İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 1

Cilt-1 Bölüm-1 Azrail'in Bacakları

O gün liseler arası futbol turnuvasının final maçının olduğu gündü. Karanlık Kan Lisesi ve Kara Kuyu Lisesi arasındaki mücadele 2-2 eşit bir şekilde ilerliyordu. İki takımda finale kadar ezici üstünlüklerle gelmiş ve diğer liseleri tabiri caizse paramparça etmişlerdi. Ve bu maçtan sonra U-20 oyuncu seçmeleri olacaktı. Yani lise takımlarındaki son maçlarını oynuyorlardı. O yüzden çok heyecanlı bir durumdalardı.

Bu maçta sergiledikleri performansa göre takıma seçilme ihtimalleri artacaktı. U-20 ligi onlar için çok önemliydi. Hepsi hayatlarını kurtarmak için buradalardı. Fakat birbirlerine karşı bir üstünlük kuramıyorlardı.

(??)-Pas ver!

Bağıran oyuncu orta sahadan forvete ani bir deparla ilerlemiş ve istediği pası almıştı. Önünü kesen iki defans oyuncusunu kıvrak hareketlerle geçerek kaleye yaklaşmış ve bacağını gererek şutunu ateşlemişti.

(??)-İşte… geliyor!

Attığı şut tüm hızıyla kalenin köşesine doğru ilerlerken Kara Kuyu Lisesi’nin atardamarı olan kaleci Doruk inanılmaz bir zıplayış sergileyerek topu tek eliyle tutmayı başarmıştı.

(Baskın)-Siktir.

(?)-İyi denemeydi Baskın. Geriye dön.

(Baskın)-Forvetimiz sakatlanmasaydı görecektim ben sizi.

Karanlık Kan Lisesi’nin forveti bir önceki maçta sakatlandığı için şu anda gol atmak konusunda sorun yaşıyorlardı. Yine de maçın başında 2 güzel pozisyon yakalayıp 2 gol atmışlardı. Tabii oyun ilerledikçe ve enerjileri azaldıkça performansları düşmüş ve gol atmaları zorlaşmıştı. Karşılarında liseler arası turnuvada finale kadar sadece 2 gol yemiş bir kaleci vardı. Kendi kalelerinde de 2 gol yemiş bir kaleci vardı. Ve o golleri sadece bu maçta yemişlerdi.

Yani iki takımda tüm turnuva boyunca tek bir gol bile yememiş kalecilere sahipti.

Kısaca bu mücadele oyunculardan çok kaleciler arasında geçen bir mücadele denebilirdi. Turnuvanın 2 yıldız kalecisi karşı karşıyaydı ve onlarca pozisyondan sadece 2’şer gol yiyerek kurtulmuşlardı.

Maçın son dakikalarıydı. Her an maç bitebilirdi.

Kara Kuyu için son bir atak şansı vardı diyebiliriz.

(Kurtuluş)-Çocuklar! Son saniyeler! Son bir atak için yeterli vaktimiz var! Durumu çevirebiliriz!

Kara Kuyu’nun kaptanı Kurtuluş tüm gücüyle bağırmış ve takımını ateşlemişti. Kalan zamanda etkili bir atak yapmayı başarırlarsa maçı 3-2 kazanabilirler ve turnuvanın şampiyonu olabilirlerdi. Tabii Karanlık Kan Lisesi’nin kalecisini geçmek zor olacaktı. Kendi kalecileriyle aynı seviyede olan bir kaleciyi aşmak kesinlikle kolay değildi.

(Savaş)-Yücelen. Topu direkt bana ver ve koş.

(Yücelen)-Tamamdır.

Hakem santra düdüğünü çaldığında Yücelen topu hemen Savaş’a verdi tüm gücüyle koşmaya başladı. Kaptan Kurtuluş hemen arkasındaydı. Savaş kıvrak bir çalımla doğruca Baskın’ı geçti ve Yunus Emre’yle karşı karşıya kaldı.

