Oğuzhan’ın babasını görmesiyle birlikte elini alnına götürmesi bir olmuştu. Azap Oğuzhan’ın bu hareketini görünce anlamıştı ki Oğuzhan’ın bundan haberi yoktu.
(Takım Elbiseli Adam)-Erdem Dalgakıran sizin antrenörünüz olacak.
Takım elbiseli adam sözü kendisine bırakırmışçasına Erdem’e baktı.
(Erdem)-Pekâlâ. Sanırım siz çocuklara birkaç kelime söylemek zorundayım. Öncelikle bilmenizi isterim ki bu takımı üstlenmeyi ben istedim. Ve bu isteğimin sadece bir sebebi var.
Oğuzhan’ın Erdem’in oğlu olduğunu bilenler Oğuzhan’a dönerken Erdem’in gözü başka birindeydi.
(Erdem)-Azap Kanlıgül. Bir adım öne çık.
Azap Erdem’in suratındaki sinsi gülümsemeyi görünce gülümsedi ve diğerlerinden sıyrılarak öne çıktı.
(Erdem)-Takımdasın. Yani oynamana gerek yok.
Tek kaşını kaldıran Azap Erdem’in gözlerinin içine baktı.
(Azap)-Benden nefret ediyorsun sanıyordum.
(Erdem)-Ediyorum zaten. Futbolu bırakmanı bile istiyorum. Ama şu anda Türkiye için oynayacağından yaşı ilerlemiş erdemli bir adam olarak nefretimi bir kenara bırakacağım.
Azap ve Erdem konuşurken arkadan bazı sesler yükseliyordu. Herkes bunun haksızlık olduğunu söyleyip duruyordu. Oğuzhan şok içindeydi. Babasından böyle bir hamle beklemiyordu. Bu düpedüz adam kayırmaydı.
(Erdem)-Hey veletler! Kapatın çenenizi! Burada çocuk oyunu oynamıyoruz! Burada ülkemizi temsil edeceğiz. Her türlü zorluğa katlanmak zorunda kalacaksınız. Hepiniz ilk 11’de yer almak için savaşacaksınız. Bu arkadaşı tanımıyor olabilirsiniz ama ben tanıyorum. O yüzden kesin sesinizi ve hazırlanın!
Erdem takım elbiseli adama döndü.
(Erdem)-30 kişi değil. 22 kişi alacağız. Gerisine ihtiyacım yok.
Erdem’in bu ağır sözleri bazılarının içindeki hırsı öldürürken kendine güvenenler daha da hırslanmıştı.
(Erdem)-Şimdi beni iyi dinleyin. Aranızdan her kim bu çocuğun yüzde 10’u kadar bile iyi oynarsa kendini ilk 11’de bilsin. Ve kendine güveni olmayıp ülkesini temsil etmekten korkanlar hemen şimdi defolup gitsin.
Dedi Erdem Azap’ı göstererek.
(Azap)-Hıh. Nefretini kenara bırakmak ha? Beni hedef gösterdiğinin farkında değilim sanki.
(Erdem)-Böyle bir şeyin umurunda olmadığını biliyoruz çocuk. Kapa çeneni ve kenara geç. Bugün oynamana gerek yok.
Azap omuzlarını silkti ve Erdem’in yanından geçip yedek kulübesine girerek bacak bacak üstüne attı. Sonra da Oğuzhan’a bakarak orta parmağını kaldırdı.
(Oğuzhan)-Hahahah! HAHAHAHAHA!!!!!
Elini suratına götürüp kahkahayı basan Oğuzhan bütün dikkatleri bir anda üzerine toplamıştı. Elini suratından çekti ve tek kaşını kaldırıp Azap’a delirmişçesine bir bakış attı.
(Oğuzhan)-Seni öldürmeden futbolu bırakmayacağım!
(Azap)-Bekliyor olacağım.
(Erdem)-Atışmayı kesin ve hazırlanın. İsmini saydığım 11 kişi şu yelekleri giysin. Oğuzhan Dalgakıran. Deha Zihniaçık. Baskın Sonveren. Seçkin Başkurt. Emirhan Dirikan. Yücelen Efe Dağhan. Ayberk Parlak. Yunus Emre Kurt. Ozan Öğüt. Batur Dizdar. Ve son olarak kaleci Doruk Gündeviren. Diğer takımın 11’i ise…
***
(Erdem)-İzliyorsun değil mi?
