Azap sabah erkenden uyanıp evden fırlamış ve Miray’ın gösterdiği sahaya yol almıştı. Sabah için birkaç saat sürecek bir antrenman planlamıştı. Evden çıkmadan önce bir kâğıdın üzerine sahaya gittiğini yazmıştı çünkü Miray’ın endişelenmesini istemiyordu.
Saat 6’da evden çıkmış ve 6.20 gibi sahada yerini almıştı. Basit ısınma hareketleriyle başlayıp sahayı birkaç tur hafif tempoda koştuktan sonra yaklaşık yarım saat depar çalışması yaptı ve saat 7.15’i gösterirken sırt çantasına koyduğu topu çıkartmış ve toplu antrenmana başlamıştı.
Yanında malzemeleri getirmediği için engelleri haya etmek zorundaydı ama zamanında yaptığı binlerce antrenman sayesinde engeller olmasa bile engel varmış gibi hareket edebilirdi.
(Azap)-Önce çalım sonra şut.
Topu birkaç defa sektirdikten sonra olduğu yerde hava çalımları denemeye başladı.
(Azap)-Güzel. Top hakimiyetim hala üst seviyede. Ne var ki, kötü olsam bile bu ligde bana denk olabilecek biri olduğunu sanmıyorum.
***
Yarım saatini çalım çalışarak geçirdikten sonra sıra şut çalışmaya gelmişti. Şut antrenmanı için yalnızca 15 dakika ayırmıştı. Mevcut yeteneği ve gücüne fazlasıyla güveniyordu. O yüzden şut antrenmanını uzun tutmayacaktı. Lig başladıktan sonra işleri biraz daha abartmaya başlayabilirdi ama şimdilik 1.5 – 2 saatlik antrenmanlar fazlasıyla yeterliydi.
(Azap)-Pekâlâ. Ya da boş ver. Bu ligden öyle bir kaleci çıkması imkânsız.
Azap gerilmiş ve ilk şutunu ceza sahası dışından ateşlemek üzereydi ki duraksadı ve kendi kendine konuşup vurmak istediğinden daha yumuşak bir şut çekti. Top doğrudan 90’a asılırken Azap koşup topu kaptı ve az önceki yerine döndü.
Tekrar tekrar çektiği şutlarda hiç kaçırmadan hepsini 90’a attı ve sıradaki hedefi olarak alt köşeleri hedeflemeye başladı. Hiçbir şutu direğe çarpmıyor ya da köşeden başka bir noktaya gitmiyordu. Her şutu bir öncekiyle aynı yere, tam olarak aynı noktaya gidiyordu.
(Azap)-Mesafeyi biraz artırabilirim sanırım.
Ceza sahasının biraz daha gerisine gelen Azap kaleden yaklaşık 27 metre uzaktaydı. Köşe noktaya geçen Azap falsolu şutlar çekmeye başladı. Sol kanattan vurduğu her şut tam olarak istediği noktaya ilerliyordu.
Birkaç şut daha çekip gitmeyi planlıyorken kulağında yankılanan bir telefon sesiyle dikkati toptan çekildi ve çantasının yanına giderek telefonunu aldı.
(Azap)-Efendim aşkım.
…
(Azap)-Çok değil aşkım. 5 – 10 dakikaya işim biter. Tahminen yarım saate evdeyim yani.
…
(Azap)-Tamam tamam. Siz başlayın kahvaltıyı hazırlamaya. Bir şey lazım mı? Gelirken alayım.
…
(Azap)-Tamam. Direkt eve geçerim o zaman.
Azap telefonu kapattıktan sonra birkaç şut daha çekti ve gitmeden önce son bir şut daha çekmek için gerildi.
(Azap)-Tüm gücümü verirsem eğer…
Kaslarını sıktı ve tüm gücüyle tekmesini savurup topa balyoz gibi bir darbe indirdi.
***
Duştan çıkıp kahvaltısını yapan Azap kendisine ayrılan odasına çıkarken Miray’da peşinden geldi. Onunla konuşmak istediği bir şey vardı. Ama odasına girdiğinde gözüne çarpan ilk şey çöpte duran patlak top oldu.
(Miray)-Bu arkadaşın suçu neydi bakalım?
(Azap)-Hangi arkadaş? Haa. Top mu? Tüm gücümle şut çekerken atacağım noktayı hala tam ayarlayamıyorum. Son şutum kale yerine paslı tellerde bitti.
