(Erdem)-Özgür olmanın o kadar kolay olduğunu düşünüyorsan daha gidecek çok yolun var çocuk.
Dedi Erdem, Ulubey'in takımı İzmir'in maç sonucuna bakarken.
9-0.
(Erdem)-Özgürlüğü öylece elde edemezsin.
Maç sonuna kadar Ulubey 9 gol atarak inanılmaz bir yıkım gerçekleştirmişti. Ancak Erdem'in gözünde Ulubey'in hal ve hareketlerinin hiçbir önemi yoktu. O sadece kendi potansiyelinin farkına daha yeni varan düşük seviyeli bir karakterden fazlası değildi.
Daha gidecek çok yolu vardı.
(Erdem)-İyi bir potansiyeli olduğu inkar edilemez gerçi. Parlatabilirlerse tabii.
Kendi kendine gülümseyen Erdem telefonunu cebine attı ve takıma döndü.
(Erdem)-Bana bakın hanımlar! Yarınki maçınız için iki takıma ayrılın. Kendi içinizde maç yapacaksınız. Ve kendinizi tutmanız yasak. Her şeyinizle birbirinizi yok edin. Maç bittiğinde hepinizin yerde süründüğünü görmek istiyorum. Yani ayağa kalkamayacak hale gelene kadar maçınız bitmeyecek.
Erdem onları gerçekten de ezmeyi ve en dibe gömmeyi planlıyordu. Tıpkı kendi döneminde olduğu gibi olacaklardı. Tam en tepeye çıktıklarını düşündüklerinde aslında en dipte bile olmadıklarını anlamalarını istiyordu.
O yüzden de onları yerin dibine kadar acımasızca götürecek ve tırmanmaları için yardım etmeyecekti.
(Azap)-Bugün biraz hırçınsın bakıyorum.
(Erdem)-İşleri hızlandırma kararı aldım.
(Azap)-Yeterince hızlı ilerliyorlar.
(Erdem)-Yerlerinde sayıyorlar diyelim.
Azap omuzlarını silkmiş ve oturduğu yerden kalkmıştı.
(Azap)-Eh, daha da hızlı gelişsinler istiyorsan sen bilirsin tabii. Ben gittim o zaman.
(Erdem)-Otur yerine. Seninle konuşacağım bir şey var.
(Azap)-Hay hay. Nasıl istersen?
Oradan kaçmak için hareketlenen Azap, Erdem'in tek lafıyla olduğu yerde kalmıştı. Neyse ki sahadan ayrıldığında yapacak daha iyi bir şeyi olmadığından biraz daha zaman geçirmesi işine gelecekti. O yüzden hiç sorun çıkarmadan direkt bu isteği kabul etmişti.
Başka zaman olsa Erdem'le konuşmamak için diretir ve kaçıp gitmek için uğraşırdı.
Erdem diğerlerinin düzenlemesini yapıp kendi aralarındaki maçı başlattıktan sonra yedek kulübesine dönmüş ve Azap'ın yanına oturmuştu.
(Azap)-Dinliyorum.
(Erdem)-Çocuklar. Sence nasıllar?
(Azap)-Sıkıcı.
(Erdem)-Senin açından sormuyorum. Profesyonel bir yorum bekliyorum.
(Azap)-O zaman sıkıcıdan bile öteler. Sadece nabızları yüksekken iyiler.
Azap bacak bacak üstüne atıp kısaca diğer oyuncuları süzmüştü. Onların normal hallerindeyken aşırı iyi olmadıklarını ve hatta direkt iyi olmadıklarını düşünüyordu.
(Erdem)-Yani "kudurma halindeyken."
(Azap)-Kudurma haline adam gibi giremiyorlar bile. Sadece bağırıp çağırmak kudurma haline girdiklerini göstermez. Sadece ben, Huzur ve Oğuzhan. Adam gibi kudurma haline geçiyoruz. Çünkü altını doldurabilecek yeteneğimiz var.
Kudurma halinin öyle özel bir tarafı yoktu. Sadece maç sırasında nabızları yükseldiğinde kişilikleri zirveye vuruyor ve bağıra bağıra oynamanın yanında delirmiş gibi davranıyorlardı. Bu hallerini anlatabilmek için kendi aralarında "kudurma hali" ismi vermişlerdi o kadar.
