O gün Azap antrenmana gitmemişti ve kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Kimseyle uğraşmak istemediği için hiçbirine telefon numarasını vermemişti. Erdem'e bir şey söylemediği için antrenmana gelip gelmeyeceğini bilmiyorlardı.
Ama Erdem bunu hiç umursamıyordu. Azap'ın antrenman yapıp yapmaması hiç mi hiç umurunda değildi. Azap'ı sadece çocukların aşağılık komplekslerini tetiklemek ve sınırlarını zorlamaları için kullandığından onun için Azap'ın varlığı hiçbir şey ifade etmiyordu.
Azap'a öğretebilecek hiçbir şeyi de olmadığı için şu anda antrenmanda olmuyor oluşu dert edeceği bir şey değildi.
(Erdem)-Biraz kafa dinleriz en azından.
Oturduğu yerden kalkan Erdem çocuklara seslendi.
(Erdem)-Durmayın sakın! 50 şınav daha. Daha sonrasında 2000 ip atlayacaksınız.
Erdem zaman geçtikçe antrenmanlarına yeni şeyler ekliyordu. 1 hafta önce günde 3 saat olan antrenman süreleri şu anda 5 saati geçmişti. Erdem bu hafta bittikten sonra antrenman sürelerini yaklaşık 9 saate çıkaracak yeni şeyler eklemeyi düşünüyordu.
Ağır antrenman yaptırarak onları yormayı ve yorgun hallerinde antrenmana devam ederek vücutlarının gelişim hızını maksimum seviyede tutmak için uğraşıyordu. Ama dinlenebilecekleri süreleri de ihmal etmiyordu.
---Aynı anda başka bir yerde---
(Huzur)-Hala dalga geçebilecek halde misin?
(Azap)-Hala öndeyim rezil herif! Gösteriyi "Ziyan" ettin.
(Huzur)-Diğer adımı hatırlıyorsun ha? Bana âşık olduğunu bilmiyordum.
Huzur ve Azap etraflarında birkaç kişi daha ve çevrelerini saran kalabalığın arasında laf dalaşındalardı.
(Genç)-Pekâlâ beyler. Susun da maça devam edelim.
Etraflarındaki gençlerden biri 2 dakika kadardır süren atışmalarını bitirmeleri için onlara seslenmişken ikisi birden çocuğa dönüp bağırmışlardı. Genç, diğer çocuklar gibi küçük değil Azap ve Huzur'la yaşıt görünüyordu. Saçlarının uç kısımları mavi renge, biraz üstü kırmızıya boyanmıştı ve geri kalanı siyahtı.
Büyük sarı gözleriyle gerçekten yakışıklı bir çocuktu. Muhtemelen 1.75 boylarında ve 65 kilo civarlarındaydı.
(Azap ve Huzur)-Sen karışma!
(Genç)-Frekanslarınız uyuşuyor bakıyorum. Âşık olmadığınıza eminsiniz değil mi?
(Azap ve Huzur)-Eminim!
(Genç)-Yaaani. Ben pek emin olamadım.
Genç, aralarındaki dinamiğe bakarak birbirlerinden nefret ettikleri gibi bir kanıya varamamıştı. Daha çok düşman kardeşler gibi bir hava yayıyorlardı.
(Huzur)-Boş ver şimdi aşkı falan. Maçı başlatın. Daha 10 dakikamız var.
(Azap)-Gönder gelsin. Öne geçemeyeceksin nasıl olsa.
Azap ve Huzur gençlerin sokak kenarında kendi aralarında yaptığı maça dahil olmuş ve bir anda oyunu dengeleri değişmişti.
---45 dakika önce---
Huzur sırtında ağırlık dolu olan çantasıyla birlikte antrenman yapmak için ilerlerken yolda onu gören birkaç çocuk adını haykırmış ve onu kendileriyle maç yapması için çağırmışlardı. Huzur da zaten antrenmanlarını tek başına yaptığından antrenmana geç gitmesinin sorun olmayacağını biliyordu. Ama yine de antrenmana gidip gitmemek arasındaydı.
Oradan bunu gören bir genç Huzur'a seslendi.
(Genç)-Vay. Cehennem Meleğimiz buradaymış. Gel hadi gel. Kırma çocukları.
Huzur kendisine seslenen gence baktı. Saçlarının uç kısımları kırmızı, biraz üstü mavi ve geri kalanı siyahtı. Gözleri sarı renkte parlak bir tona sahipti.
(Genç)-Ben Alaz. Alaz Galip Kayahan. Kendi halinde bir oyuncuyum.
(Huzur)-Beni tanıdığına göre kendimi tanıtmama gerek yok sanırım.
(Alaz)-Elbette yok. O maçtan sonra seni tanımayan kalmadı. Tabii rakibin Azap'ı da.