(Miray)-Anlıyorum. Sen yine de bütün paranı toplara harcayacak hale gelme.
(Azap)-Hahah. Paradan yana sorunum yok. Gelirken hocamı bayağı bir soydum. Giderken yanına biraz para al dedi. Yan yana gelirsek muhtemelen beni öldürecek. Hahahahaha!!! Of ya. Banka hesabını gördüğündeki yüz ifadesini merak ediyorum.
(Miray)-Sen oynadığın maçlardan kazanmıyor muydun zaten aşkım?
Genç ligde olsa da genç ligi domine eden sayılı oyunculardan olduğundan dolayı inanılmaz miktarlarda olmasa da elbette ki Azap para kazanıyordu. Ama kendisine sunulan cömert bir teklifi reddedemezdi.
(Azap)-Kazanıyorum aşkım. Ama kendisi para alabilirsin dedi. Benim bir suçum yok.
(Miray)-Seni biraz bile tanıyorsam benim bir suçum yok diyorsan çok suçun vardır. Ne kadar para aldın adamdan doğru söyle.
Miray Azap’ın eski olaylarını hatırladı ve her suçum yok dediğinde başının altından bir şeyler çıkmasını hatırladı. O yüzden kesinlikle Azap’ın bir suçu olduğunu düşünüyordu.
(Azap)-15 milyon kadar.
(Miray)-Lira mı?
(Azap)-Dolar.
Miray duyduğu şeyle birlikte şoka girmişti.
(Miray)-Neeeee!?!?!? Ya sen neden böyle şeyler yapıyorsun!?
(Azap)-Ne yapmışım ya. Hesabında 840 milyon dolar vardı. 15 milyona mı dertlenecek. 2 golde alıyor zaten o parayı.
Azap kendini haklı çıkarmak istiyordu. Hocasının inanılmaz paralar kazandığını biliyordu o yüzden de bu kadarcık bir parayı dert etmemesi gerektiğini düşünüyordu.
(Miray)-Sorun bu mu sence? Off Azap off. Ne yapacağız biz seninle?
(Azap)-E bir yemeğe çıkarız artık.
(Miray)-Konuyu dağıtma.
(Azap)-Aman ya. Bırak şimdi aldığım…
(Miray)-Çaldığın…
(Azap)-Çaldığım parayı. Hem çalmış olmuyorum be. Kendi dedi ne kadar istersen al diye. Benim hiçbir suçum yok burada.
Azap kesinlikle suçsuz olduğunu düşünüyordu. Zaten çok parası olan birisi için okyanustan birkaç damla eksilmesi hiç önemli değildi. Olmamalıydı.
(Miray)-Bunu daha sonra konuşuruz. Off. Asıl konuşacağım şeyi unuttum senin yüzünden. Neydi ya? Ha, ha. Hatırladım tamam. Bizim çocuklara antrenman konusunda…
(Azap)-Asla.
(Miray)-Daha cümlemi bitirmedim.
(Azap)-Kimseye yardım etmek gibi bir niyetim yok hayatım. Zaten belli bir seviyeye gelmişler. Ama yeterli değiller. Onları yeterli seviyeye getirecek kişi ben değilim. Onlara ayıracak vaktim yok benim.
(Miray)-Ama aşkım…
(Azap)-Kusura bakma aşkım. Uzun zamandır onların menajerliğini yapıyor olabilirsin ama bunu yapamam. Onların futbol öğrenmesinden daha önemli işlerim var. Ülkemi şampiyon yapmak gibi.
(Miray)-Peki aşkım. Ben yine de bir denemeni isterdim.
Miray boynu bükük şekilde odadan ayrılırken kendi kendine şunları düşündü.
“Bilmediğin şey şu ki aşkım, Türkiye’de senin kadar güçlü, belki de senden bile oyuncular var. İki takıma bakarak her şeyi öğrenemezsin.”
Miray istediğini elde edemeden Azap’ın odasından ayrılmıştı. Azap ise günün geri kalanında planları olduğu için evden ayrılmış ve şehir içine doğru harekete geçmişti.
***
Akşam saatleri yaklaşırken Azap tekrardan sahaya inmek için hazırlanıyordu ki kendisine ayrılan odanın kapısı tıklatıldı. İçeri Miray’ın babası girdi.
(Miray’ın babası)-Nereye bakalım?
Azap’ın hazırlandığını gören Mert etrafa göz gezdirdi ve Azap’ın nereye gittiğini sordu.
(Azap)-Antrenman yapmaya gideceğim Mert abi.
