İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 44 · 6 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 44

Cilt-3 Bölüm-8 Beni İzliyorsun Değil mi?

(Spiker)-Veee... İşte maçı 7. dakikasında Büyük Fatih takımı Kuduz Köpek Oğuzhan'la birlikte ilk gollerine erişiyorlar sayın seyirciler. Gol atmak onlar için oldukça günlük bir olay gibi resmen. O kadar rahatlar ki onların karşısında kimin durabileceğini gerçekten merak ediyorum.

(Oğuzhan)-Lan! Soktuğumun panoptikonu! Daha iyi pas ver artık! Beni rezil etmek için zor noktalara pas verdiğinin farkında değil miyim sanıyorsun!?

Oğuzhan gol atmasına rağmen sevinçli değildi. Zaten sevinmesi için bir sebebi yoktu. Karşılarındaki takım gayet basit bir takımdı ve çok bir olayları yoktu. Onları yenmek gayet basit bir durumdu. O yüzden attığı gol için sevinmesi anlamsızdı.

(İnsaf)-Çok konuşma. Paslarıma yetişemeyeceksen yedeğe çık. Boş yere sahada durma.

Diye karşılık verdi gözleri radar şeklinden normale dönen İnsaf.

(İnsaf)-Hem gol atıyorsun işte. Ne diye zırlıyorsun?

(Oğuzhan)-Böyle sıkıcı bir maçta enerjimi boşa harcatıyorsun amına koyayım!? Düzgün pas at şu maçı bitirip gidelim. Manitam bekliyor.

(İnsaf)-Azap'la kala kala iyice ona benzedin sende! Ne bu be? Bir tanesi fazlaydı zaten. Sen onun ikincisi olma yolundasın.

(Oğuzhan)-Antrenmanlarda Azap'ı ezip geçeceğim diye cazgırlaşan sen değil miydin yani? Hepimiz ona benziyoruz. Ya da gerçek yüzümüzü göstermemizi sağladı diyelim. Seç birini. Ya da tatavayı kes.

Oğuzhan laflarını sakınmadan dizerken kime benzediği konusunda bir sıkıntı çekmiyordu. Hatta bu durumu bir benzeme durumu olarak değil aksine gerçek yüzlerinin ortaya çıktığı bir durum olarak değerlendiriyordu.

İnsanların baskı altında gerçek yüzlerini gösterdiklerini biliyordu ve Azap kesinlikle onları tetikleyen üst kademe bir baskıydı. Babasının, yani koçlarının da sürekli onları aşağıladığını ve Azap'la kıyasladığı düşünüldüğünde gerçek yüzlerini göstermek ve vahşileşmek zorunda kalıyorlardı çünkü hayatta kalmak için bunu yapmalılardı. Ne de olsa...

-Sahte kimlikler gerçek kimlikleri yok etmek için var olurlar.

(Pars)-Takışmayı kesin. Maç daha yeni başladı.

(Oğuzhan)-Çok konuşuyorsun seksilikten uzak çirkin hayvan.

(Pars)-Sadece sakin olmanızı istemiştim. Ama bu kadar hırslandıysan pençelerimi memnuniyetle...

-ETİNE SAPLAYABİLİRİM!!!

(Seçkin)-Aptal aptal konuşmayı bırakın. Böyle basit bir maçta bile birbirinize girecekseniz sizden bir halt olmaz.

Araya giren Seçkin Pars'ın kabarmış tüylerini ve Oğuzhan'ın salyalarını bir kenara atarcasına sakin şekilde konuşmuştu.

(Seçkin)-Hırsla oynamayı bizde seviyoruz ama basit maçlarda bile kendinizi bu kadar kasarsanız bu işten zevk alamazsınız.

Oğuzhan salyalarını daha fazla akıtarak sakinliğiyle kendisini delirten Seçkin'e baktı ve öfkeli bakışlarını dişlerinin keskinliğiyle birleştirdi.

(Oğuzhan)-Senden ve bu gereksiz sakinliğinden nefret ediyorum. Asıl hırs olmadığı zaman zevk almıyorum lan ben! Basit bir maçtan zevk alabilecek kadar zayıf değilim. Maç sıkıcı geçtiği sürece zevk falan alamam. Alasımda yok.