İlk maçın başlaması üzerinden 3 dakika kadar geçmişken Erdem Azap’a döndü. Maçı izlediğinden emin olmak istiyordu.
(Azap)-Hayır demeyi çok isterdim ama evet.
Azap şu anda buradan kaçmak ve antrenman yapmak istiyordu ama kaçıp gidebileceği bir pozisyonda değildi.
(Erdem)-İzle. İtalya’da benim oyuncularımı nasıl izlediysen onları da izle. Takım kaptanı sen olacaksın.
(Azap)-Öyle bir şey olmayacak. Kaptanlığı ben dışında istediğine ver. Kaptanlıkla işim yok. Çünkü takımın beyni olmayı reddediyorum.
(Erdem)-Beyni olmayacaksın zaten. Göz dağı vermek için sen kaptan olacaksın.
(Azap)-Ve takımı yönetmediğim için benden nefret edecekler.
Azap oturduğu yerden doğruldu ve Erdem’in gözlerine bakmaya başladı.
(Azap)-Neyin peşinde olduğunu bilmediğimi mi sanıyorsun Erdem. Beni maça bile almayıp direkt en iyi ilan ettin. Bu oyuncuları hırslandırmak için değildi. Sen nasıl benden nefret ediyorsan onlarında benden nefret etmelerini istiyorsun. Ve adam kayırma bunun için en basit yollardan biri. Kendini çok mu akıllı zannediyorsun?
Azap konuşurken ayağa kalkmış ve Erdem’in burnunun dibine kadar girmişti. Dik dik ona bakıyordu. Aralarında boy farkı yok denecek kadar azdı. Azap Erdem’le neredeyse aynı boydaydı.
(Erdem)-Ben kendimi çok akıllı zannetmiyorum ama sen göründüğünden daha akıllısın Azap.
(Azap)-Kapa çeneni. Bu veletlere niye beni kayırdığını göstereceğim. Hey erkek güzeli!
Azap’ın bağırmasıyla maç bir anlığına duraksadı.
(Azap)-Senden bahsediyorum sarı kafalı aptal! Kenara geç.
Oyuncular Azap’ın bağırmasını dinlerken gözlerindeki hırsı görmüşlerdi.
(Azap)-Senden forvet falan olmaz. Evine git. Hoy takım elbiseli. İkinci takım oyuncu değiştiriyor.
(Takım Elbiseli Adam)-Kafana göre bunu yapa…
(Erdem)-Bırak yapsın. Onlara dünya seviyesindeki bir oyuncunun neler yapabileceğini göstermeliyiz.
Erdem araya girince takım elbiseli adam susmuştu. Sarışın çocuk oyundan çıkarken Azap üstüne gri renk yeleği giydi. Sahaya adım atar atmaz havası değişmişti. Sanki vahşi bir yırtıcı kendini göstermiş gibiydi.
Azap yerine geçtikten sonra Erdem düdüğünü çaldı ve maç kaldığı yerden devam etti. Maç oyuncuların tüm hırsıyla devam ederken Azap hareket bile etmiyordu. Olduğu yerde bir put gibi dikilmiş öylece bekliyordu.
Rakipleri kolayca etrafından koşup geçiyordu. Yapılan atakları izliyor ve sakince bekliyordu.
(Azap)-Sıkıcı.
1 buçuk dakika kadar hareketsiz kaldıktan sonra bir anda kayboldu ve kendi ceza sahasının hemen önünde belirdi.
“Hızlı. Şimdiye kadar gördüğüm herkesten daha hızlı. Belki babamdan bile…” diye düşündü Oğuzhan. Baskın ayağında topla birlikte rakiplerinin ceza sahasına yaklaşırken Azap bir anda fırladı ve Baskın farkına bile varmadan topu çalarak rakip yarı sahasını geçti.
Kendine doğru koşan 3 oyuncuyu onlar daha pozisyona bile alamadan geçip gitti ve kaleye 27 metre kala gerilip şutunu çekti. O anda top sadece Azap ona vurmadan ve fileye çakıldıktan sonra görüldü. Arada geçen kısacık zamanda kimse topu görememişti.
