İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 5 · 10 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 5

Cilt-1 Bölüm-5 Turnuvanın İlk Maçı

Turnuvanın ilk maçının olacağı gün geldiğinde oyuncularda olduğu kadar seyircilerde de büyük bir heyecan vardı. Kimilerinin çocukları o sahaya çıkıp belki de hayatını sonsuza kadar değiştirecekti.

İlk maç için bütün hazırlıklar tamamdı. Günün ilk ve tek maçı Çayırötesi takımıyla Alaybozan takımı arasında olacaktı. Tribünler ilk günün heyecanıyla dolup taşarken Azap ve Miray’da oradaydı. Diğerleri Erdem’in cehennem antrenmanı altında ezilirken Azap burada gözlem yapıyordu.

(Miray)-Sence hangisi kazanacak? Sahaya çıkmadan seninle bir iddiaya girelim mi?

(Azap)-Çayırötesi diyeceksen iddiaya gerek yok demektir. Çünkü kaybedecekler.

Azap gelmeden önce araştırmasını yaptığı için maçın nasıl işleyeceğine dair kafasında bir hikâyeye sahipti. Ancak Miray buna bir anlam verememişti. Daha maç başlamadan hatta oyuncuların nasıl oynadığını bile görmeden kesin bir kanıya varmak mantıklı değildi.

(Miray)-Fazla emin gibisin.

(Azap)-Dünde söylediğim gibi. Araştırmalar bunun içindir. Çayırötesi takımında öne çıkan bir oyuncu yok. Hepsi düz oyuncular ve ekstra bir yetenekleri yok. Alaybozan’da da öyle harika bir oyuncu yok aslında. Tek bir oyuncu oyunu taşıyor olacak. O da…

(Miray)-Ah, sahaya çıkıyorlar.

Miray’ın diğer seyircilerle birlikte aşırı heyecanlıydı. Önemli bir turnuvanın başlangıcını izliyordu ve yanında sevgilisi vardı. Sevgilisi maçlar için heyecanlı değildi gerçi ama Miray’ın heyecanı onu da yeterince mutlu hale getiriyordu.

Oyuncular sahaya çıkarken Azap Alaybozan takımını izliyordu. Kaptan bandı olan oyuncuyu görene kadar yüz ifadesi değişmedi. Kaptan bandını gördüğü an gülümsedi ve bacak bacak üstüne atarak ellerini birleştirdi.

(Azap)-Ederini görelim bakalım Doğan Alp Batı. Alaybozan’ın alaycı defansı.

Herkes bağırarak desteklediği takımın tezahüratını yaparken Kaptanlar hakemin yanına gitti ve yazı tura atıldı. Seçim yapıldı ve oyuncular yavaşça yerlerini alarak hakemin maçı başlatmasını beklemeye başladılar.

(Azap)-Yazı turayı kazansaydı da kaleyi seçerdi gibi.

Maçın ilk düdüğüyle birlikte oyuncular harekete geçti ve turnuvanın ilk maçı bu şekilde başlamış oldu.

Çayırötesi takımının orta sahası hızlı bir deparla bir oyuncuyu geçti ve soluna pas verdi. Soldaki oyuncu düz bir koşuyla doğruca kanattan fırladı ancak bir anda önü kesildi. Defans oyuncularından birisi hızlıca koşu yolunu kapatmıştı.

Çayırötesi’nin kanat oyuncusu topu iyi bir şekilde saklarken Alaybozan’ın defasnı geçmesine izin vermiyordu. Tek başına çok iyi baskı uygulayarak onu pas atmaya zorluyordu. Pas atabileceği oyuncular tutulduğundan dolayı da pas veremiyordu. Yani topu korumaktan başka çaresi yoktu.

Topu sürekli sağa ve sola çekiştirerek defansa kaptırmamak için diretiyordu. Ancak defansın ani bir hamlesi yüzünden topu kaybetti. Şanslı olacak ki top taca çıkmıştı. Derin bir nefes aldı ve hareketlenen arkadaşlarına baktı.

Orta sahalarının koşuya geçtiğini görünce gerildi ve tüm gücüyle taç atışını kullandı. Attığı top orta saha oyuncusunu aştı ve bir arkasındaki oyuncunun tam kucağına indi. En azından yapmak istedikleri şey buydu. Ancak Alaybozan takımının kaptanı Doğan tıpkı adı gibi bir doğan misali uçarak topu yakaladı ve hiç beklemeden uzun bir pas attı. Bu uzun pas kendi forvetlerinin ayağına düştüğü gibi de geri döndü ve eski pozisyonunu aldı.

