Oğuzhan Azap'ın antrenman sistemine ayak uydurmaya çalışırken diğer oyuncular da izledikleri maçın bitimiyle birlikte antrenmana gelmişlerdi. Oğuzhan'ın Azap'la çalıştığını gören oyuncular kendi kendilerine hırs yapıp bugün yapmaları gereken antrenmanı bile isteye daha zor hale getirme kararı almışlardı.
(Erdem)-Azap'ın üstlerindeki etkisi düşündüğümden daha fazla oluyor. Özellikle Oğuzhan fazlasıyla kendinden geçiyor. Otopilotu tam anlamıyla kullanmaya başlarsa Azap kadar yükseklere çıkabilir. Gerçi, dünya hala çok büyük. Dışarıda neler olduğunu ben bile bilmiyorum.
Erdem durumu gözden geçirip kendince çıkarımlar yaparken Oğuzhan'ın bacakları daha fazla bu tempoya dayanamamış ve yere düşmüştü. Azap'ın yaptığı bu antrenmanı yarı ağırlıkla bile yapıyor olsa da sınır bu kadardı.
(Oğuzhan)-Nasıl bir dayanıklılığın var lan senin!? Yarı kilonda senden en az 1 saat daha sonra çalışmaya başladım ama hala ilk düşen ben oluyorum.
Azap yaptığı hareketi bırakırken Oğuzhan'a gözünün ucuyla baktı.
(Azap)-Daha yolun başındasın salak. Benimle yarışmayı mı düşünüyorsun? Ben yıllardır bunu yapıyorum.
Azap açıkça durumu ve aralarındaki farkı belirtirken Oğuzhan ayağa kalkmaya çalışıyordu ancak bacakları buna izin vermiyordu.
(Azap)-5 dakika dinlen. Bacakların biraz sakinleşsin. Kendini sakatlamak istiyorsan ayrı tabii.
Sırtındaki çantayı yere bırakan Azap Erdem'in yanına gitti.
(Azap)-Antrenmanım bitti. Gidiyorum ben. Ha birde, oğluna söyle en az 1 saat dinlensin. 1 saat sonunda adım atmakta zorlanıyorsa eve yolla.
(Erdem)-Bunu bana söylediğinin farkındasın değil mi? Koça? Türkiye'nin eski "Kanlı Kaplan"ına?
(Azap)-Oğuzhan'ın benden daha iyi olmasını istediğini ikimizde biliyoruz. Aptalca takıntılar yapmadığını bilemem. Umarım "Kanlı Kaplan" lakabını futbol hayatının kırılan kemiklerinle birlikte bittiği son maçta aldığını hatırlıyorsundur.
(Erdem)-Tch! O olay unutuldu sanıyordum.
"Alt tarafı kırık bir bacak ve kaburgayla yarım saat top oynadım."
(Azap)-Hepiniz hakkında bilgim var Erdem. Bir zamanlar insanların "Katil Topçular" dediği takımın kaptanı olduğunu da biliyorum. Gerçi onu herkes biliyor. Oğuzhan'ın beni geçmesini takıntı haline getirme. Bu yalnızca Oğuzhan'ın seviyesini düşürür. Onu kendi haline bırak. Senin kadar büyük bir hırsa sahip.
Azap gerek küçüklükten beri maçları takip ediyor olsun gerekse yaptığı araştırmalar olsun kendinden önce nesiller hakkında fazlasıyla bilgi sahibiydi.
(Erdem)-Benim kadar hırsa sahip öyle mi? Bu kanıya nereden vardın peki?
(Azap)-Yaptırdığım antrenman. O antrenmanı ilk defa yaptığımda 10 dakika olmadan ayağa kalkamaz hale gelmiştim. Oğuzhan'da öyle oldu. Ama 1 saat boyunca o antrenmana devam edebildi. Eğer yeterince güçlü değilsen antrenman bile olsa bacaklarını kırabilecek düzeyde bir çalışma programı bu, ki sende bunu çok iyi biliyorsun. İlk defa yapan birinin 1 saat dayanması sadece birkaç nitelikli oyuncunun yapabileceği bir şey. Ya da...