(Erdem)-Oyuncular topu ayaklarına aldıkları zaman doğal olarak kontrolü kaybetmemek için yavaşlarlar.
Erdem takım elbiseli adamla konuşuyordu.
(Erdem)-Azap’ın birçok yeteneği var. Resmen bütün oyuncuların belli başlı yeteneklerinin toplandığı bir canavar gibi. Ama en etkileyici yeteneklerinden biri top kontrolü ve sürme yeteneği. Azap’ın toplu ve topsuz hızı eşit. Ayağında top varken bile hız kaybetmiyor yani.
(Takım Elbiseli Adam)-Etkileyici.
(Erdem)-Çocuk tam bir mucize. Aldığı eğitimlerin hepsine ayak uydurup karma bir canavar haline gelmiş. Her türlü dövüş stilinde usta olan bir roman kahramanı gibi. Ya da kötü adamı mı demeliyim? Bildiğim tek şey o çocuğun futbolda bulunan her türlü tekniği bildiği ve onları profesyonel şekilde kullanabildiği. Hayatımda böyle bir öğrenme yeteneği görmedim ben.
Erdem istemiyor olsa da kendini Azap’ı övmek zorundaymış gibi hissediyordu. Futbola olan yatkınlığının mı yoksa öğrenme kapasitesinin mi buna neden olduğunu bilmiyordu ama Azap üzerine istediğinizi işleyebileceğiniz sonsuz büyüklükte bir tuval gibiydi.
Ne kadar çok şey çizerseniz çizin hepsini taşıyabilecek bir tuval.
(Azap)-Bu kadarı bile mi fazla size? Tch. U-20 Dünya Kupasına tek başıma katılsam daha iyi. Hey işe yaramazlar. Eğer böyle oynayacaksanız hepiniz evlerinize defolun. Sahada size yer yok.
(??)-Çok konuşuyorsun. Sadece oyununa bak.
Azap sesin geldiği yere yani arkasına döndü.
(Azap)-Hee. Sen kimsin peki?
(Savaş)-Savaş. Savaş Aydın. Orta saha oyuncusuyum.
(Azap)-Bende ismini merak ediyordum boktan pasör.
Azap yine ortalığı karıştıracak gibi görünüyordu.
(Azap)-Konuşmamamı mı tercih edersin?
(Savaş)-Ne kadar iyi olduğun buradaki kimsenin umurunda değil. Buradaki kimse en iyi oyununu sergilemiyor. Sadece seçilmek için gerekli olan oyunu oynuyorlar. Bunu anlayamayacak kadar aptal olamazsın, değil mi?
Savaş oldukça sakin görünüyordu yani Azap ortalığı karıştırmak istese de bir işe yaramayacak gibi görünüyordu.
(Azap)-Elbette bunun farkındayım. Ama bilmeni isterim ki şurada duran adam…
Azap eliyle Erdem’i işaret etti.
(Azap)-… seçilmek için gerekli olan oyununuzu zerre kadar umursamıyor. Siz aptallar her şeyinizi verip maçın aksiyonunu artırsanız iyi edersiniz. Yoksa tek başıma lige başvuru yapmak zorunda kalacağım. Ha birde ne kadar iyi olduğum umurunuzda olsa iyi olur. Aksi taktirde hiçbiriniz bir boka yaramazsınız demektir.
Azap Savaş’tan gelecek cevabı umursamadığı için arkasına dönüp yerine doğru hareketlendi. Savaş hemen Erdem’e baktı ve suratındaki gülümsemeyi gördü. Gerçekten Erdem’in istediği bu olabilir miydi?
Tüm yeteneklerini sergilemelerini istiyor olabilir miydi?
Savaş düşünceleri içinde boğuşurken Erdem düdüğünü çaldı ve karşı takım santrasını yaptı. Oğuzhan tam koşmaya başlayacakken Azap ileri atıldı ancak Oğuzhan bir anda topa basarak durdu ve kenara çekildi.
Azap yanından geçip gitti ancak ani bir topuk darbesiyle sahayı ezdi ve kendi etrafında yarım tur dönerek geri atıldı ve Oğuzhan’ın önüne geçti.
(Azap)-N’aber bebek?
