İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 3

Cilt-1 Bölüm-3 Antrenman Süreci

(Oğuzhan)-Oyunumuzun birazını görmene rağmen çıkarım yeteneğin oldukça iyi.

(Azap)-Dünya sizin gibi yan karakterlerle dolu. Önemli olan ana karakter olabilmek. Hayır. Önemli olan şey ana karakteri öldüren o canavar olmak. Herkes kendi hikayesinin ana karakteridir. Ama şunu asla unutma Oğuzhan Dalgakıran.

-Yaşamak, başkalarını öldürmek demektir.

(Azap)-Ve benim futbolumda, sahaya adım attığım an insanlar ölmeye başlar.

Azap’ın bu sözlerinin ne anlama geldiğini o an için anlamamışlar ve sadece kendisini abarttığını düşünmüşlerdi fakat Azap’ın bakışları öyle söylemiyordu. Tabii diğerleri o an için bunu anlayacak kapasitede değildiler.

(Oğuzhan)-Sahaya girince kişiliği değişen tiplerden misin?

(Azap)-Belki öyledir. Belki de gerçek kişiliğim budur.

Azap kafa karıştırıcı konuşuyordu. Geri adım atacak gibi durmuyordu.

(Azap)-Madem sen varken daha iyiler. Hadi sizinle bir anlaşma yapalım. Hepinize karşı ben tek olacağım ve bana bir gol bile atmayı başarırsanız size antrenmanınızda destek olurum.

Azap’ın bu sözleriyle herkes hırslanıp bir gol atabileceklerine emin olmalarının verdiği zevkle gülümsemeye başlarken…

(Azap)-Gibi çocukça bir klişenin ardına sığınacağımı düşünmediniz herhalde. Gidin. Ya da kalın. Ama size ayıracak hiç vaktim yok.

Azap kesinlikle beklemediklerini yaparak onları şaşırtmıştı. Aptalca bir klişeyi uygulamayacaktı. Eğer antrenman yapmak istiyorlarsa kendileri de bunu yapabilirlerdi. Futbolu takım olarak oynamak sadece bazı durumlarda işe yarardı ve kendisi o durumlardan kurtulabilecek şekilde eğitilmişti. Bir takıma ihtiyaç duymasının tek sebebi futbolun 11 kişilik bir oyun olarak geçmesiydi.

Tek başına elbette ki çok uzun süre oynayamaz ve profesyonel takıma karşı 90 dakikayı deviremezdi ama küçük çapta bir takımı kesinlikle tek başına yerden yere vurabilecek potansiyele sahipti.

(Azap)-Eğer burada çalışma planınız varsa sahayı ikiye bölebiliriz. Benim alanıma girmediğiniz sürece sorun yok.

Azap bir şekilde onların burada kalmaya inat edeceklerini hissettiğinden dolayı bu açıklamayı yapma gereksinimi hissetmişti. Antrenman için burayı kullanacaklarsa bile kendisine karışmalarını katiyen istemiyordu.

Azap onlardan bir cevap beklemeyip arkasını döndü ve basit hareketlerle esnemeye başladı. Sonra da tempolu bir koşuyla kendine ayırdığı yarı sahayı turlamak için ilk adımlarını attı. Diğerleri bu karar karşısında ne yapacaklarını bilemeseler de şu anda ellerinde herhangi bir antrenman malzemesi olmadığından geri dönmek zorundaydılar.

Ama yarı sahayı kullanabilecekleri için diğer gün kendi malzemeleriyle geleceklerdi. Herkes kapıya dönüp yavaşça sahayı terk etmeye başlamışken Baskın, Azap’ın toplarından birini aldı ve Azap koşarken ona doğru hedef alıp sert bir şut çekti.

Top inanılmaz bir hızla Azap’a doğru ilerlerken Miray “Azap!” diye bağırdı ancak Azap onu duymadı. Top kendisine çarpacakken aniden arkasını dönüp tek eliyle topu durdurdu ve Baskın’a bakarak…

(Azap)-Zayıfsın.

… dedi ve gülümsedi.

(Azap)-Eğer gerçek bir şut çekmek istiyorsan…

Diyen Azap topu yere bıraktı ve top bir defa sektikten sonra gerilip topa sağlam bir darbe indirdi. Azap’ın ayağının topa değmesiyle birlikte Oğuzhan’ın Baskın’ı kenara çekmesi ve topun arkalarında duran kapıya çakılarak patlaması bir oldu.