Azap antrenman cevabını verdikten sonra çantasını hazırlamaya devam etti.
(Mert)-Bugünlük iptal etme şansın?
(Azap)-Çok önemli bir durum olmadığı sürece iptal etmek gibi bir niyetim yok. Önemli bir durum mu var?
(Mert)-Var var. Hem de çok önemli bir durum var. Üstünü değiştir yemeğe gidiyoruz. Antrenmanın yarına kalabilir.
(Azap)-Ama…
(Mert)-Bahane istemiyorum. Hazırlan hadi.
(Azap)-Tamam Mert abi.
Miray’ın babasına karşı gelemeyeceği için el mecbur antrenmanını bir sonraki güne bırakmak zorunda kaldı ve hazırlığını bir kenara bırakarak üzerine daha günlük şeyler aldı. Ansızın ortaya çıkan durumların kendi planlarını bölmesini sevmiyordu ama misafir olduğu için yapabileceği bir şey yoktu.
Hazırlanıp diğerlerinin yanına indikten sonra arabaya atladılar ve Mert onları pahalı bir mekâna sürükledi.
***
Eğlenceli sohbetler ve harika bir akşam yemeğinin ardından eve döndüklerinde saat gece 12’ye yaklaşıyordu. Azap yorgunluğunu atmak için hızlıca bir duş almış ve üstüne rahat bir şeyler giymişti. Yatağında oturmuş öylece telefonla ilgilenirken kapısı çaldı. Kapı açıldı ve Miray kapı ucundan içeri baktı.
(Azap)-Gel gel. Uyumuyorum.
(Miray)-Ondan çalmadım. Genç adamsın.
(Azap)-Ya. Sen ne pis ne kötü bir insan olmuşsun ya.
(Miray)-Git be. Bir kere seni o şekilde yakaladım zaten. Gözlerim hala isyan ediyor o görüntüye.
(Azap)-Sen daha onu unutmadın mı? Hayır ya.
İkili biraz birbirlerine baktıktan sonra gülüşmeye başladılar ve Azap çok sesli gülmemeye çalışarak yorganı açtıktan sonra Miray’a eliyle gel işareti yaptı. Miray Azap’ın yanına sokulurken…
(Azap)-Babanlar uyudu değil mi? İstediğim son şey baban tarafından vurulmak çünkü.
(Miray)-Uyudular. Onlar uyumadan gelmem merak etme. Bende vurulmanı istemiyorum çünkü.
Ortada vurulmalık bir durum yoktu tabii ki ama yine de hiçbir şey yapmıyor olsalar bile aynı yatakta görülme niyetleri yoktu. Miray anne ve babası zaten sevgili olduklarını biliyordu o yüzden ev içinde birbirlerine istedikleri gibi hitap edebiliyorlardı ama bazı şeylerin bir sınırı vardı tabii.
(Azap)-Anlat bakalım. Niye uyumadın? Bu saatte uyanık olmana imkan yok çünkü.
Miray işaret parmağını Azap’ın burnuna yerleştirdi ve bir anda burnunu sıktı.
(Miray)-Sen yokken çok şey değişti beyefendi. Artık çocuk değilim.
(Azap)-Alt tarafı 18 oldun şekerim. Yasalara göre yetişkinsin. Benim gözümde hala tatlı bir bebeksin sen.
(Miray)-Hadi oradan. İnsan sevdiğini sürekli arar sorar. Biz haftada 2-3 kez ancak görüşebiliyorduk.
Miray 3 yıl boyunca sürekli görüşemiyor olmalarından dolayı Azap’a kızgındı ama bu durum Azap’ın elinde olan bir şey değildi. Bunu biliyordu ama yine de ona kızıyordu. Kendisine zaman ayırmasını bekliyordu ve bunu istemekte haklıydı da.
(Azap)-Biliyorum bebeğim ama oradayken ne kadar dolu olduğumu bir görseydin aklın çıkardı. O pisliğin elinin altında kilo verene kadar ve futbolda daha üst bir seviyeye gelene kadar neler çektim ben. Tamam bu beni haklı çıkarmıyor ama gerçekten bazen ayakta duracak halim kalmayana kadar antrenman yapmak zorunda kalıyordum. Neyse neyse. Boş ver şimdilik bunları. Vakti gelince orada yaptığım, daha doğrusu yapmak zorunda kaldığım her şeyi anlatacağım sana.