Azap'ın kullandığı bu antrenman hızlı bir güç artışı sağlıyor olsa da aslında genelde askeriye gibi yerlerde kullanılan hızlı gelişim sağlaması için geliştirilmiş özel teknikleri temel alıyordu. O yüzden yeterli dayanıklılığa sahip değilseniz bu gibi antrenmanlar spor hayatınızı bitirebilirdi.
Azap'ta en başta Oğuzhan'ın hızlıca yorulup pes edeceğini düşünmüştü ama Oğuzhan beklenmeyeni yaparak Azap'a ayak uyduramasa bile 1 saat boyunca o cehennemvari antrenmanın altından kalkmayı başarmıştı.
(Erdem)-Ya da ölsen bile seni ayağa kaldıracak kadar büyük bir hırsa sahip olman gerekli. Ne diyebilirim ki? Benim oğlum.
(Azap)-Evet. Senin kanını taşıyor. Ama senden daha fazla potansiyele sahip.
(Erdem)-Söylesene Azap. Sence Oğuzhan benim yerimi doldurabilir mi?
(Azap)-Yerini doldurmak? Hayır. Oğuzhan senin yerini dolduramaz.
Erdem Azap'a bakıp gülümsemişti. İstediği cevap bu değildi. O olumlu bir cevap istiyordu. Beklediği cevabı alamadığı için biraz üzülmüştü. Oğlunun kendi gibi dünya çapında tanınan bir oyuncu olmasını çok istiyordu. Ancak tam o anda...
(Azap)-Ama... sen kim oluyorsun da Oğuzhan'la kendini kıyaslıyorsun?
Azap'ın sözleri Erdem'i beyninden vurmuştu. Azap'ın neyi kastettiğini çok iyi biliyordu. Bunun için düşünmeye bile gerek yoktu. Azap için Oğuzhan Erdem'i geride bırakma konusunda hiç zorluk çekmeyecekti.
Erdem'in güneş gibi parlayan gözleri Azap'ın ay soğukluğu taşıyan bakışlarıyla çarpışırken Azap o bakışmadan sıyrıldı ve yoluna devam etti.
(Azap)-Dediklerimi unutma.
Azap sahayı tamamen terk etmeden önce son olarak bu sözleri söylemişti ve gözden kaybolmuştu. Erdem çocukların antrenmanına farklı şeyler eklemek için harekete geçerken Azap çıkışa giden soğuk ve karanlık koridorda ağır adımlarla yürüyordu. Ancak birden durdu. Ve arkasını dönüp geldiği yola baktı.
Yoktan kopan bir rüzgâr saçlarını okşayıp geçti ve kara kanatlarından dökülen karanlık tüyler koridoru doldururken rüzgârın gücüyle birlikte sahaya kadar savruldu. Sahaya akın eden tüyler parçalanarak yeşil sahayı karanlığa boyadı ve Azap...
(Azap)-Yine de...
Şeytani bir gülümseme sergiledi ve...
(Azap)-Ne yaparsa yapsın "ölümün" ötesine geçemez değil mi?
***
Bir anda esen sert bir rüzgâr Oğuzhan'ın bedenini sıkıca kavrayıp tabiri caizse üstüne basıp giderken tüylerini diken diken etmeyi de ihmal etmemişti. Titreyen Oğuzhan...
(Oğuzhan)-O ne be? Üşüdüm bir an.
Oğuzhan'ın titremesi geçerken yavaş yavaş ayağa kalkabilmeye başlamıştı ama hala yürüyebilecek düzeyde değildi.