Azap topa vurduğu anda top sanki ışınlanmışçasına yanlarından geçip gitmişti. Oğuzhan’ın refleksleri olmasaydı Baskın’ın yüzünün ne halde olabileceğini tahmin etmek zor olurdu.

(Azap)-Hıh.

Gülümseyen Azap arkasını döndü ve koşmaya devam etti.

(Oğuzhan)-Yürü. Baskın. Onunla aşık atamayız.

Oğuzhan şoka girmiş Baskın’ı kapıdan çıkartırken son bir kez dönüp Azap’a baktı.

(Oğuzhan)-Azrail’in Bacakları, ha? Eğlenceliymiş.

(Miray)-Oğuzhan. Kavga etmeyi planlamıyorsun değil mi?

(Oğuzhan)-Kavga mı? Edeceğiz tabii. Sadece, yumruklar değil şutlar konuşacak. Sadece tamamen iyileşmemi bekle.

Boynunu kütleten Oğuzhan gözlerini kocaman açtı ve…

(Oğuzhan)-Sahaya girince kişiliği değişen tek kişi kendisi değil.

Oğuzhan gözlerini Azap’tan ayırırken bakışları normale döndü.

(Oğuzhan)-Sakat olmasaydım final maçını ezici bir şekilde kazanacağımızı sende biliyorsun. Ayrıca bizim çocuklarda kötü değil. Final maçıyla beraber 3 maç üst üste çıkmamızı sağlayan sevgili maç sistemimiz yüzünden oldukça yorgunduk. Ve çocukların sakatlanmasını istemediğim için…

(Miray)-İstemediğimiz… için kaybetseler bile bir sorun olmayacağını söyledik.

(Oğuzhan)-Onlarda kendilerini çok kasmadılar.

(Azap)-Sen daha burada mısın?

Koşusundan bir turu tamamlayan Azap geri gelip Oğuzhan’ı görünce tepki vermeden duramamıştı.

(Oğuzhan)-Menajerimizle sohbet ediyorum. Bir sakınca var mı?

(Azap)-Elbette yok. Çok sevgili takımından ayrı kalma diye söylüyorum sadece.

Azap dalga geçiyordu. Takım gibi şeyleri umursamadığını bir kez daha belli ediyordu. Ama Oğuzhan için bir sorun yoktu. Babası sayesinde Azap gibi oyuncularla daha önce karşılaşmıştı. Ayrıca babasının bir teknik direktör olması nedeniyle yaşıtlarının üstünde bir oyuncuydu. 3 kişi üst üste top yerine ayağına kaydığı için sakatlanmıştı sadece.

(Oğuzhan)-Merak etme. Onlardan ayrı kalmak gibi bir niyetim yok.

(Azap)-Şaşırtıcı bir kaptan değilsin. Da, olsan umurumda değil gerçi.

(Oğuzhan)-Her neyse. Diğerlerini fazla bekletmeyeyim Miray. Yarın görüşürüz. Sahanın yarısını kullanırız artık.

Oğuzhan yavaşça kapıdan çıktı ve kendini bekleyen diğerlerinin yanına gitti.

(Azap)-Neyse ne. Ben antrenmana dönüyorum aşkım. Demek istediğin bir şey var mı?

(Miray)-Oğuzhan konusunda dikkatli ol. Ve turnuvada hakkında da.

(Azap)-Oğuzhan’la ilgili yeterince şey biliyorum hayatım. Babası İtalya’dayken oldukça fazla şey anlattı. İnsanlar ona çoktan U-20’nin yıldızı gözüyle bakıyor olmalılar. Ne var ki, sahada yalnızca bir kişi kral olabilir. Öyle değil mi Oğuzhan Dalgakıran?

Azap gözlerini kısıp gülümseyerek Oğuzhan’a baktı. Onun kim olduğunu ve yeteneklerini zaten biliyordu. Ne kadar iyi olursa olsun kendisiyle aşık atamazdı. Azap en iyi olmak için yaratılmış bir makineydi.

Azap antrenmanına dönerken Miray kendisini izliyordu.

“Sanırım bu turnuvada birden çok kral göreceğiz aşkım. Dikkatli olman gerek. Türkiye’nin dünya seviyesinden biraz bile geri kalır yanı yok. Bundan emin olabilirsin.”

***

Oğuzhan evine döndüğünde balkonda oturan babasının yanına gitti.

(Oğuzhan)-Baba. Sana bir şey sormam gerekli. Ve bir şey istemem.

(Baba)-Söyle bakalım.