(Oğuzhan)-Hoş geldin aşkım.
Oğuzhan topu korurken zorluk çekiyor olsa da Azap’a karşı direnebiliyordu. Ancak Azap o kadar iyi çevre kapatıyordu ki Oğuzhan pas vermeye kalkarsa topu kaptıracağından emindi. Azap kesinlikle kendisine bir boşluk vermiyordu.
Ama Oğuzhan, Erdem’in oğluydu. İtalya’nın en zeki oyuncularından birinin oğlu. Ve bir süredir babasından eğitim aldığı için çaresiz sayılmazdı.
***
(Erdem)-Dinle Oğuzhan. Forvetler için defansları aşmak önemlidir. Ama her defansı kolayca aşamazsın. Aşsan bile gol atmana izin vermeyeceklerdir. Önün kapalı olduğunda onları geçmenin bir yolunu bulmak zorundasın, hem de saniyeler içinde. Pas veremeyeceğin bir pozisyonda sıkıştığını varsayalım… kendi adamların dahil herkesi kandırmak kendini kurtarmak için güzel bir pozisyon yaratabilir.
***
Babasının bu sözlerini hatırlayan Oğuzhan derin bir nefes aldı.
(Oğuzhan)-Hadi bakalım.
Oğuzhan topu geri çekti ve topuk pası vermek üzere ayağını kaldırdı. Azap tam o noktaya temas edecekken topuğuyla topu kenara sürüdü ve kavis vererek Azap’ın yanından döndürdü. Hemen omzuyla Azap’a yaslanıp dönmesini engelledi ve yanına geçip gitti.
En azından bunu yaptığına inandı. Çünkü Oğuzhan arkasına dönerken Azap eğildi ve oturarak topa uzandı. Topu Oğuzhan’ın ayağından aldı ve kendine çekti.
(Azap)-O kadar kolay olacağını mı düşündün?
Azap hemen ayağa kalktı ve koşmaya başladı. Önünde duran 2 oyuncuyu basit çalımlarla geçti ve yaklaşık 23 metreden gerilip topa sağ ayağının dışıyla falso vererek golünün üst köşede parlamasını sağladı.
Hiç beklemeden kendi sahasına döndü.
Oğuzhan sert bakışlarını Azap’ın üzerine dikti. “Seni gebertmeden futbolu bırakmayacağım lan!”
Oğuzhan kesinlikle Azap’a katlanamıyordu. Bu kadar iyi bir oyuncu olması onu deli ediyordu. İçindeki hırsın tetiklendiğinin bile farkında değildi. Şu anda sadece Azap’ı yenip suratındaki o boktan gülümsemeyi görmek istiyordu.
Ama mevcut yetenekleriyle böyle bir şey yapamayacağının da farkındaydı.
(Erdem)-Böyle devam et Oğuzhan. Yalnızca çalışarak gelişemezsin. Bazen hırs, kazanma arzusu ya da kaybetmenin pişmanlığı sağlam bir çalışmadan daha etkilidir. Şimdi Azap. Lütfen bütün oyuncularımı hırsla doldur ve gelişim hızlarını artır.
Erdem oyuncularının gelişim hızlarını artırmak için hırslarını tetiklemeyi planlıyordu. Ve bunu yapmanın en iyi yolu da onların egolarını ezmekti. Egoları ezilip hapsedildikçe ortaya çıkmak için daha fazla çaba sergileyecekti. Bu da oyuncuların tam potansiyellerini ortaya çıkarmalarında yardımcı bir faktör olarak rol alacaktı.
(Erdem)-Pekâlâ. Azap çıkıyorsun. Hey sarışın. Oyuna dön.
Erdem arkasında duran asık suratlı çocuğa seslendi. Ve aynı anda çocuğun asık suratı yerini bir gülümsemeye bıraktı.
Azap yeleğini çıkartıp yere attı ve kenara geçti.
(Azap)-Benimle olan işin bittiyse eve gidiyorum. Bu sıkıcı yerde daha fazla durmam için bir sebep yok.
(Erdem)-Yarın sabah 9’da AltınKapı stadyumunda ol. Antrenmanlara başlayacağız.
(Azap)-Unutmazsam gelirim.
Diyen Azap sakince oradan uzaklaştı. Erdem ise dikkatini maça çevirdi.