-BEN! GERÇEK ADIMLA HUZUR ZİYAN KARADİKEN!!! SENİ TÜRKİYE'NİN EN İYİSİ İLAN EDİYORUM!!! VE O ÜNVANI SENDEN SİKE SİKE ALACAĞIM!!! ANLIYOR MUSUN BENİ!? HEM BURADAKİ HEM DE CEHENNEMDEKİ O LANET TAHTIMI SENDEN ALACAĞIM!!!
-HEPİNİZİN TABUTUNA ÇİVİLERİ ÇAKACAĞIM DEMİŞTİM!!! Son darbem... TAM KALBİNİZE!!!
(Erdem)-Oğuzhan kudurma haline yeni yeni alışıyor gerçi.
Erdem Huzur ve Azap'ın kudurduğu bazı anları düşündü ve kısa bir analizle Oğuzhan'ın henüz onlar kadar olmadığını dile getirdi.
(Azap)-Alışacaktır. Senin kanını taşıyor. Gerçi, senden daha iyi olacağı tezimin hala arkasındayım.
Azap için Oğuzhan hala Erdem'i geçebilecek kapasiteye sahipti. Sadece doğru koşullar altında yeterli baskıya maruz kalması gerekiyordu o kadar. Yetenekleri bir kez tam anlamıyla tetiklendikten sonra Oğuzhan'ın açılacağından emindi.
(Erdem)-Yeni neslin önceki nesli geçmesi klişesi tabii.
(Azap)-Klişe değil. Senden önceki nesildeki oyunculara baktığımız zaman sen ve senin gibiler onlardan kat kat iyisiniz. Kendi babanla maç yapsaydın ne olurdu sence?
Erdem sakin bakışlarını Azap'ın gözlerinden ruhuna doğru kaydırırken...
(Erdem)-Kazanırdım.
(Azap)-Tıpkı Oğuzhan'ın sana karşı kazanacağı gibi. Yeni neslin önceki nesli geçmesi klişe gibi gelebilir ama gerçek. Gerçeklik zaten klişeler bütünüyken çokta dert etmemek gerek tabii. Ama bir konuda sende haklısın. Bu klişe herkes için geçerli değil. Ben, Huzur, eğer haklıysam Oğuzhan ve dünya sahnesinden birkaç oyuncu siz hayvanları aşabilecek kadar güçlü. Şu anki Dünya 11'inin bazıları sizin neslinizden ne de olsa.
(Erdem)-Bir hayvanı tehlikeli yapan şey gücü değil tecrübesidir. O yüzden gençler değil de en yaşlılar en çok saygı duyulanlardır.
(Azap)-Seni zamanının en korkunç oyuncusu yapan şey de bu Erdem. Dünya üzerinde senden daha iyi oyun okuyabilen birisi olduğunu düşünmüyorum. Kaba kuvvetin seni Türkiye'nin en iyilerinden biri yaparken, kıvrak zekân ise dünyanın en iyilerinden birisi yapıyor. Belki de en tartışmasız en iyisi. Oğuzhan'ın sadece kuvvetini alması üzücü.
(Erdem)-Benim gibi oyuncuların neredeyse yenilmez olma sebebi bu. Bize "Savaş Nesli" dendiğinde futbol bir hayatta kalma savaşıydı ve hayatta kalmak için zekaya fazlasıyla ihtiyacımız vardı. Siz bundan yoksunsunuz.
(Azap)-Sende en zeki dolasıyla en tehlikeli olmayı seçtin. E tabii zekân ve kuvvetin birleşince bir canavara dönüştün. Sadece "psikopatlarda" bulunan hırsını da unutmamak lazım tabii. Kırık bacakla maç yapmak, üstüne de gol atmak herkesin götünün yiyeceği bir şey değil. Öyle değil mi?
Azap göz ucuyla Erdem'in kararlı gözlerine baktı.
(Azap)-Kanlı Kaplan. Ya da arkadaşlarının seni çağırdığı gibi mi seslenmeliyim?
-Futbolun Kasabı.
(Erdem)-Dünyada benden başkası yok. Bütün futbol tarihi boyunca benim dışımda kırık kemikle maçta kalan başka birisi yok.