(??)-Beklediğimden daha iyi bir performansları var. Haha.

Maçın belki de son atağı başlamışken soyunma odasında ağır adımlarla ilerleyen biri kendi kendine konuştu.

(Yunus Emre)-O kadar kolay değil.

Yunus Emre Savaş’ın önünü kapatmışken bir anda Efe orada belirdi ve Yunus Emre’ye desteğe geldi.

(Efe)-Burada bitiriyoruz.

(Savaş)-Çok beklersiniz.

Savaş topu ayak ucuyla kaldırdı ve diğer ayağını hızla kaldırıp topa üstten vurdu ve yerden sekmesini sağladı. Yerden seken topa topuğuyla vurdu ve üstlerinden aşırtıp doğruca aralarından geçti.

(Efe)-Buna sadece bir kere kanarım.

Efe hemen geri atıldı ve Savaş’ın önünü kesti. Fakat Savaş bunu çoktan planlamış olduğu için topu kafasında sektirip Efe’yi şaşırttı ve…

(Savaş)-Koş Kaptaaan!!!

Aniden rövaşataya kalkarak topu Kurtuluş’a doğru pasladı.

(Efe)-Deha! Güven! Durdurun onu!

4 defanstan ikisi direkt olarak Kurtuluş’un önünde belirdiler ve yolunu kapattılar.

(Deha)-Buraya kadar Kurtuluş. Daha ileri gidemezsin.

(Kurtuluş)-Gitmek isteyen kim?

Kurtuluş kendisine gelen topun üzerinden atladı ve top defansın arkasına sarkmış olan Yücelen’in ayağına yapıştı. Yücelen diğer iki defansın kendisine yetişmesini bile beklemeden gerildi ve tüm gücüyle şut çekti.

Ateşlenen top doğrudan 90’a uçarken kaleci Coşkun ışınlanırcasına bir hızla köşeye fırladı ve parmak uçlarıyla bile olsa topu çıkartmayı başardı. Fakat Yücelen, Coşkun’un o topu çıkaracağına güvenerekten şut çektikten hemen sonra koşmaya başlamıştı ve boşta kalan topa yetişerek yeniden şut için hazırlanmıştı.

(Yücelen)-Sıfırdan şut çekmeye daha fazla çalışmalıydım.

Yücelen gerilip neredeyse dış çizgiden şut çekti.

(??)-Amatörler.

(Güven)-Coşkun kalk artık!

Güven yerden kalkan Coşkun’a bağırdı ve daha hızlı kalkmasını söyledi.

(Coşkun)-Kalktım be!

Coşkun topa atlamak için kendini hazırlarken top bir anda sağ tarafa doğru falso aldı ve tam topun gittiği noktada Kurtuluş havaya yükselmişti.

(Kurtuluş)-Hadi üçüncü gol! Üzme beni!

(??)-Kalecide kalacak.

Uçan Kurtuluş rövaşata için hazırlandı ve gelen topa kalan tüm gücüyle inanılmaz sert bir şut çekti. Coşkun kalenin diğer tarafında kaldığı için o topa yetişmesi imkânsız gibi görünüyordu ancak attığı tek bir adımla kalenin yarısını geçti ve ikinci adımından sonra zıplayarak topa uzandı. Topu tutamayacağını anladığı için topu ters tarafa fırlattı.

Deha tam topa vurup uzaklaştıracakken Yücelen bir anda topun önünde belirdi ve topu geri çekerek Deha’nın tekmesinin boşa gitmesini sağladı. Ardından topu ceza sahasının dışına fırlattı ve Savaş kendisine gelen topla birlikte son ortasını açtı.

Kurtuluş vole vurmak için koşarken Deha bir anda kalesinden ceza sahası dışına fırlayarak araya girdi ve topu Kurtuluş’un önünden çekti.

(Deha)-Rüyanda görürsün! BASKIN KOŞŞŞ!!!