(Azap)-Akıllıca bir hareket. Pas konusunda biraz iyi gibi.

Azap oyunu okurken Alaybozan’ın forveti kale önüne doğru ilerliyordu. Hızlı bir verkaçla iki oyuncuyu geçti ve ceza sahasının dışından bir şut çekti. Kaleci topu çok zorlanmadan durdurdu.

(Azap)-Penaltı noktasından vursa atabilirdi. Erkeklik taslıyor.

(Miray)-Efendim?

(Azap)-Alaybozan’ın forveti. Erkeklik taslıyor. Bacakları yeterince güçlü değil. Ceza sahasının dışından gol atması imkânsız. Asıl eğlence bu maçta olmayacak gibi.

Miray Azap’ın kendi kendine olan konuşmalarından anlamadığı için kendisine seslendiğini düşünmüştü. Azap’ın söylediği şeyi kısaca bir düşününce, o kadar detaylı bir düşüncenin maçtan zevk almasını önleyeceğini düşündü.

“Profesyonel ligden sonra bu maçlar ona boş geliyor olmalı.”

Miray bu düşüncesinde haklıydı. Ama hala…

“Bu turnuvada izlemeye değer maçlar olacağını düşünüyorum. Bu maç öyle olmasa bile.”

Bu düşüncesinden vazgeçmemişti. Bu turnuvada yer alan bazı oyuncuları izleme şansı bulmuştu ve kesinlikle çok iyi oyuncular olduklarından emindi. Pekâlâ Azap kadar olamazlardı belki ama onu heyecanlandıracak oyuncular olduklarından emindi.

Maç devam ederken bu sefer atak sırası Çayırötesi takımındaydı. Yine aynı orta saha oyuncusu atağı başlatıyordu. Hızlı bir deparla orta sahayı yarıp geçerken çabuk paslarla iki oyuncuyu geçti ama ceza sahasına yaklaşırken Doğan tarafından tek hareketle saf dışı bırakıldı.

Doğan temiz bir kaymayla topu çaldı ve uzaklaştırdı.

(Azap)-Hadi gidelim bebeğim. Göreceğimi gördüm.

(Miray)-E daha ilk yarı bitmedi.

(Azap)-Gerek yok aşkım. Bu kadarı yeterli. Seni arkadaşlarının yanına bırakıp Erdem’in yanına geçerim bende.

Azap yeterince şey gördüğünü düşünüyordu. Daha fazlasını izlemek sadece zaman kaybı olacaktı. 22 kişi arasından görmesi gereken tek kişi Doğan’dı ve onun da fazla bir numarası olmadığından uzun uzun analiz etmesine gerek yoktu.

***

Miray’ı arkadaşlarının yanına bırakan Azap oradan antrenman sahasına gitmişti. Erdem’in çocuklara acı çektirdiği metrelerce öteden anlaşılıyordu. Acı olmadan gelişme olmayacağı için buna katlanmak zorundalardı.

(Azap)-Hey! İblis antrenör.

Azap yanlarına yaklaşırken bağırdı ve dikkatleri üzerine çekti.

(Erdem)-Öyle durmaya devam edin.

Erdem oyuncuları uyardı ve arkasını dönerek Azap’a doğru yürümeye başladı.

(Erdem)-Gözlem nasıldı?

(Azap)-Sıkıcı. Alaybozan bir tehdit değil. Doğan ise ortalamadan biraz daha iyi bir defans. Birkaç numarası var.

(Erdem)-Numaraları duyalım.

(Azap)-Gözlem yeteneği iyi ve kendine ayrılan defans alanını harika koruyor. Kendi çapında harika. Onun dışında oyunu okuyabiliyor gibi görünüyor. Esnek bir vücudu var. Bilekleri açık. Top kontrolü konusunda yeterince iyi. Deha ya da diğerleri kadar iyi olmasa da Baskın ve Doğukan’ı uğraştıracaktır. Araya girme konusunda da iyi. Top çalma konusunda bir sorunu yok. Uzak mesafe oyuncusu. Aldığı topları yarı sahanın ardına atıyor. Alaybozandakilerin düzeni gizlice sızmak ve Doğan’ın paslarını gole çevirmek üzerine kurulu. Ama merak etme, Doğan dışında hiçbiri bir işe yaramazlar.

