ilerliyordu. Ulubey bir önceki maçtan sonra resmen 180 derece dönmüş ve eskisinden daha agresif ama çok daha etkili ve zevk dolu oynamaya başlamıştı.
Yaptığı hareketleri boşa gitmiyor ve olabilecek en verimli şekilde sahada can buluyordu. Kocaeli Ulubey'in bu agresif tarzı karşısında saldırıya geçemiyor ve zorla savunma yapmak zorunda kalıyordu. Saldırıya geçmek istedikleri birkaç anda ise İzmir'in defansı tarafından durduruluyorlar ve rakip yarı sahadan atılıyorlardı.
(Koç)-Şu Ulubey biraz yetenekli gibi. Sen ne dersin?
(Huzur)-Sadece fiziksel olarak onlardan üstün o kadar. Birazda ayak oyunu biliyor. Bundan daha ileriye gidemez.
Huzur önünde duran spor aletine tutunmuş, ayağına geçirdiği kabloyla birlikte bacak çalışıyordu. Bacağını ileri geri çekiyor ve kaslarını sıkılaştırıyordu.
(Koç)-Diyorsun.
(Huzur)-Evet koç.
(Koç)-Ekrana bakmıyorsun bile.
(Huzur)-Öyle oyuncuları okumak için detaylı incelemeye gerek yok. Çözmesi basit bir yapbozdan fazlası değiller koç.
(Koç)-Bakıyorum da bu aralar oldukça yükseklerdesin.
(Huzur)-Olmam gereken yerdeyim koç.
Dedi Huzur ve bacağını geri doğru çekerken makinenin kablosu 150 kiloluk baskıya dayanamayarak patlarcasına koparak geriye savruldu.
(Koç)-Bu hafta 3. kablo makinen bu.
(Huzur)-Daha iyisini alayım diyorum senin paran burada geçmez diyorsun koç. 150 kilo beni zorlamıyor artık.
(Koç)-İnsanlar o kilolarla çalışmak için yıllar harcayıp başaramıyor, sen yetmiyor diyorsun. Ne yapabilirim ki ben.
(Huzur)-Antrenmanlarımı sertleştir koç. Gerisini düşünme.
(Koç)-Seni küçük hırçın canavar. Madem ağır antrenman istiyorsun git ağırlıklarını hazırla. 100 squat yaparak başlayacağız.
(Huzur)-Emredersin koç.
***
Huzur kendisini beğenmiyor olsa da bu Ulubey'in Kocaeli karşısında dominant bir karakter sergilediği gerçeğini değiştirmiyordu. Tüm gücüyle rakibini ezip geçmek için hareket ederken Kocaeli çaresizce defans için debelenip duruyordu.
Ulubey hem tek başına hem de takım arkadaşlarıyla bitmek tükenmek bilmeyen bir atak yağmuru yapıyordu. Kocaeli'nin kalecisi şu ana kadar oynanan maçların genelinde en çok yorulan kaleci olabilirdi.
Neredeyse sahadaki diğer oyuncular kadar çok hareket ediyor ve sınırlarını zorluyordu. Bir sürü şutu çıkartıyor. Çıkartamadığını uzaklaştırıyor ve art arda bunu yapmaya devam ediyordu.
Sadece Ulubey'in şutlarını çıkartırken inanılmaz zorlanıyor ve yediği 3 golün ardından artık maçı bırakmamak için çabalıyordu. Kalecilik yaptığı yıllar genelinde hiçbir maçta bu kadar zorlandığını hatırlamıyordu. Kariyerinin en iyi ve en kötü maçı bu olabilirdi.
(Kaleci)-Maçın bitimine 10 dakika kaldı. Hayatımın en hızlı 10 dakikası olmasını diliyorum.
Koluyla alnındaki terleri sildikten sonra gözlerini hızlıca kırptı ve sahaya odaklanmayı denedi. O kadar yorulmuştu ki artık odaklanamıyordu. Odaklanamadığı için de topu takip etmekte zorlanıyordu.
O anda bir anlığına topla bakışma şansı yakalamış ve tamamen refleksleri sayesinde sağ üst köşeye uzanıp 90'a cuk oturacak bir topu gelişine tokatlayarak çıkartmayı başarmıştı. Ancak bunu yaptıktan sonra dirseğini kale direğine vurmuş ve acıyla inleyerek yere çakılmıştı.
(Kaleci)-Siktiğiminin...
O anda düdükle birlikte oyun durmuş ve dışarı çıkan top korner köşesine atılmıştı. Aynı anda da sağlık görevlileri kendisi için sahaya girmişlerdi çünkü dirseğini sertçe direğe vurduğunu herkes görmüştü.
Zaten düdük çaldığında yerde yatar halde olduğundan bir sorun olduğu anlaşılmıştı.
(Huzur)-Kalecinin işi bitti.
(Koç)-Antrenmana odaklan. 50 şınav daha çekeceksin.
Huzur sırtında yaklaşık 70 kiloluk bir ağırlıkla nizami şekilde şınav çekerken koç tarafından ceza olarak 50 şınav daha çekmek zorunda kalmıştı.
(Huzur)-Odağım antrenmanda zaten koç. Tek taraflı değil sadece.
(Koç)-Sadece antrenmanını yap.
(Huzur)-Anlaşıldı koç.
Bir yandan şınav çekip bir yandan koçuyla konuşan Huzur işleri kendisi için zorlaştırmak adına aniden işaret ve baş parmaklarını yerde birleştirip elmas şınav pozisyonuna geçmiş ve yavaşlamıştı.
Daha yavaş ve ağır şınavlar çekmeye başlamıştı. Elmas şınav zaten zor bir şınavken birde normalden daha yavaş yaparak kaslarını iyice ateşliyordu.
(Koç)-Elmas şınava geçtiğine göre seni o kadarda zorlayamıyorum ha?
Koç, Huzur'dan biraz uzaklaşmış ve gidip biri 20 diğeri 10 kiloluk 2 plaka daha getirip Huzur'un sırtına koymuştu.
(Koç)-100 kiloyla başa çıkabilirsin sanırım.
(Huzur)-Çıkabilirim koç.
Huzur sırtında 100 kiloyla elmas şınav çekerken bile yüz ifadesini sakin tutuyordu. Terlediği için yorulduğu ve zorlandığı belliydi ama yüzünde bir değişiklik yoktu. Bedeni yoruluyor olsa da psikolojisi gayet sağlam gibi görünüyordu.
(Koç)-Güzel. O zaman 50 şınav daha ekliyorum.
(Huzur)-Emredersin koç.