(Erdem)-Oğuzhan. Ayağa kalktığında eve git ve dinlen. Bugünlük sana izin. Diğerleri! Pas antrenmanına başlayın. Çapraz paslaşma yapacaksınız bugün. Hadi hadi hadi hızlı olun!
Oğuzhan çöktüğü yerde oturmaya devam ederken baş parmağıyla babasını onaylayıp kendini yeniden yere bırakmıştı. Biraz daha yatıp dinlenmek istiyordu. Sahanın ortasında olmadığı için rahatça yatabilirdi.
Diğerleri pas antrenmanı yaparken Oğuzhan yattığı yerde gözlerini kapatmıştı.
(Oğuzhan)-Hadi bakalım Oğuzhan. O hissi yeniden hatırlamaya çalış.
Otopilota girdiği zamanki hissettiği duyguları bir süredir yeniden hissetmeye çalışıyordu. Vücudunun hafifliğini, bütün sahanın kuş bakışı şekilde tepeden görünüşünü vücuduna çarpan rüzgârın sertliğini ve diğer her şeyi.
Hepsini hatırlamaya çalışıyordu ama yeterince başarılı olamıyordu. O günkü duygularını tam olarak idrak edemiyordu. Bir şeyler harikaydı ama şimdi o harikalıktan yoksundu.
(Oğuzhan)-Sadece hırsım bunu yaptırmış olamaz. Vücudum bir tüyden bile hafif gibi hissetmiştim.
Rüzgârı hissetmeye çalışan Oğuzhan kendi kendine konuşmaya devam ediyordu. Rüzgâr vücudunu okşayıp geçiyor ve teninin üstünde ellerini gezdiriyordu. Yattığı çimlerin batma hissi vücudunu uyarırken çimlerin her bir zerresini hissetmek için çaba gösteriyordu.
(Oğuzhan)-Tekrar sahayı kuş bakışı görebilirsem... eğer yapabilirsem...
Oğuzhan nefes alışverişini yavaşlattı. Aynı anda çevrenin sesleri solmaya başladı. Azalmaya başlayan seslerle birlikte Oğuzhan'ın odak seviyesi artmaya başladı. Rüzgârın sesi kulaklarındaki diğer sesleri alıp götürürken bedenine çakılan çimlerin yarattığı etki giderek artmaya başlamıştı.
Sahada yattığı yeri tam anlamıyla anlamlandırmıştı.
(Oğuzhan)-Sahanın 78. metresi. Taç çizgisi üstündeyim.
Oğuzhan'ın zihninde aniden bir karanlık belirmiş ve gri renk hayaletler o karanlığın farklı yerlerinde kendilerini göstermişti. Ardından da tanıdık bir ses o hayaletlerden yükselmeye başlamıştı. Tok bir ses. Sanki...
(Oğuzhan)-3-2-1. Şimdi.
Ve aynı tok ses bir kez daha duyulmuştu. Sonra da arka arkaya hiç durmadan o ses yankılanmaya başlamıştı.
(Oğuzhan)-Paslaşıyorlar.
Sesler kesilip aradan zaman geçtikten sonra yeniden pas sesi yükseliyordu. Oğuzhan bütün odağını pasların zamanlamasını anlamak için harcıyordu. Gri hayaletler öylece dikiliyorlardı ve topu hissedemiyordu ama seslerini duyabiliyordu.
Rüzgâr, topların sesini ona ulaştırıyordu.
(Oğuzhan)-Topa sert vuruyor. Pars olmalı. 3-2-1. Şimdi. Atilla plase vurdu. 3-2-1, Pars... Topa vurmadı. Ah, topu sektiriyor.
Biraz daha odaklandı. Sesleri iyice anlamlandırmaya çalıştı.
(Oğuzhan)-Birinin ayak sesleri yaklaşıyor. Ağır adımlar. Galiba babam. Pars voleyle pas verdi.
Görüşü ve göğsü yavaş yavaş daralırken bir anda gözleri açıldı ve derince nefesler almaya başladı.