Deha tüm gücüyle topu orta sahaya doğru ateşledi ve kimsenin tutmadığı Baskın topla buluştu. Fakat işin kötü yanı önünde kaleci hariç 7 oyuncu vardı.

(Yunus Emre)-Gidelim!

Yunus Emre kalan tüm enerjisini koşmaya harcayaraktan Baskın’a yardımcı oldu ve birlikte 3 oyuncuyu hızlıca geçtiler. Kalan 4 oyuncudan sıyrılmak için Baskın topu Yunus Emre’ye bıraktı ve…

(Baskın)-YUKARI!!!

Defans oyuncularını yarıp geçti ve Yunus Emre’nin aşırttığı topa vurmak için gerildi. Yunus Emre’nin paslarına sonuna kadar güvendiğinden dolayı hiç düşünmedi ve top daha yere bile değmeden voleyi patlattı.

Top tüm gücüyle üst köşeye doğru ilerlerken Kara Kuyu’nun kalecisi Doruk topu tutacağından emin bir şekilde zıpladı ancak top aniden yukarı doğru yükselmeye başlayarak üst direğe çarptı.

(Doruk)-Ne!?

Boşa düşen Doruk toparlanmaya çalışırken Baskın rövaşata için hazırlanıyordu.

(Doruk)-İzin vermem!!!

Fakat Doruk dengesini bile sağlamaya çalışmadan yere indiği gibi yeniden zıpladı ve Baskın’ın ayağındaki topu durdurdu. Baskın tüm gücüyle topu savurdu ancak Doruk’un kendisine izin vermeyeceği kesindi.

Top Doruk’un ellerinde kalırken ikili aynı anda yere çakıldı ve hakem maçın bitiş düdüğünü çaldı.

Son düdükle birlikte sahada kısa süreli bir sessizlik oldu ve sessizce geçen o saniyelerin ardından tribünler tüm sesleriyle parlayarak berabere biten bu heyecanlı maça tezahürat etmeye başladılar. Oyuncular ise bir bir kendilerini yere bırakmaya başlamışlardı.

(Baskın)-Yapma ya. Çok umutluydum o son şuttan.

(Doruk)-Git be. Kollarım kırılacak sandım. Nerede yetiştirdin o bacakları.

(Baskın)-Size inat yetiştirdim. Gol yemiyorsun be.

(Doruk)-Hahaha. Dur bakalım, asıl olay bundan sonra başlıyor.

(Baskın)-U-20 seçimleri değil mi? Seçilecek garanti isimler var gibi ne diyorsun?

(??)-Çokta mükemmel oynamadınız haberiniz olsun.

Karanlık Kan Lisesi’nin yedek kulübesinden yükselen sesle birlikte oyuncuların dikkati oraya çekildi. Yedek kulübesinden gelen sesle birlikte kulübede olanlar sesin geldiği kişiye baktı.

(?)-Sende kimsin be?

Yedek kulübesinde oturan tek oyuncu çocuğa dönerek kim olduğunu sordu. Onu daha önce hiç görmemişti. Takım menajeri Miray Duru ise konuşan çocuğu görünce şok geçirdi ve öylece donakaldı.

Karşılarında duran çocuk 1.83 boylarında ve yaklaşık 80 kiloydu. Yapılı bir vücuda sahipti. Siyah saçları çok uzun değildi.

(??)-N’aber bebeğim?

Çocuk sakince Miray’ın saçlarını okşadı ve Miray dili çözülmüşçesine bağırıp tüm gücüyle çocuğa sarıldı.

(Miray)-Azap!!! Aşkım!!!

Hiç bırakmayacakmış gibi çocuğu sıkarken aynı şekilde karşılık aldı ve ayakları yerden kesildi. Çocuk kendisini havada döndürmeye başladı. Birkaç defa döndürdükten sonra sakince yerine bıraktı.

(Azap)-Beni özledin mi bakalım?