Azap gözlemlerini hızlıca Erdem’e aktarmıştı. Kısa sürede oldukça fazla gözlem yapmıştı. Bu da onun oyunu ve oyuncuları okuma konusunda ne kadar iyi olduğunu gösteriyordu.

(Erdem)-Ona benzer bir defans yapabilir misin?

(Azap)-Aynısını yapamam. Yapabilirim ama basit hareketlerle uğraşamam.

Azap öyle basit hareketleri kopyalamakta zorlanmazdı ama o hareketler seviyesine göre düşük olduğundan tekrarlamasına gerek yoktu.

(Erdem)-Aynısını yap demiyorum zaten. Doğan’dan daha iyi bir defans ol yeter. Tek başına hepsini tutabilir misin?

(Azap)-Hepsinin tutmak basit. Ama seviyeyi biraz artırmamı istiyorsun sanırım? Bundan emin misin?

(Erdem)-Sadece biraz. Sert bir defansa karşı akıllarını kullanmayı öğrenmeliler.

(Azap)-Seviyeyi değiştirmiyorum o zaman.

Azap mevcut oyununun üstüne ekstra bir şeyler katmaya gerek görmüyordu. Kullandığı mevcut gücüyle hepsini ezip geçebilirdi zaten.

(Erdem)-Sen bilirsin. Sadece iyi bir defans ol. Hey veletler! Toplanın! Bugünden itibaren farklı bir metoda geçiyoruz!

Herkesi önüne toplayan Erdem konuşmaya devam etti.

(Erdem)-Bundan sonra biraz farklı bir yol izleyeceğiz. Sahadaki her pozisyona karşı oynayabilecek şekilde gelişeceksiniz. İlk hedefiniz defans olacak. Özellikle forvetler, siz defansları kolayca geçmeyi öğreneceksiniz. Azap, defansa geç. Geri kalanlar sıraya geçin. Amacınız Azap’ı geçmek olacak. Kaleciler hariç herkes bunu yapacak. Amaç hepinizi her pozisyona karşı oynayabilecek hale getirmek. Toplarınızı alın.

Azap elleri cebinde şekilde defansa doğru geçerken diğerleri hızla yerlerini aldılar.

(Erdem)-Kramponsuz iyi olacak mısın?

(Azap)-Kim olduğumu sanıyorsun?

Azap şu anda sahada bulunmak için gerekli şeylere sahip değildi. Altında normal bir ayakkabı ve üstünde kot pantolon vardı. Ama bunun sorun olmadığını söylüyorsa sorun yok demekti.

(Azap)-İlk hanginiz geliyor?

(Oğuzhan)-Ben geliyorum.

Azap arkasını dönüp kimin geleceğini sorduğunda ilk ses Oğuzhan’dan yükselmişti. Azap’a karşı hırslı olduğu kesindi. Bu hırsı doğru şekilde kullanırsa kendini çok hızlı bir şekilde geliştirebilirdi ama kullanamazsa hırsında boğulur ve hiçbir şey elde edemezdi.

Oğuzhan ayağındaki topa baktı. Gerildi ve topla birlikte koşmaya başladı. Azap’a hızla yaklaştı ve onu geçmek için ilk hamlesini yaparak topu sağa çekti ve Azap kendine hareketlendiği an topu Azap’ın bacak arasından geçirmeye çalıştı ancak Azap zaten Oğuzhan’ın bunu yapacağını bildiğinden bacaklarını kapattı. Seken top için ikisi birden harekete geçtiler ancak Azap daha hızlı olduğu için topu aldı ve ayağını dışa çekermiş gibi yapıp içe çevirdi ve Oğuzhan’ı geçti.

(Erdem)-Air Elastico. Her zaman işe yarar.

Ancak Oğuzhan direkt arkasını döndü ve Azap’a doğru atıldı. En azından bunu yaptığına inandı çünkü Azap elini omzuna koymuş ve Oğuzhan’ın dönmesini engellemişti.

(Azap)-Başarısız. Sıraya dön.

(Oğuzhan)-Tch!

Oğuzhan topu eline aldı ve sinirli bir suratla sıranın arkasına yürüdü.

***

(Erdem)-Tamam. Bu kadar yeterli.