(Erdem)-Pekâlâ çocuklar. Devam ediyoruz.
Diyerek düdüğünü çaldı. Maçın devam etmesiyle Azap’ın ortadan kaybolması bir oldu.
***
Azap eve dönerken Miray’ı aradı.
(Azap)-Bebeğim geliyorum ben.
…
(Azap)-Evet. Erken dönüyorum. Eve gelince anlatırım.
…
(Azap)-Elbette seçildim. Bu kadar basit bir yerde elenir miyim sanıyorsun?
…
(Azap)-Hahaha. Bildiğini biliyorum hayatım. Diyorum ya eve gelince anlatırım. Beklenmedik şeyler oldu.
…
(Azap)-Tamam. Eve gelince görüşürüz.
…
(Azap)-Efendim.
…
(Azap)-Tamam gelirken getiririm.
Diye Azap telefonu kapattı.
***
(Miray)-Ciddi misin?
(Azap)-Evet. Erdem Dalgakıran tarafından maç bile yapmadan takıma alındım. Dediğim gibi bir yerde dahil oldum ama beni oynatma planı yoktu zaten. Ya da beni kışkırtıp kendi kendime oyuna girmemi istedi, bilemiyorum.
Azap Erdem’in kafasındaki keskin düşünceleri kestiremiyordu. Kendisi üstün futbol zekasıyla İtalya Genç Takımını 7 defa üst üste lig şampiyonu bir dâhiydi. Kısacık bir sürede o işe yaramazları bile birer makineye dönüştürebilirdi.
O yüzdende düşüncelerini anlaması zordu. Onu kestirebilseniz bile doğrudan “şunu düşünüyor” diyemezsiniz.
(Miray)-Demek kendisi istemiş ha?
(Azap)-Bekleyeceğim bir şey değildi. Burada olduğunu biliyordum ama dünya çapında benden nefret eden birkaç koçtan birinin şu anda olduğum takımı yönetecek olması biraz garip.
(Miray)-Nefret etmek için sebepleri var gibi ne dersin?
(Azap)-Var tabii ki. Kimse haftalarca uğraşıp destek olduğunu oyuncularının sakatlanmasını istemez. Hele de as oyuncularının. Ama Azrail lakabını boşa almadım ben. Bu şekilde eğitildim. Asla yenilmeyecek şekilde hazırlandım. Şutlarımdan kaçınıp gol olmasına izin verebilirler.
(Miray)-Sanki böyle bir şey yapabilirlermiş gibi.
(Azap)-O kadarı beni ilgilendirmiyor bebeğim. Ben sadece şut çekiyorum. İşim gol atmak. Gerekirse taktikle. Gerekirse kaba kuvvetle.
Azap bu düşüncesinin doğru olduğuna inanıyordu. Bir forvet olarak yapması gereken şey gol atmak ve rakibini alt etmekti. Bunu yaptığı sürece -tabii kurallara uyması dahilinde- nasıl yaptığının bir önemi yoktu.
Kurallara uymadığı senaryoda maçtan atılması bir yana futbol hayatı bile bitebilirdi.
(Miray)-Peki. Bu konuda sana bir şey demeyeceğim. Men edilecek olsaydın şimdiye edilirdin zaten.
(Azap)-Elbette. Brezilya beni kesinlikle şutlamış olurdu. Ama buradayım. Yani, bir sorun yok.
Azap pekâlâ insanları sakatlayacak düzeyde bir oyuncuydu fakat çoğu zaman bu bilinçli yaptığı bir şey değildi. Oyuna tamamen dalıp kendinden geçtiğinde sadece gol atmaya odaklanıyor ve sahadaki diğer tüm oyuncuları unutuyordu.
(Azap)-Ahhh. Her neyse. Ben biraz dinleneceğim. Akşama doğru da antrenmana geçerim. O elemanın antrenmanı yarın başlıyor nasıl olsa.
(Miray)-Uyuyakalma ama. Yemek yiyeceğiz daha.
(Azap)-Tamam bebeğim.
Azap kendi odasına geçerken Miray’da annesinin yanına geçti. Azap kendini yatağına bırakırken Miray hazırlandı ve annesiyle alışveriş yapmak için dışarı çıktı.