(Oğuzhan)-Haa. Huu. Haa. Huu.
Odaklanırken o kadar ileri gitmişti ki nefes almayı unutmuştu. Zaten odaklanabilmek için nefes alışverişini yavaşlatmışken nefes almayı bıraktığının farkına bile varmamıştı.
(Oğuzhan)-Siktir. Bu iş antrenmandan daha zor olacak gibi.
Hala nefesi düzene oturmamışken babası yanına geldi.
(Erdem)-Ne yapıyorsun? Kıpkırmızı olmuşsun.
(Oğuzhan)-Odağımı artırmaya çalışıyordum. Ama nefes almayı unutmuşum.
(Erdem)-Derin Odak ha? O öyle kolayca yapabileceğin bir şey değil.
(Oğuzhan)-Odak değil. Otopilotta hissettiklerimi hatırlamaya çalışıyorum.
(Erdem)-O zaman işin daha zor. Otopilotta hissettiklerini tekrarlamaya çalışma. Başarsan bile otopilot öyle işlemiyor. Derin Odağı denemen daha iyi olur.
(Oğuzhan)-Neden ki? Otopilottayken her şey çok daha net ve eksiksizdi.
(Erdem)-Tamda bu yüzden zaten. Otopilotun olayı algılarını zirveye çıkarması değil. Otopilot bir robotun savaş moduna geçmesi gibi bir şey. Seni insan sınırlarının ötesine taşıyor ve bu sınırların ötesinde beynin, genişleyen algılarına yetişmekte zorluk çekiyor. O yüzden beyin kendi kendini zorlayarak daha fazla çalışmaya başlıyor ki duyularının yolladığı her şeye tepki verebilsin. Ancak derin odak öyle değil. O direkt olarak algılarını genişletiyor ama beynini yormayacak şekilde. Daha çok tahmin ya da öngörü gibi işliyor. Bir boksörün refleksleri gibi düşün. Yumruklardan kaçınmak için antrenman yaparlar ve sonra refleksleri bu hareketleri emerek bir sonraki sefere daha kolay kaçınma sağlar. Derin Odakta ne kadar ustalaşırsan vücuduna o refleksler gibi yerleşir. Ama otopilot öyle değil. Biri yıkımı temsil ederken birisi sakinlik ve dinginliği temsil eder. İkisi bir arada kullanırsan da...
(Oğuzhan)-Durdurulamaz olursun.
(Erdem)-Aynen öyle. Azap ya da Huzur'un oyun takipleri neden bu kadar iyi sanıyorsun. O canavarların ikisi de derin odakta oldukça ileri bir seviyedeler. Hatta Azap en üst seviyede bile olabilir.
(Oğuzhan)-Azap ve sakinlik ha?
(Erdem)-Onun gibi delicesine oynamak ve sakince oyunu gözden geçirmek arasında fark var evet ama fark etmediysen söyleyeyim o kadar curcunanın içinde bile soğukkanlılıkla oyunu okuyor ve hızlı kararlar alıyor. Yani delirmiş gibi oynasa bile arka planda beyni soğuk planlar yapan bir makine gibi işliyor.
(Oğuzhan)-Tch! Desene daha çok yolum var.
(Erdem)-Fazlasıyla yolun var oğlum. Ama bu hissi unutma. Derin Odağı kavramaya ve bedenine yedirmeye çalış. Çünkü derin odak bir yerden sonra asla kapanmayan bir şeye dönüşüyor. Zihnin onunla tamamen uyumlu hale geliyor ve çevrene karşı algıların her zaman aktif kalıyor.
(Oğuzhan)-Alt tarafı futbol lan bu. Neden bu kadar karmaşa var bu işin içinde?
Oğuzhan serzenişteyken gözlerini babasından ayırdı ve gökyüzüne dikti.
(Oğuzhan)-Siktir et. Bugünlük burada bırakıyorum.