Günün ilerleyen saatlerinde bir kişi bile Azap’ı geçememişti. Azap her seferinde onları kolayca durdurmuş ve topu kapmıştı. Onu geçmeye sadece iki kişi yaklaşabilmişti. Birisi bariz şekilde Oğuzhan diğeri ise Deha’ydı.

Deha bir defans olarak Azap’ın hareketlerini iyice okumuş ama yine de başarılı olamamıştı. Oğuzhan tam 9 deneme yapmış ve sadece birinde Azap’ı geçmeye yaklaşmıştı. Tabii aşağılayıcı bir şekilde def edilmiş ve hırsına hırs katılmıştı.

(Erdem)-Herkes buraya baksın. Yarın antrenman yapılmayacak çünkü diğer gün maçınız var. Şimdi, ilk 11’i açıklayacağım. Ana takıma giremeyenler kendini geliştirmeye devam etsin.

Herkes ilk 11 oyuncularını duymak için oraya toplanırken Azap arka tarafta top sektiriyordu. İlk 11’de olanlar biraz bile umurunda değildi.

(Erdem)-Kalede Doruk Gündeviren. Senden iyi şeyler bekliyorum. Defansta, Ozan Öğüt, Batur Dizdar, Emirhan Dirikan ve Deha Zihniaçık. Orta sahada Ayberk Parlak, Yunus Emre Kurt, Yücelen Efe Dağhan, Seçkin Başkurt. Son olarak forvetler ise Kurtuluş Canseven, Oğuzhan Dalgakıran ve Baskın Sonveren.

Herkes bir anda durmuş ve arkada top sektiren Azap’a bakmıştı. Azap dikkatini toptan hiç ayırmadan…

(Azap)-Ne bakıyorsunuz aptallar? Bu kadar önemsiz bir maç için benim sahaya çıkacağımı düşünmediniz değil mi?

Haklı olarak böyle söylemişti. Kendi seviyesindeki bir oyuncunun basit bir maça çıkması gerek yoktu. Neden kendini basit maçlarda yorsundu ki? Erdem’de bunun farkında olduğundan Azap’ın adını ilk 11’de geçirmemişti.

(Erdem)-Dağılabilirsiniz çocuklar. Yarın iyice dinlenin. Azap yarın boşsun diye gelmemezlik yapma. Takımları inceleyeceksin.

(Azap)-Tch!

Azap dilini şıklattı. Yarınki maça gidip gözlem yapmak istemiyordu.

(Azap)-Yarın Miray’ı yemeğe götürürüm diyordum bende.

(Erdem)-Sabah çıkartırsın yemeğe. Maç akşam 6’da.

(Azap)-Sal beni ya. Ne yapayım o aptal takımları gözlemleyip? Yarınki takımda göze çarpan bir oyuncu yok sonuçta.

Göze çarpan bir oyuncu yoksa Azap için gözlemlenecek bir şey de yoktu. Vaktini boşa harcamak istemiyordu. Miray’la vakit geçirmek onun için daha önemliydi. Bir işine yaramayacak maçlara gidip de sıkılmak istemiyordu.

(Azap)-Bir dakika lan. Maça gelip 10 dakika sonra kaçabilirim.

(Erdem)-Seni duyduğumun farkındasın değil mi?

(Azap)-Evet evet her neyse. Kaçacağım nasıl olsa. Duyman önemli değil.

Azap elini aşağı yukarı sallayıp Erdem’i umursamadığını göstermişti. Yarınki maça gidecek ve biraz oturup kaçacaktı. Bu iyi bir plandı. Uygulaması basit ve etkili, efektif bir plan.

***

Bir günlük dinlenmenin ardından oyuncuların tamamı maça çıkmak için kendilerini hazır hissediyorlardı. Erdem soyunma odasında onlara gerekli son direktifleri verirken oyuncular çoktan altın sarısı ve beyaz renkleri taşıyan formalarını giymişler ve maça çıkmak için heyecanlarını kontrol etmeye çalışıyorlardı. Bu maçı kesinlikle kazanacaklarını biliyorlardı fakat yine de heyecanlanmadım edemiyorlardı çünkü bu maçla birlikte hayatlarını kurtarmalarını sağlayacak olan plan devreye girmiş olacaktı.