Azap yakın zamanda oradan kurtulduğu için orasıyla ilgili herhangi bir şey düşünmek istemiyordu. Çünkü sadece düşündüğünde bile bacakları yorgunluktan titreyecek gibi hissediyordu. Resmen antrenman travması vardı.
(Miray)-Of ya. Tamam. Daha sonra bunun hıncını alacağım ama.
(Azap)-Alırsın güzelim. Alırsın bebeğim. Ama lütfen sonraya kalsın.
***
Gecenin ilerleyen saatlerinde Miray odasına döndükten sonra Azap hemen uyumuş ve sabah 6 gibi uyanmıştı. Akşamdan hazır olan eşyalarını alıp sahanın yolunu tutmuştu. Temposunu bozmadan sahaya kadar koşmuş ve ısınma işini bu şekilde halletmişti.
Getirdiği eşyalarını çıkartıp etrafı yeniden düzenlemiş ve antrenmanına başlamıştı. Her zamanki antrenmanının aynısını yapacaktı. Sadece bu sefer bazı farklı eşyalarda getirmişti. O eşyalardan birisi de ipti.
İp atlamayı oldukça seviyor ve kondisyonunu geliştirmek için farklı şekillerde ip atlıyordu. İp atlarken koşular yapıyordu. Brezilya ligindeyken yaptığı antrenmanı yapmak için henüz erkendi. Ayrıca o derecede bir antrenmanı yapabilecek kadar aleti yoktu. Gidip prestijli bir spor salonuna katılması gerekiyordu.
(Azap)-Onu kahvaltıdan sonra hallederim. Nasılsa uğramam gereken yerler var.
İpi kenara bırakırken kendi kendine konuşmuş ve planını dile getirmişti.
(Azap)-Her neyse.
***
Antrenmanını bitiren Azap eve dönüp duş aldı ve kahvaltı masasına oturdu. Kahvaltının bitimine yakın Miray’ın babasına baktı ve…
(Azap)-Mert abi. Bugün benimle çarşıya gelme ihtimalin var mı? Bir şeyler için yardımın lazım.
(Mert)-Olur oğlum. Acelemiz var mı?
(Azap)-Yok Mert abi.
(Mert)-Tamam. Kahvaltıdan sonra bir duş alırım çıkarız.
(Azap)-Tamam Mert abi.
Yanına Mert’i aldıktan sonra işleri biraz hızlandırabilirdi. Spor salonu ve ekstra birkaç şeyle ilgilenmesi gerekiyordu ve Mert’i yanına alırsa ona danışabilirdi. Uzun süredir buralarda olmadığından nerenin iyi nerenin kötü olduğunu doğal olarak bilmiyordu.
***
Mert’le olan işlerini halledip bir spor salonuna kaydolmuş ve bir diğer işini de biraz ilerletmişken eve dönmüş ve akşam antrenmanı için hazırlık yapmaya başlamıştı. Hazırlığı bittikten sonra Miray’ın annesine ev temizliğinde yardım edip yemek için bıçak ustalığını konuşturdu ve odasına çekildi.
(Azap)-Pekâlâ. Yemekten sonra akşam antrenmanına gidebilirim. Bugünü şuta ayırmak istiyorum. Uzak mesafe şutlarımı iyice rotasyona oturtmam gerekli.
Azap mevcut yetersizliklerinin farkındaydı ve onları kapatmak için kendine özel çalışma planları ayarlıyordu. Futbola dair tüm bilgisini kendi eksiklerini kapatmak için kullanıyordu.
Yemeğini yedikten sonra Miray kendisini izlemek istediği için beraber sahaya gitmişlerdi. Azap antrenmana yeni başlamışken Miray’dan duymayı beklediği sorulardan birini hızlıca işitmişti.
(Miray)-Güçlü şutlar üzerine çalışacaksın sanmıştım.
(Azap)-Şimdilik değil. Uzun mesafe şutlarımı daha keskin hale getirmem gerek. İsabet oranım arttığı sürece şutlarımın gücünü kademeli olarak artırabilirim. Ama önce isabet oranım artmalı.
(Miray)-Anlıyorum. Ortalamanın üzerindeki bir oyuncu olarak uzun mesafelerde yeterince iyi olmn gerekmiyor mu zaten?
Miray’da futbol konusunda cahil olmadığı için Azap’ı sorgulayabiliyordu. Mevzu Azap’ın zaten U-20 Brezilya liginde inanılmaz işlere imza atan bir oyuncu olması ve buna rağmen burada hala basit şeylere çalışıyor olmasıydı. Miray’ın anlamadığı şey buydu.