(Oğuzhan)-Geçen gün selamını getirdiğim çocuk, Azap…

(Baba)-Azrail’i mi diyorsun?

Babası zaten Azap’ı tanıdığından oğlunun kimden bahsettiğini düşünmesine gerek kalmamıştı.

(Oğuzhan)-Evet baba. Onun oyun tarzı nasıl? Güçlü bacaklara sahip olduğu lakabından belli zaten. Ama tek özelliği bu değildir diye düşünüyorum. Güçlü bacaklara sahip olmak insanı profesyonel bir futbolcu yapmaz.

(Baba)-Bak Oğuzhan. Dünyada bazı şeyler için özel olarak doğmuş insanlar vardır. Senin ve benim gibi. İnsanlar bize dâhiler diyor biliyorsun. Hiç dâhilerinde üstünde bir grup olduğunu düşündün mü?

Babası çoktan Azap’ın durduğu noktayı belli etmişti ama Oğuzhan için bu kadarı yeterli değildi. Böyle bir şeyi bilmek onun için bilgi sayılmazdı. Ona daha fazlası lazımdı.

(Baba)-Azap dâhilerinde üstünde bir şey. Bir “canavar.” Dünyanın en iyileri tarafından eğitilmiş bir oyuncu. Ona Azrail lakabını getiren şey güçlü bacaklarıydı evet ama dahası da var. Sadece şut çekerek, 1 sezonda tam 17 kaleciyi sakatladı. Onun şutlarını tutmaya çalışan kaleciler ellerinin sakatlanmasıyla oyun dışı kalıyorlar. O yüzden ona Azrail’in bacakları deniyor. Sırf bu yüzden Brezilya Futbol Organizasyonu onu futboldan men etmek üzereydi. O çocukla karşı karşıya gelirsen ne olursa olsun şutlarından birini yememeye çalış.

Babasının anlattıkları şeyler onu germeyi başarmıştı. Sadece şut çekerek insanları sakatlamak kesinlikle mantıklı bir durum değildi. Öyle bir şeyi yapabilecek kadar ağır bir güç bir insana ait olmamalıydı. Ama dünyanın büyük bir yer olduğu da kesindi. İnanılmaz hızlarda koşan insanlar, inanılmaz güçlü boksörler ve dahası. Her spor dalında ayrıcalıklı birkaç kişi bulunuyordu. Dünyanın en iyi futbolcusunun “Futbol Mitinin Tanrısı” olarak adlandırılmasının bir nedeni vardı.

(Oğuzhan)-İyide benimle yaşıt bir çocuğun bu kadar güçlü olmasına imkân var mı?

(Baba)-Sende kendi yaşıtlarından üstünsün Oğuzhan. Doğal yetenek insanları başka insanların önüne koyar ama doğal yetenek ve sıkı çalışma birleşirse ortaya bir canavar çıkar.

Babası konuştukça Oğuzhan’ın kafasında taşlar yerine oturuyordu.

(Baba)-Oynama tarzını bilmek istiyordun değil mi? Azap’ın en sıkıntılı olduğu yer oynama tarzı. Futbolda kullanılan her türlü tarza hâkim ve kalecilik dahil her pozisyonda oynayabilecek potansiyelde.

Oğuzhan bugünkü olayı hatırladı. Azap hiç zorlanmadan sert bir şutu durdurmuştu.

(Oğuzhan)-Her pozisyon ve tarz ha?

Oğuzhan elini çenesine götürdü.

(Oğuzhan)-O zaman aynı takımda olursak tüm potansiyelimi kullanabilirim. Gerçi tek kişilik bir oyuncu olduğunu varsayarsak benimle birlik olmayacaktır.

(Baba)-Seninle birlik olacaktır. Tüm takımla birlik olacaktır. Kendini sürekli tek başına oynayan biri gibi gösterip en önemli anda sizi kullanıp rakibini şaşırtacaktır. Küçükler liginde İtalya’ya karşı böyle yapmıştı çünkü.

(Oğuzhan)-Anladım baba. Şimdi senden küçük bir isteğim var. Bana yardım edeceğini umuyorum.

(Baba)-Elbette.

(Oğuzhan)-Biliyorsun ki babası futbolcu diye havalanıyor dememeleri için hiçbir zaman senin yardımını istemedim. Ama şimdi yardımına ihtiyacım var. Akşamları takım antrenmanım var yani sabahları senin emrindeyim.

(Baba)-Bundan emin misin? Eğer istediğin şey Azap gibilerin seviyesine çıkmaksa seni cehenneme sürüklemem gerekecek.