(Huzur)-Onu tanımasanız da olurdu aslında.
Huzur espriyle karışık bir şekilde Azap'tan rahatsız olduğunu belli ediyordu.
(Alaz)-Yine de harika bir maçtı. Özellikle senin hareketlerin gerçekten izlemeye değerdi. Buradaki çocuklar senin hareketlerini yapmaya çalışıyorlar.
(Huzur)-Sanırım bununla gurur duymam gerekiyor.
(Alaz)-Biraz tabii.
Huzur Azap'ı geçmeye o kadar odaklanmıştı ki neredeyse dışarıda gerçek bir dünya olduğunu unutacak hale gelmişti. Fakat çocukların kendisine olan sevgisi ve Alaz onu gerçek dünyaya döndürmüştü. Tamamen olmasa da bir süreliğine takıntılarından arınıp nefes alabilecekti.
Çocuklarla oynamaya başladıktan sonra futbol oynarken zevk alabildiğini fark etmişti. Ya da belki de çocukların heyecanına kapılmıştı. Bilmiyordu. Fakat bunlar bir yana fark ettiği bir şey daha vardı. Alaz. Alaz sokak futboluna oldukça hakimdi ve top kontrolü belki de kendisinden bile iyiydi.
Sürekli sokaklarda, sokak aralarında, insanların arasında top koşturmaktan top hakimiyeti inanılmaz seviyelere yükselmişti.
(Huzur)-Sen de boş değilsin bakıyorum.
(Alaz)-Bir şeyler yapıyoruz diyelim. 3 yaşımdan beri futbol oynuyorum ve kendimi bildim bileli sokaklardayım.
(Huzur)-Sokaklarda olmasam da sahalardayım.
(Alaz)-Babandan dolayı değil mi? İyi bir oyuncuydu.
(Huzur)-Uyuşturucuya bulaşana kadar.
(Alaz)-O kadarına ben karışamam. Benim için baban her zaman İspanya'ya 3 gol atıp maçı çevirmiş o adam olarak kalacak.
(Huzur)-Keşke benim içinde o adam olarak kalsaydı.
Dedi Huzur sadece kendi duyabileceği bir tonda.
(Alaz)-Anlamadım.
(Huzur)-Boş ver. Sana demiyorum.
(Alaz)-Anladım.
Alaz bu konuşmadan sonra topu ayakları arasına aldı ve havaya kaldırıp Huzur'un üzerinden geçirdi.
(Huzur)-Gökkuşağı ha? İşe yarasa güzel olurdu tabii.
Huzur geriye doğru sıçrayıp havadaki topu kafasıyla önüne indirdi. Tam topu alıp koşacakken tanıdık bir sima görünce durdu ve gördüğü kişiye odaklandı.
(Alaz)-Ne oldu? Neden dur... dun... ah, bu yüzdenmiş.
(??)-Bakıyorum da eğleniyorsunuz?
Alaz tam ne olduğunu soruyorken Huzur'un durmasının sebebini gördü.
(Alaz)-Bugün gala falan mı var? Önce sen şimdi de bu.
(Huzur)-Azap Kangülü!
(Azap)-Soyadımı söylemen fazlaca irrite etti haberin olsun. Kötü adam benmişim gibi hissettiriyor. Ayrıca soyadım Kanlıgül. Kangülü değil. Anlarsın ya. Beni insanlara yanlış tanıtma diye.
Azap dalga geçerek bütün durumu alaya alıyor ve ortamın bütün havasını ezerek kendini öne çıkarıyordu.
Çocuklar hayranlıkla kendisine bakarken hiçbirini umursamadan Huzur'a bakıyordu. Ona bakmanın bile onu delirteceğini biliyordu.
(Alaz)-Hey. Alooo. Biz de buradayız ama. Katılacaksan kapımız açık.
Bu konuşma gerçekleşirken yoldan geçen bazı gençler onları izlemeye başlamış hatta bazıları canlı yayın bile açmışlardı.
(??)-İşi olmayan herkesi Batık Kafe yakınlarına bekliyorum arkadaşlar. Azap ve Huzur bir sokak maçında karşı karşıya geliyorlar.
Gençlerin yayın için söylediği şeyleri duyanlar orayı iyice dolduruyordu. Maçtan haberi olmayanlar kalabalığın nedenini sorduklarında hızlı bir açıklama alıyorlar ve merakları cezbedildiği için orada kalıyorlardı. Kalabalık dakikalar içinde artarken Azap ve Huzur arasındaki gerilimde artıyordu.
(Azap)-Ne dersin "Düşmüş Melek"? Korkmuyorsan katılabilirim.
Bu soruyla birlikte Huzur'un dudakları sonuna kadar gerildi ve korkutucu bir gülümseme eşliğinde...