(Azap)-Muhtemelen olmayacakta.
(Erdem)-Ve sen yine de Oğuzhan'ın beni geçeceğini söylüyorsun.
(Azap)-Seni korkutucu kılan şey zekân. Oğuzhan ise hislerine güveniyor.
Azap gülümsedi.
(Azap)-Hislerini geliştiriyor öyle değil mi?
Azap Oğuzhan'ın zaman zaman hareketsiz kalmasının ve sonra birden harekete geçmesinin altındaki nedeni biliyordu.
(Azap)-Hislerini geliştiriyor ki sahaya alışabilsin. İnsanlar bir şey düşünürken ne kadar hızlı olurlarsa olsunlar düşünme süreci onlara zaman kaybettirir. Sende zaman kaybediyordun. Sadece diğer oyunculardan çok daha zeki olduğun için zaman kaybın yokmuş gibi görünüyordu. Oğuzhan hislerini geliştirip bedenine güvenmeye başlarsa düşünme süreciyle kaybedilen zamanı aşabilir.
(Erdem)-Ki burada da "otopilot" devreye giriyor.
(Azap)-Otopilot düşünme sürecini silip en doğru kararı tamamen refleks olarak vermeyi sağlar. Oğuzhan bunu kendi bedenine işlemeyi başarırsa otopilota ihtiyaç duymadan en üst seviyelere çıkabilir.
Azap'ın bu sözleri ve çıkarımları karşısında Erdem gayet sakindi. Azap'ın birçok lafında haklı olduğunu biliyordu. Ama bildiği bir şey daha vardı. Hisleri bedene çivilemek imkansıza yakın bir deneyimdi. O yüzden otopilot haricinde bu işi yapabilen tüm futbol tarihi boyunca yalnızca birkaç oyuncu vardı ve onlarda 1 elin parmaklarını geçmeyecek kadar azlardı.
(Erdem)-Ama biliyorsun ki bu yine de beni geçebileceği anlamına gelmiyor. Sizin nesliniz bir grup çocuğun eğlencesinden fazlası değil.
Azap Erdem'in şu anda sakin ve baskıcı birisi olmasa da kendi zamanında ne kadar raydan çıkık ve potansiyel bir akıl hastası olduğunu biliyordu. Daha öncesinde kendi gibi birisinin Erdem'in neslinde bulunması durumunda işlerin farklı olacağını söylemiş olsa da, tam tersi de geçerliydi.
Eğer Erdem gibi birisi kendi nesillerinde yani "Savaş Sonrası Nesil"de olsaydı kesinlikle işler bambaşka olurdu. Azap'ı bile sınırlarına kadar zorlayacak bir rakip kesinlikle harika olurdu ama paramparça olmayı takmayacak kadar deliyse eğer Azap bile öyle birisinin gerisinde kalabilirdi.
Bu durum da aslında Erdem'in sakin kişiliğinin altında ne yattığını net bir biçimde açıklıyordu.
(Erdem)-Siz yumuşak götlü veletler sadece kendinizi sert sanıyorsunuz o kadar.
(Azap)-Dediklerinde haklısın Erdem. Bu neslin birçok oyuncusu bir çocuktan farksız. Ama sana bir şey söylememe izin ver. Seninle olan anlaşmamız bittiğinde...
O anda Azap'ın sırtı parçalandı ve simsiyah kemiklerden oluşan bir çift kanat Erdem'in satır keskinliğindeki kanlı pençelerini yararak gökyüzüne yükseldi. Gökyüzünün parlak mavisini ölümün sonsuz karanlığıyla boyarken Erdem'in pençeleri parçalanarak yok oldu ve Azap'ın karanlık aurası bedeninden taşarak sahaya yayılmaya başladı.
Kaostan doğan karanlık eller bütün sahayı bir mayın tarlası gibi doldurdu ve sahadaki bütün oyuncuları yutarak gerçekliğe derin bir çizik attı.
Azap karanlık gözlerini Erdem'in kararlı gözlerine dikti ve "lanetli" bir gülümsemeyle...
(Azap)-Gerçek "Savaş Nesli"nin fitili ateşleyeceğim!