(Oğuzhan)-Cehennem? En derinlerde seni bekliyor olacağım.

Babası, oğlunun gözünü kararttığını bakışlarından ve gülümsemesinden anlayabiliyordu. Yani ona yaptıracağı sert antrenmanlar konusunda endişe etmesine gerek yoktu.

(Baba)-Pekâlâ. İstesen bile kaçmana izin vermem ama. Yarın sabah 6’da uyanıyorsun ve 20 kilometre koşuya gidiyoruz. Tekrar sakatlanmaman için bacaklarını çelik birer parçaya çevireceğim.

***

O günden sonra Azap sahanın bir yarısında diğerleri ise bir yarısında antrenmana başlamışlardı. Oğuzhan sabahları babasıyla gerçek anlamda cehennem gibi bir antrenman yapıyor ve akşamları ise takımla arasındaki koordinasyonu geliştiriyordu.

Vücudu bu kadar ağır bir antrenmanı zar zor kaldırıyor olsa da başarı hırsı onu ayakta tutuyordu. Ama gözle görülür bir şekilde hızlı gelişiyordu. Babasının ona yaptırdığı antrenman İtalya Gençlik takımına yaptırdığı antrenmanın aynısıydı ve kesinlikle insan işi değildi.

Oğuzhan babasıyla antrenmandayken komanda eğitimi alıyormuş gibi hissediyordu ki babasını antrenman stilinde kesinlikle askerlerin yaptığı antrenmanlarda vardı. Bundan emindi. Ama babasına bundan kaçmayacağını söylemiş ve kendine bir söz vermişti.

“Dünyanın En İyi Oyuncusu”

Bu unvanı kesinlikle istiyordu. Ve elde etmek için ne tür bir programdan geçtiği önemli değildi. O sadece bunu elde etmek istiyordu. Karşısına çıkan engeller ne olursa olsun, rakibi ne kadar güçlü olursa olsun hepsini devirmek istiyordu.

***

Günler birbirini kovalayıp hızla takvimden azalırken Miray aniden Azap’ın odasına daldı ve heyecanlı bir şekilde haykırdı.

(Miray)-Azap! Sana bir iyi birde kötü haberim var.

Azap sevgilisinin bu heyecanı karşısında gülümsemeden edemedi.

(Azap)-İyi haberden başlayalım.

(Miray)-İyi haber seçmelerin 2 gün içinde yapılacağı açıklandı.

U-20 turnuvasının başlamasına neredeyse 19 gün kalmışken takım seçmeleri sonunda başlamıştı.

(Azap)-Peki. Ya kötü haber?

(Miray)-Kötü haber ise federasyon lig için 4 takım daha ekleme kararı aldı. Bir takımın doğrudan final turuna geçmesini istemiyorlar gibi görünüyor.

12 takımla yapılacak olan U-20 ligi için takım sayısını 16’ya çıkartmışlardı. Miray’ında dediği gibi bir takımın doğrudan finale çıkmasını istemiyor olmalılardı.

(Azap)-Ya da amaçları daha fazla oyuncuyu gözleyip daha fazla cevher yakalamak. Tabii senin dediğinde doğru. Geçen sene Türkiye U-20 takımı daha ilk maçlarında İspanyollara 9-0 yenilmiş. Tekrar aynı şeyi yaşamak istemiyor olmalılar.

Bu şekilde düşününce daha mantıklı oluyordu. Ellerinde daha iyi gençler olursa mağlup olsalar bile ağır bir mağlubiyet yaşamazlardı. Tabii mağlup olmak yerine kazanmaları çok daha iyi olurdu. Ama bir önceki yılın U-20 takımının ikinci turda elendiğini düşünürsek federasyon kesinlikle aynı şeyi yaşamak istemiyordur.

(Azap)-Ama bunun neresi kötü haber anlamadım. Ne kadar çok takım o kadar fazla eğlence demek.

Azap’ın kendine olan keskin güveni Miray’ın içini ısıtıyor olsa da yine de endişelenmeden edemiyordu. Türkiye çapındaki oyuncular kesinlikle hafife alınmaması gereken oyunculardı ve Azap hiçbirini umursamıyordu.

Ama şöyle de bir durum vardı ki Miray Azap’ın şu anki seviyesini tam olarak bilmiyordu. Azap antrenmanları sırasında asla kendini antrenmana adamıyordu ve ağır bir antrenman yapıyor olsa da her şeyini antrenmana vermiyordu.