(Miray)-Özlemez olur muyum!? Deli misin sen?

(?)-Siz, tanışıyor musunuz?

Çocuk meraklanmıştı. Genelde sakin olan ve çok gerekmedikçe aşırı tepkiler vermeyen menajerleri Miray şu anda çocuk gibi sevinçliydi.

(Miray)-Size hep bahsettiğim sevgilim. Azap.

(Azap)-Azap Kanlıgül. Memnun oldum.

(Oğuzhan)-Oğuzhan Dalgakıran. Memnun oldum. Futbol oynuyor musun?

(Azap)-Öyle de denebilir.

(Oğuzhan)-Pozisyonun ne?

(Azap)-Forvetim. Ama her pozisyonda oynayabilirim.

(Oğuzhan)-Anlıyorum. Bende forvetim.

(Azap)-Takımınız bitiricilikten yoksun. Hayatım, o sarışının adı ne?

Azap gözlerini Kara Kuyu kalecisinin yanında yatan sarışın çocuğa çevirdikten sonra Miray’a baktı. Oğuzhan’ın forvet olmasını çok önemsememişti.

(Miray)-Baskın. Baskın Sonveren. Kendisi iki forvetimizden biri.

(Azap)-Anlıyorum. Sanırım takımın aktif golcüsü sensin Oğuzhan. Diğerleri yalnızca seni desteklemek için varlar. Reddetmeye kalkma. Bu çok bariz. Oyuncularınız bitiricilikten yoksun. Rakip takımda aynı şekilde.

Oğuzhan tam konuşacaktı ki Azap onu durdurup kendisi reddetmemesini söylemişti. İlk bakışta bile takımda bitiriciliğin olmadığı anlaşılıyordu. Bu da demek oluyordu ki yedek kulübesindeki kişi yani Oğuzhan bu takımın bitiricisiydi.

(Azap)-Bu şekilde kalırsanız U-20’de bir şansınız olmaz haberin olsun. Hiçbiriniz bu şekilde seçmeleri geçemezsiniz. Da, bana ne işte. Aşkım, gidebilir miyiz?

(Miray)-Kapanış seremonisi var aşkım. Bir yere gidemeyiz.

Miray takımın menajeri ve adam yetersizliği yüzünden teknik direktörlüğünü yapıyordu. Yani oradan gitmesi imkânsızdı.

(Azap)-O zaman ben soyunma odasında sizi bekliyor olacağım.

Azap eğildi ve Miray’ı yanağından öperek soyunma odasına doğru yol aldı.

(Oğuzhan)-Bayadır görüşmüyorsunuz sanırım.

(Miray)-3 sene oldu.

(Oğuzhan)-3 sene mi? Neredeydi ki?

Oğuzhan 3 sene boyunca ayrı kalmalarını sağlayacak ne olduğunu merak etmişti ve aklına gelen ilk soru Azap’ın Türkiye değil de başka bir ülkede olmasıydı.

(Miray)-Brezilya’daydı.

(Oğuzhan)-Brezilya? Orada futbol mu oynuyordu?

(Miray)-Evet. Harika değil mi? Son 3 yıldır Brezilya’da top koşturuyordu. Sonunda yanıma döndü ama.

Miray’ın sözleri Oğuzhan’ın dikkatini çekmişti. Brezilya’da oynayan bir oyuncunun Liseler Arası ligde ortaya çıkmasının ne anlamı olabilirdi ki?

(Oğuzhan)-Yoksa…

“Bekle. Hayır. Olabilir mi? Brezilya’ya oyuncu götürmek için burada olabilir mi acaba?”

Oğuzhan emin olmamakla birlikte yavaşça yerinden kalktı ve seremoniye katılmak için hareketlendi.

***

Seremoni bittikten sonra herkes soyunma odasına gitmişti. Azap soyunma odasında beklediğinden hepsi şaşırmıştı. Miray herkese Azap’ın kim olduğunu açıkladıktan sonra soyunma odası yatıştı.