(Azap)-Güzel soru bebeğim. Durduğum yere bir bak.
Miray gözlerini Azap’ın durduğu yere dikti ama özel bir şey fark edemedi.
(Miray)-Ne görmem gerekiyor?
(Azap)-Ortalama ya da üzerindeki oyuncuların uzun mesafeli şut alanları 40 metreyi geçmez. Geçse bile o şutlar genelde üst düzey şutlar olarak adlandırılır ve çoğu zaman yılın golü bile seçilebilirler. Şimdi durduğum yere bir daha bak.
Miray bu açıklamadan sonra da Azap’ın durduğu yerle ilgili bir şey fark etmemişti.
(Miray)-Hala bir şey anlamadım aşkım.
(Azap)-Yarı sahanın gerisindeyim aşkım. Ortalamanın üzerindeki oyuncuların bile üstünde olmamı sağlayan yerdeyim. Dünyanın en iyisi olan o şerefsizin bile garanti gol atabileceği mesafe 53 metreyken benim şut alanım 57 metre. Bu mesafe beni tehlikeli kılan şeylerden biri. Dünya üzerinde şut mesafesi en geniş olan futbolcu benim. O herifi geçebildiğim tek alan bu. Ama şimdi kendimi 60 metreye zorluyorum. Düz ve güçlü bir şut çekersem bu mesafeyi kolayca aşabilirim ama falsolu şutlar o kadar kolay olmuyor.
Miray bu sefer anlamıştı. Azap’ı dünya seviyesindeki oyuncularla denk seviyeye getiren o yetenek kesinlikle şu alanıydı. Ve doğal olarak şut gücü.
(Miray)-Bekle. Bu durum seni şut gücü konusunda nerede tutuyor.
(Azap)-2.lik. Bu durum beni güç konusunda 2. Sırada tutuyor. 1. olabilirdim ama isabet konusunda hala sıkıntılarım var. O yüzden çalışmak zorundayım. Önce U-20 ligiyle dünya genç ligini domine edeceğim, sonra da milli takımla Türkiye’yi dünya şampiyonu yapacağım. Ve dünyadaki en iyi oyuncu olacağım.
Yine de gerek yaşı gerekse tecrübe seviyesi yüzünden ilk sırayı alamıyordu. Ama işin diğer tarafından bakarsak dünya seviyesindeki diğer bütün oyuncuları mesafe ve güç konusunda aşıyordu. Aşmasa bile onlardan bir adım daha öndeydi. U-20 liginde oynayan biri olarak dünya ligindeki canavarlarla aynı seviyede olmak her oyuncunun başarabileceği bir şey değildi.
(Miray)-Absürt bir hedef. Ama tam senlik bir hedef. Her zaman ulaşılamaz şeylere ulaşmayı sevdin zaten.
(Azap)-Ulaşmak için en çok çabaladığım kişi mi söylüyor bunu?
(Miray)-Ben dünya şampiyonluğundan daha değerli değil miyim?
Saçlarını savuran Miray ne cevap duyacağını biliyor olsa da o cevabı duymanın getireceği hazzı istiyordu.
(Azap)-Sen bu dünyadaki her şeyden daha değerlisin. Ah hadi ama…
Azap parlayan gözlerle Miray’a bakarken gözleri başka bir şeye odaklandı ve “Bunu neden yaptın?” dercesine Miray’a döndü. Miray önce ne olduğunu anlamadı ama sonra kulağında çınlayan bir sesle arkasına döndü.
(??)-Selamlar aşık kumrular.
Oğuzhan önde diğerleri arkada olmak üzere Karanlık Kan Lisesi’nin bütün oyuncuları buradaydı.
(Azap)-Cidden mi? Onlara yardım etmeyeceğimi söylememe rağmen mi?
(Miray)-Bu çocuklara menajerlik yaptığım birkaç yılda öğrendiğim bir şey varsa o da futbolun tek kişilik bir oyun olmadığı. Ve tek başına eğlenemeyeceğin.
(Azap)-Bana öğretilen futbol bu değil ama bebeğim. Benim futbolum anlamsız ilişkilere gerek yok. Tek başıma bir takım olacak şekilde yetiştirildim. Ayrıca, kazanmadığım sürece asla eğlenmem.
Azap’ın içinde biraz bile yardım etme isteği yoktu. Tek başınayken işleri daha hızlı halledebilirdi. Ayrıca birileri etrafındayken…
(Oğuzhan)-Böldüğüm için özür dilerim ama aşktan daha önemli işlerimiz var.