(Miray)-Kendine güvendiğini biliyorum bebeğim ama biraz daha dikkatli olamaz mısın? Türkiye’de gerçekten harika oyuncular var.

(Azap)-Ne kadar harika oldukları umurumda değil aşkım. Olay benim ne kadar iyi olduğumda. Ve turnuva başladığında bunu kesinlikle göreceksin.

Azap’ın bu sözleri yine de Miray’ın içindeki endişeleri tamamen götürmese de azaltmaya yetiyordu.

Azap yatağından kalktı ve Miray’ın yanına giderek çenesini tuttu.

(Azap)-Senin gibi tatlı birinin benim için endişelenmesine gerek yok. Artık o eski çocuk değilim.

Diyen Azap Miray’ı öptü ve kapıyı kapattı.

(Azap)-Bak ne diyeceğim. Kendi evimize çıkalım mı?

Miray aniden çıkagelen bu soru karşısında ne diyeceğini şaşırmıştı.

(Miray)-Ke-kendi evimize mi?

(Azap)-Uzun zamandır ev bakıyorum. Ve bir araba. Düşündüm ki belki de kendi evimize çıkarsak daha rahat edebiliriz.

(Miray)-Bu… çok ani oldu. Daha önce bunu hiç düşünmemiştim.

(Azap)-Aslında bayadır bunu düşünüyorum. Sadece nasıl ve ne zaman söyleyeceğimi bilemedim. Ama daha fazlada içimde tutmak istemiyorum.

(Miray)-Babama ne diyeceğiz?

Miray doğal olarak babasının böyle bir duruma ne diyeceğini merak ediyordu ve tahminleri izin vermeyeceği yönündeydi.

(Azap)-Onu ben düşündüm. Babandan izin almak için senin değil benim çaba sarf etmem gerekecek ama halledeceğim. Gerçi cevabın ne olursa olsun U-20 ligi bitene kadar beklemek zorunda kalacak ama. Sanırım o zamana kadar bekleyebilirim.

Azap’ın kafasında kurduğu planları olduğu belliydi. Sadece bu planları işleme koymak için biraz vakte ihtiyacı vardı.

(Miray)-Seninle kendi evimize çıkmayı her şeyden çok isterim aşkım. Sadece anne ve babam…

Miray ailesinin vereceği cevabı tahmin ettiğinden dolayı kendi cevabını söylemekte zorlanıyordu.

(Azap)-Anne babanı bırak şimdi. Sen kendi cevabını ver. Ona göre planlarımı ilerleteceğim.

Her türlü, ligin bitimine kadar beklemek zorunda olsa da “evet” cevabını duymak istiyordu.

(Miray)-Elbette seninle kendi evime çıkmayı isterim aşkım.

Azap birden Miray’a sarıldı ve kulağına fısıldadı.

(Azap)-Sadece bekle o zaman. Geri kalan her şeyi ben halledeceğim.

***

Seçmelerin günü geldiğinde yaklaşık 43 kişi belirlenen yerde toplanmış ve federasyondan gelecek kişileri bekliyorlardı. Azap aralarına yeni yeni katılıp katılımcı sayısını 44’e tamamlarken aynı zamanda federasyondan gelenler oraya doğru harekete geçiyordu.

(Takım Elbiseli Adam)-Pekâlâ gençlik takımının küçük bebekleri. Boş laflara gerek olmadığını düşünerek doğrudan söze giriyorum. Bugün burada tam 44 kişisiniz ve aranızdan 30 kadar oyuncu takım için seçilecek. Aranızdan 14 kişi AltınKapı takımına seçilme hakkını kaybedecek. O yüzden elinizden gelen her şeyi yapsanız iyi ederseniz. Son olarak da takımınızın teknik direktörü hepinizin iyi bildiği bir isim olacak.

Takım elbiseli adam eliyle oyuncuların arkasını gösterdiğinde tüm oyuncular arkalarını döndüler ve gördükleri kişiyle birlikte gözleri parlamaya başladı. 2 kişi hariç. Azap ve Oğuzhan.

(Azap)-Ya siktir git ya!

Azap gördüğü kişi karşısında şok olmasını engelleyememişti.

(Azap)-Lan koca ülkede başka antrenör mü kalmadı!?

Fakat şaşıran tek kişi Azap değildi. Oğuzhan Azap’a yakın bir noktadaydı ve yavaşça aralarından geçen antrenörü çok çok iyi tanıyordu.

(Oğuzhan)-Baba?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.