(Deha)-Hey Bay Yakışıklı. Gerçekten Brezilya liginde mi oynuyorsun?

Liseler arası bir turnuvada oynayan gençler için Brezilya ligi elbette bir hayalden fazlası değildi. O ligden gelen bir oyuncuyu farklı karşılamaları gayet doğaldı.

(Azap)-Oynuyordum. Ama ligden ayrıldım. U-20 ligi için ülkemi temsil etmeye geldim.

(Baskın)-Seçimler daha başlamadı. 1 ay falan var. Biraz erkenci değil misin?

(Azap)-Miray sürekli sizi övdüğünden dolayı gelip kendim görmek istemiştim ama çokta iyi değilmişsiniz. En azından Miray’ın abarttığı kadar yoksunuz.

(Miray)-Azap.

(Azap)-Sakin ol tatlım. Onları aşağılamıyorum. Ama seviyeleri aşağı yukarı bu noktalardaysa bırak dünya ligine çıkmayı U-20 ligini bile kazanamazlar.

(Baskın)-U-20 ligi hakkında bilgili gibi görünüyorsun.

(Azap)-Araştırmamı yaptım tabii. Ve emin olun şu anki halinizle U-20’de ayakta kalma şansınız yok. 22 kişilik bir takım kurulacak ve bu turnuvadaki bütün liselerden oyuncular alınacak. O yüzden fazla yükselmeyin. Aslında 21 kişi diyebiliriz. Beni takımda sayın.

Azap kendine öyle güveniyordu ki takıma seçileceğinden adı gibi emindi. O yüzden takıma 21 oyuncu seçileceğini dile getiriyordu. Diğerleri içten içe onun bu sözlerine sinirleniyor olsalar da Brezilya ligine girmiş bir oyuncu Türk ligine de girmeyi rahatlıkla başaracaktır.

(Oğuzhan)-Pekâlâ. Şimdi anlaşıldı. Kibirli olmak için oldukça fazla sebebin var değil mi? Yoksa Brezilya liginin genç yıldızı, gençlik liginin hükümdarı “Azrail’in Bacakları” Azap Kanlıgül mü demeliyim?

(Azap)-Deminden beri telefonda beni araştırıyordun demek.

Azap’ın Brezilya liginde olduğunu duyan Oğuzhan ister istemez herhangi bir yerde adının geçip geçmediğini merak etmişti ve soyunma odasına gelir gelmez telefonunu kaparak onu araştırmaya başlamıştı.

(Oğuzhan)-Elbette. Birden ortaya çıkan birini araştırmak istemem doğal. Da, ne için buradasın söyle bakalım.

(Azap)-Ne düşündüğünü biliyorum. Fakat düşündüğün şey için burada değilim. Kimseyi Brezilya’ya götürmeyeceğim. Türkiye U-20 ligi için buradayım.

Azap Oğuzhan’ın “ne için buradasın” sorusundan direkt neyi kastettiğini anlamıştı. Ki anlamaması için bir aptal olması gerekirdi.

(Oğuzhan)-Ülke içinde yapılacak U-20 ligi için buradasın ve yeni kurulmuş bir takımın seçmelerine mi katılacaksın?

(Azap)-Takımın yeni ya da eski olmasının bir önemi yok. Ayağımın altında dolanmayacak oyuncular olduğu sürece mahallede çocuklarla bile oynarım.

(Oğuzhan)-Peki. Sen bilirsin. Gireceğimiz bu U-20 ligi 12 takımdan oluşuyor ve turnuva bittikten sonra uluslararası ligler için tüm takımlardan oyuncular içeren tahminen 30 kişilik bir takım kurulacak. Ve bu takımla birlikte Türkiye’yi temsil edeceğiz.