Oğuzhan için çekişmeli geçmeyen maçların bir anlamı yoktu. Antrenmanda bile bundan daha sert maçlar yaptıkları için artık bu seviyedeki maçlar ona boş geliyordu. Heyecan, aksiyon ve en önemlisi kaos istiyordu.

Kaostan beslenen bir canavar olup rakiplerini paramparça etmek istiyordu.

(Seçkin)-Ne halin varsa gör. Ne haliniz varsa görün.

(Atilla)-Göreceğiz zaten. Hoy kule kafalı.

(İnsaf)-Ne var lan çakma kedi terbiyecisi!?

(Atilla)-Attığın pasların kime gideceğini iyi seç.

(İnsaf)-Paslarım yalnızca gol atacak olanların ayağına gider. Attığım pas size değilse ağlamaya başlasanız iyi edersiniz.

İnsaf burnu havada bir şekilde yerine dönmeden önce bu kelimeleri sarf etmiş ve diğerlerine pas vermeme sebebini açıkça belli etmişti.

(Azap)-Hah. Egoyla dolup taşan bir panoptikon. Değerli bir oyuncak olsa gerek.

(Erdem)-Hanginiz daha egoistsiniz acaba?

(Azap)-Benim o egonun arkasını dolduracak kadar gücüm var. Onlar gibi değilim. Mevcut güçlerinin beslediği minik egoları yalnızca birbirlerine ahkam kesmelerini sağlıyor o kadar.

(Erdem)-Onlar senin gibi dünyanın en iyilerinin arasında yetişmedi.

(Azap)-Yetişmek mi? Benim deneyimlerimin birbirinden değişik 11 hayvanla bir adada kalmaktan farkı yok. Ben yetişmedim. O piçlerin arasında hayatta kalmak için güçlenmek zorundaydım ve öyle de yaptım.

Azap gayet sakin bir ses tonuna sahipti ve bu beklenmedikti. Çünkü geçmişinden bahsederken genelde geçmişinde olan figürlere küfreder ve onlardan nefret ettiğini net bir şekilde belli ederdi.

(Erdem)-Yine de kendi seviyeleri için yeterli egoya sahipler.

(Azap)-Sadece Oğuzhan ve Huzur yeterli egoya sahipler. Diğerlerinin egoları yetersiz. Egoları yalnızca sözlerinden ibaret. Pars ya da Atilla egolarına karşın gerekli seviyede bir oyun sergileyemiyorlar. Gerçi parlamak için fırsat bulamıyorlar orası ayrı konu ama ben onların yerinde olsaydım parlamak için doğru zamanı beklemek yerine kimsenin beklemediği bir anda kör edici şekilde kendimi gösterirdim.

(Erdem)-Orası öyle. Egoları ve yetenekleri yeterli ama hırsları yetersiz.

(Azap)-Doğru zamanı bekledikleri için yetersizler. Bir şey başarmak istiyorlarsa zamanlama değil yaptığın şey önemli. Kendi zamanlamanı kendin yaratırsan insanlar sana hayran kalırlar ya da düşman olurlar. Başkasının zamanlaması altında kalırsan insanların sevdiği ya da nefret ettiği birinin gölgesi olmaktan ileri gidemezsin. O yüzden parlamak zorundasın. İnsanları ezip geçmek istiyorsan, dünyanın sana hayran olmasını ve nefret etmesini istiyorsan kendini her şeyin üstüne koy. Koy ki her şey tek adımınla yok olacak kadar altında olsun.

Azap konuşmanın başında fazlasıyla sakin olmasına rağmen konuşmaya devam ettikçe sesi soğuklaşmış, bakışları donuklaşmış ve karanlık aurası gece gibi parlamaya başlamıştı.

(Azap)-Hakem.

Azap boşluktan farksız bakışlarını yan hakeme dikmiş ve yan hakemin dikkatini üzerine çekmişti. Sonra da o boş bakışlarını Erdem'e çevirmiş ve...

(Azap)-Oyuna giriyorum.