(Azap)-Sizin başka işleriniz olabilir ama benim başka işim yok.
Azap topu kaldırıp eline aldı ve sahanın kırık kapısına doğru hareketlendi.
(Azap)-Size antrenmanınızda başarılar.
Miray hemen Azap’ı kolundan tuttu.
(Miray)-Nereye gidiyorsun?
(Azap)-Eve gidiyorum. Başkalarına ayıracak vaktim olmadığını söylemiştim.
Azap Miray tarafından geri çekilirken canını acıtmamak adına kolunu çekmiyordu.
(Miray)-Gitmene izin vermiyorum. Herkesle antrenman yapacaksın.
(Azap)-Bu bir emir mi? Çünkü sahada bana emir verebilecek kimse yok aşkım. Ne o herif ne de sen. Saha benim alanım.
(Deha)-Hey hey. Sakin ol dahi. Kimse evini senden almaya çalışmıyor. Sadece biraz misafirlik edeceğiz.
(Azap)-Kusura bakma ama benim evimde misafirlere yer yok. Evime yalnızca avlarım girebilir. Ve evime girenler asla geri çıkamazlar.
Azap keskin kuralları olan biriydi ve bu kurallarının dışına çıkmaktan nefret ederdi. Kurallarını bozma girişiminde bulunanlardan da haz etmezdi.
(Deha)-Sanırım bir yanlış anlaşılma var. Sahanın içinde bir avcı olabilirsin dahi çocuk, ama biz kesinlikle av değiliz.
(Azap)-Ah öyle mi? Gördüğüm kadarıyla çokta yırtıcı bir tarafınız yok. Oldukça zayıfsınız.
(Baskın)-Beyler, sakin olun. Gerilmenin bir anlamı yok.
(Azap)-Gerilmek mi? Buna değmezsiniz.
Azap gergin olmadığını belirtse de Deha gerilmiş gibi görünüyordu. Azap’ın bu kibirli havaları onu sinir etmişti.
(Azap)-Sizinle antrenman yapmak gibi bir niyetim yok. Zaman kaybından fazlası değilsiniz.
(Baskın)-Pekâlâ dahi çocuk. Bizimle antrenman yapma. Ama önce bizim seviyemizi görmeni isterim. Şayet söylediğin kadar kötü oyuncular değiliz.
(Azap)-Emin misin? Dünya geneline baktığımızda arka planda kalan yan karakterlerden farkınız yok. Dünya seviyesindeki en işe yaramaz oyuncu sizinle aynı seviyede zaten. O yüzden seviyenizi gözünde büyütme. Sizden çok var. Ayrıca son maçınızı gördüm. Gerçekten beceriksizsiniz. Özellikle de sen. Kaleyle karşı karşıya kalıp gol atamayan bir oyuncu Brezilya’daki takımımda olsaydı futbol hayatı biterdi. Karşısındaki kaleci üst düzey bir kaleci değilse tabii.
Azap açık açık onların yeteneksiz olduğunu ve sahip oldukları seviyenin bir şey ifade etmediğini söylüyordu. Dünya sahnesinde gördüğü şeylerden sonra bu tarz bir oyunculuk seviyesi onun gözünde kesinlikle işe yaramazdı.
(Oğuzhan)-Peki sana, takımın benimleyken daha iyi olduğunu söylesem.
(Azap)-Tipik bir kaptan modelisin derdim. Onlardan daha iyi oyun okuma yeteneğine ve bitiriciliğe sahipsin. Sana ayak uydurmak istedikleri için tüm yeteneklerini harcıyorlar ve güzel bir oyun sergiliyorlar. Önemli olan bunu sen yokken yapabilmeleri. Yani seninleyken daha iyi olmaları da bir şey ifade etmiyor.
(Oğuzhan)-Oyunumuzun birazını görmene rağmen çıkarım yeteneğin oldukça iyi.
(Azap)-Dünya sizin gibi yan karakterlerle dolu. Önemli olan ana karakter olabilmek. Hayır. Önemli olan şey ana karakteri öldüren o canavar olmak. Herkes kendi hikayesinin ana karakteridir. Ama şunu asla unutma Oğuzhan Dalgakıran.
-Yaşamak, başkalarını öldürmek demektir.
(Azap)-Ve benim futbolumda, sahaya adım attığım an insanlar ölmeye başlar.