Bu turnuva bittikten sonra şampiyon olsalar da olmasalar da aralarından bazıları U-20 gençlik takımına katılacak ve dünya çapına açılacaktı. Belki de dünya çapına açıldıktan sonra Türkiye’deki ya da dünyadaki büyük takımlarda profesyonel oyuncular olacaklardı. O yüzden kalpleri deliler gibi çarpıyordu.

(Erdem)-Pekâlâ çocuklar! Bu turnuvadaki ilk maçınız birazdan başlayacak. Şu ana kadar size öğrettiğim her şey önümüzdeki maçları geçmeniz için size fazlasıyla yeterli olacaktır. Sakın bir aptallık yapıp sakinliğinizi kaybetmeyin.

Oyuncular büyük bir dikkatle Erdem’i dinliyorlardı. Hayatlarını değiştirebilecek o plan sonunda başlamıştı. O büyük gün gelmişti.

(Erdem)-Sahaya çıkmadan önce son bir şey söylemek istiyorum. Küçük bir meydan okuma da diyebiliriz. Şu andan itibaren turnuva bitene kadar gol yemeniz yasak. Anlaşıldı mı?

Oyuncular anlam verememiş gözlerle birbirlerine bakmaya başladılar. Bir kendilerine bir de Erdem’e bakıp duruyorlardı. Erdem’in neden bir anda böyle bir meydan okumayla karşılarına çıktığını anlayamamışlardı. Neden hiç gol yememelerini istiyordu ki? Bu bir meydan okuma için fazla zor değil miydi?

Pekâlâ gol yemeden 1 ya da 2 maç geçmek harika olurdu ama bütün bir turnuvayı hiç gol yemeden bitirmek gerçekten zor bir şeydi ve turnuvadaki bazı takımların sahip olduğu bazı oyuncular düşünüldüğü zaman bu kesinlikle çok zor bir durumdu.

(Erdem)-Bana öyle bakmayın. Turnuvada 16 takım var. Bunun anlamı final maçı dahil sadece 4 maça çıkacaksınız. 4 maç boyunca gol yememek öyle zor bir şey değil. Kaleciniz yeterince iyi. Defansta yeterince iyi olursa gol yemeden turnuvayı bitirebilirsiniz.

(Baskın)-Ama koç. Böyle yaparak defanslara ve kaleciye çok yük bindirmiş olmuyor musunuz?

(Erdem)-Yük mü? Bu kadar basit bir turnuvada bile yük hissedeceksiniz takımı bırakabilirsiniz? Bu bir motivasyon konuşması değil Baskın. Bu bir emir. Size bir emir veriyorum ve o emri gerçekleştireceksiniz. Aksi takdirde U-20 takımına alınmamanız için bir dilekçe yazacağım ve hepiniz futbol hayatınıza veda edeceksiniz. Anlaşıldı mı?

Oyuncular korkunç bir rüyadaymış gibi hissetseler de bu gerçekti. Erdem onları çok zor bir yolculuğa çıkarıyordu. Bunu başarmaktan başka çareleri yoktu. Özellikle de Erdem’in lakabı “İtalya’nın Gaddar Yöneticisi” iken.

(Erdem)-Şimdi çıkın ve o maçı kazanın.

Oyuncular yavaştan soyunma odasını terk ederken…

(Azap)-Sert bir yüz ifadesi ve sert bir görüntü bir yalanı elbette ki doğru kılabilir. Onların futbol hayatını bitirmek mi? Korkuyu kullanıp onları uç noktalara itiyor ve zorla gelişme hızlarını artırıyorum desene sen şuna? Gerçekten gaddarsın.

(Erdem)-Bunu sen mi söylüyorsun?

(Azap)-Evet. Ben söylüyorum erdem unutma ki bu takımın koçu, antrenörü ya da kendine her ne şekilde seslenmek istiyorsan o sensin. Ben sadece bu takımdaki bir oyuncuyum yani takımın maçı kaybedecek olması benim suçum olmayacak çünkü ben ilk 11’de bile değilim. Unutma Erdem, İtalya’da değiliz ve o çocukları çıkardığın lig İtalya ligi kadar sert değil. Çocukları kırabilirsin. İtalya’da “İtalya’nın Yöneticisi” olarak anılmana gerçekten şaşmamak gerek. Fakat ne var ki bunlar işe yaramaz yöntemler değil. İnsanları uç noktalara itmek onları birer canavara dönüştürebilir.

Azap gülümsedi.

(Azap)-Sonuçta … fenomeni uç noktalarda ortaya çıkan bir şey.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.