Şu anda ligde halihazırda 11 takım vardı. Ülkenin farklı yerlerinden gelen oyuncuların oluşturduğu 11 farklı takım. 12. takımın oyuncuları da 1 hafta sonra seçilecekti ve 3 hafta sonra yani bugünden 1 ay sonra U-20 ligi başlayacaktı. 12 takımdan şampiyon olan takıma kupası takdim edildikten sonra da Uluslararası U-20 ligi için geniş bir takım kurulacak ve dünya ligine çıkılacaktı.

(Azap)-Anladım. Bilgi için teşekkür ederim. Bittiyse artık Miray’ı da alıp gidebilir miyim? Bu akşam için bir randevumuz var da.

(Oğuzhan)-Günün geri kalanı sizindir.

Oğuzhan gülümseyerek iki elini de havaya kaldırdı ve gidebileceklerini belirtti. Azap ise Miray’ın koluna girdi ve kapıya yöneldi. Fakat tam kapıdan çıkacakken durdu ve Oğuzhan’a dönerek…

(Azap)-Bu arada Oğuzhan. Babana benden selam söylemeyi unutma. Azrail’in selamı var dersen bilecektir.

(Oğuzhan)-Sen babamı nereden…

Oğuzhan’ın suratına sinsice gülümseyen Azap Oğuzhan’ın konuşmasına izin bile vermeden kapıyı kapattı ve Miray’la birlikte kaybolup gittiler.

(Miray)-Oğuzhan’ın babasını tanıyor musun?

(Azap)-Elbette. İtalya’nın gençlik takımlarından birine koçluk yaptığı zaman tanışmıştık. Çok iyi bir adamdır. Ama boş ver şimdi onu. Gidelim hadi. Annenler bizi bekliyor.

(Miray)-Ne?

(Azap)-Buraya gelmeden önce annenlerle görüştüm. Akşam yemeğe gidiyoruz. Sadece ikimiz olmayacağız yani.

(Miray)-E güzel. Onlarda seni özlemişlerdi zaten.

(Azap)-Özlemiş özlemiş. Annen bana sarılırken kaburgalarımı kıracak zannettim.

Azap Miray’ın ailesinin karşısına çıktığı o anı düşündü. Miray’ın annesinin o kadar güçlü olmasını hiç beklemiyordu.

(Miray)-Hahaha. Her zamanki annem işte. Elinden kolay kurtulamazsın.

(Azap)-Keşke kurtulabilsem. Ortadan sıkılmış meyve suyu kutusu gibi kaldım elinde kadının.

***

O günün akşamı planlanan yemek buluşması gerçekleştirildikten sonra Miray’ın ailesinin teklifi üzerine Azap onlarda kalmıştı ve sabah olduğunda herkesten önce kalkıp sabah sporunu yapmak üzere evden çıkmıştı.

Sabah sporu yaparken aynı anda olası futbol sahalarını da gezecek ve antrenman yapacak bir yer bakacaktı. Bir aylık bir süreçte antrenman yapmaya devam etmesi önemliydi. Formdan düşemezdi. Ha, şu anki formundan düşse bile U-20 ligine gireceği garanti sayılırdı çünkü mevcut yetenekleri ile diğerlerinden katbekat daha üstündü. O yüzden ağır antrenman yapmasa da olurdu.

(Azap)-Ev işi bir şekilde hallolduğuna göre ekipmanlarımı ayarlayabilirim demektir.

Ekipmanlarının büyük çoğunluğu Amerika’da yanında kaldığı futbolcunun evinde kalmıştı.

(Azap)-Bahçeli bir ev bulup Miray’a evlenme mi teklif etsem ki? Yok. Şu seçmeler bitsin düşünürüz. Şimdilik başka planlarım var.

Azap bir yandan koşarken bir yandan da kendi kendine konuşuyordu. Önce planlarını yerine getirmeli ve çevreye alışmalıydı. Alışma süreci çok sürmeyecekti çünkü zaten küçüklüğünü geçirdiği yere geri gelmişti. O yüzden alışma süreci uzun sürmeyecek ve hızlıca işlerine odaklanabilecekti.