(Erdem)-Saha senindir. Oyuncaklarımı kırmadığın sürece tabii.

Azap bu sözler karşısında sadece gülümsemiş ve ceketini çıkartıp yere atmıştı.

(Erdem)-Hakem. Seçkin Başkurt çıkıyor. Azap Kanlıgül giriyor.

***

(Huzur)-998. 999. 1000.

Sırtında yaklaşık 150 kilo ağırlıkla şınav çeken Huzur 1000'e ulaştıktan sonra daha çekeceği 500 şınav olmasına rağmen durmuş ve üstündeki ağırlıkları atmıştı.

(Huzur)-Bir şeyler farklı.

Sanki bir anda bir şeylerin değiştiğinin farkına varmışçasına ayağa kalkmıştı.

(Huzur)-Hava... ağırlaştı. Ve bu ağırlığı biliyorum.

Huzur o anda, bir anlığına geçmişten bir kare hatırladı. Azap'la yaptığı final maçında bir anlığına gördüğü o karanlık figürü ve hissettiği baskıyı hatırladı.

-Azrail.

Bedeni buna tepki verircesine heyecan pompalamaya başlamış ve Huzur doğruca diğer oyuncuların yanına gitmişti.

(Koç)-Antrenmanın bitti mi?

(Huzur)-Bitmedi. Ama yarıda bırakmamı gerektirecek bir şey oldu.

(Koç)-O kadar önemli ne olmuş olabilir?

(Huzur)-Azap sahaya mı girdi?

Huzur koçun sorusunu umursamadan kendi sorusunu yapıştırmışken koç şaşıp kalmıştı. Azap'ın maça girdiği bilgisi daha yeni anons edilmişti ve Huzur'un o anonsu duyma şansı yoktu. O mesafeden televizyonu duyamazdı.

(Koç)-Bunu nereden biliyorsun?

(Huzur)-His. Hava ağırlaştı. Boğucu bir hal almaya başladı.

O anda koçun ve diğer oyuncuların gözleri şaşkınlıkla açılmıştı.

(Koç)-Sen delirmişsin. Azap'ı hissedebiliyor musun?

Koç bu soruyun sorduğunda Huzur çoktan televizyona kilitlenmişti bile ve bütün odağı oradaydı.

(Huzur)-Neden maça çıktın lan sen? Yine neyi kanıtlayacaksın?

Huzur çoktan diğerlerinin varlığını unutmuştu bile. Ve bu soru kendi kendine değil, doğruca Azap'a sorduğu bir soruydu.

Çünkü bir şeyler hisseden tek kişi kendisi değildi.

***

(İnsaf)-Hani finale kadar yoktun lan sen!? Karanlık Beyimiz oturmaktan sıkıldı mı yoksa? Kıyamam.

(Oğuzhan)-Kötü oynayıp bizi aşağı çekeceksen defol. Sahada sana ihtiyacımız yok.

(Azap)-Çok konuşuyorsunuz.

Kafasını kaldırıp gökyüzünü izleyen Azap diğer oyuncuların kendine soruları zerre kadar umursamayıp yerine geçerken karanlık kanatları bulutları yırtıp geçiyordu.

(Azap)-Beni izliyorsun değil mi? Huzur vefa Neşegönül. Hayır.

-Huzur Ziyan Karadiken.

İsminin anılmasıyla birlikte Huzur'un kanla kaplı kanatları kulak kanatan bir tonda çığırarak gökyüzüne kadar yükselmiş ve fırtınalar başlatıp, kan yağmurları yağdıracak kadar sert bir şekilde çırpılmışlardı.

(Huzur)-Azap Kanlıgül...

Hakemin düdüğüyle birlikte hem Huzur'un hem de Azap'ın gökyüzüne kadar uzanan kanatları bir anda parçalanmış ve Azap gülümseyerek başını indirmişti. Oğuzhan santrayı kullanıp topu kendisine pasladıktan sadece birkaç saniye sonra Azap rakiplerinin ceza sahasında belirmiş ve top...

(Oğuzhan)-Ne ara lan!?

-Kalenin içindeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.