***

Birlikte kahvaltı ettikten sonra Azap alması gereken bir şeyler olduğunu söyledi ve yakınlarda hiç spor mağazası olup olmadığını sordu.

(Miray)-Yakınlarda bir yer var ama eşyaları o kadar da kaliteli değil. Şehir içine gidebiliriz istersen.

(Azap)-Olur aşkım. Zaten orada da küçük bir işim var.

Gidecekleri yeri belirleyen ikili Miray’ın babasının arabasını aldı ve şehir içine doğru hareketlendiler.

(Azap)-Özel eşyalar yaptırabileceğim bir yer var mı burada? Özel ekipmanlarımın Amerika’dan gelmesi 2 haftayı bulur.

(Miray)-Bilmiyorum hayatım. Hiç öyle bir ihtiyacım olmadı.

(Azap)-Mantıken tabii. Peki bütün günümü geçirebileceğim bir saha var mı buralarda. Sabah biraz göz attım ama sahalar hep çocuklar için olan küçük sahalar.

Azap antrenman yapabilmek için bir sahaya ihtiyaç duyuyordu. Fiziksel antrenmanı evin bahçesinde de yapabilirdi ama toplu antrenmanlar için ev bahçesi uygun değildi.

(Miray)-Bizim lisenin olduğu sahaya gelebilirsin. Ben müdürle konuşurum.

(Azap)-Oraya gerek yok. Diğer çocukları da toplayabileceğim bir saha lazım. Normal boyutta bir futbol sahası güzel olur.

(Miray)-Tamam işte. Bizim okulun sahası normal boyutlarda. Sadece müdürle konuşmam gerekiyor.

Miray müdürle konuşursa okulda okumamasına rağmen Azap’ı o sahaya sokabileceğinden emin gibiydi. Diğer çocuklarda o sahada olacaklarından bir sorun olmayacaktı.

(Azap)-Yeterli değil bebeğim. Bana tamamen serbest bir yer lazım. Bütün günü geçirebileceğim tamamen kullanılmayan bir saha.

Azap okul gibi şeylere bağlı kalmak istemediğinden dolayı açık açık kendine ait olacak bir yer istiyordu.

(Miray)-Aslında öyle bir saha var. Yıllardır kullanılmıyor. Ama biraz uzakta.

(Azap)-O önemli değil bebeğim. Saha olsun yeter.

(Miray)-Eve döndükten sonra götürürüm seni.

(Azap)-Canımsın.

***

Şehir içine inip birkaç işlerini hallettikten sonra Azap son işlerini halletmek üzere bir spor mağazasına girdi ve bir sürü antrenman malzemesi aldı. Hepsini arabaya yerleştirdikten sonra ise eve doğru sürdü. Eşyaları eve bıraktıktan sonra sürücü tarafına Miray geçti ve Azap’ı dediği sahaya götürdü.

Saha evlerine yarım saat kadar uzaklıktaydı ve izbe bir yerdeydi.

(Miray)-Burası eskiden maçların yapıldığı bir yermiş ama sonradan şehre daha yakın bir saha yapma kararı almışlar. Şimdi ise tamamen boş.

Miray bu hikâyeyi zamanında babasından duymuştu.

(Azap)-Harikasın aşkım. Geri dönebiliriz o zaman. Acıkmaya başladım.

Azap’ın sahanın yerini öğrenmesiyle birlikte kafasında bir şeyler netleşmeye başlamıştı bile. Şu noktadan sonra tam 1 ay aralıksız olarak antrenman yapacaktı. U-20 ligine gireceği kesindi. Önemli olan şey uluslararası ligde yaşanacak olanlardı. Daha önce karşılaştığı rakipleriyle bu sefer ülkesini temsil ederek karşılaşacaktı ve onları ezici bir üstünlükle yenmek istiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.