(Huzur)-Korkmak mı? Hiç bu kadar cesur olmamıştım!
(Azap)-Giriyorum o zaman.
Azap aralarına girerken Alaz elini uzatıp...
(Alaz)-Alaz ben. Memnun old...
(Azap)-İsmin sikimde değil. Sadece topu ver.
Elini almamış ve onu geçiştirmişti. Tek istediği Huzur'u bir kez daha ezmekti.
(Alaz)-Kişiliğin bu sonuçta.
Alaz omuzlarını silkmiş ve kendi kendine çak yaparak topu bırakmıştı. Topu alan Azap topu Huzur'a vermiş ve "Başla" diyerek maçı başlatmıştı. Topu alan Huzur daha ilk hareketinden Azap'ı geçip gitmişti.
Azap gülümsemiş ve...
(Azap)-Hızlanmışsın. Yeterli değil gerçi.
Diyerek aniden gözden kaybolup Huzur'un önünde belirmişti.
(Azap)-N'aber küçük meleğim!?
Azap bir anda eğilmiş ve bacağını soldan sağa hilal şeklinde savurarak topu Huzur'dan almıştı. Ya da en azından bunu yaptığına inanmıştı çünkü Azap hareketini yaptığında Huzur çoktan zıplamış ve onun üstünden geçiyordu.
Huzur yere iner inmez Azap ellerini kullanıp dans eder gibi yerdeki yönünü değiştirmiş ve aynı hareketi tersten uygulayarak Huzur'un ayağındaki topa vurmuştu. Ancak Huzur bir kez daha zıplayarak bu hareketten de kurtulmayı başarmıştı.
Ayakları arasındaki topu bırakıp yere inmiş ve seken topa sağlam bir darbe indirerek kaleciyi geçmesini sağlamıştı. Sonra da ayağa kalkan Azap'a bakarak...
(Huzur)-Harikayım benim minik Azrail'im. Senden n'aber?
(Alaz)-Oğlum bana bakın. Siz çıkıyor musunuz?
(Huzur)-Çıkıyoruz. Ama Azap'ın cesedini atacağım uçurumun tepesine.
(Azap)-Çıkmaz olur muyuz? Kendisi benim karım olur!
(Alaz)-Alo. Polis mi? Evet. Burada iki aşık var da, akıl hastanesine kapatılmalarını talep ediyorum. Evet tarafından. Amaan. Tarafımdan, evet.
(Huzur)-1-0 Azrail Bey. Bakıyorum kendini bayağı bir salmışsın.
(Azap)-Sen kendini çok kasmışsın diyelim.
Azap hızlıca umursamaz bir moda bürünmüştü. Daha oynamaya yeni başlamışlardı ve Huzur şimdiden final maçının tekrarını yaşıyormuşçasına ciddi oynuyordu. Azap ise sadece dalga geçmek için oradaydı. Ama...
(Azap)-Madem ciddi oynamak istiyorsun. Memnuniyetle seni rezil edebilirim.
(Huzur)-Yapabilirsen tabii.
(Azap)-Merak etme. Seninle işim bittiğinde ayaklar altında eziliyor olacaksın.
O sözlerden sonra Alaz araya girdi ve ikiliyi kendi taraflarına gönderip topu eline aldı. Orta kısma geçip topu önüne koydu ve Huzur'la bakışıp topu sürmeye başladı. Çok büyük bir alanda oynamadıklarından dolayı hızlıca Huzur'la yüz yüze geldi.
Yaptığı ilk şey topu sağa götürür gibi yapıp sola çekmek ve sonrasında yeniden sağa itip Huzur'un kafasını karıştırmaktı. Ancak...
(Azap)-Boş hareketleri bırak lan!
Azap bir anda sağdan gelerek Alaz'ın ayağındaki topun arkasında belirdi ve gelişine bir vole vurarak topu kale çizgileri içine sapladı.
(Azap)-Sokak saçmalıkların sana kalsın.
Azap oyun başladıktan 15 saniye sonra golü bulmuştu. Bu kadar uğraşsız gol atması onu sinirlendiriyordu.
(Alaz)-Topu çalmazsan mutlu olurum gerçekten.
(Azap)-Kes. Sadece topu ver ve kapa çeneni.
(Alaz)-Sen doğarken bile isteye yere mi attılar acaba?
Alaz elini alnına götürüp kendi kendine konuşurken Azap yerine dönüyordu. Huzur ise bu hareket karşısında gerçekten sinirlenmişti. Alaz'a odaklanmışken Azap'ın bu şekilde belireceğini hesaba katmamıştı. Ama katması gerektiğinin farkındaydı.
Azap sahanın içindeyken hile yapan bir oyuncu gibiydi. Nerede ne yapacağı hiç belli olmuyordu. O yüzden odağının bir tarafını her zaman onun üstünde tutmalıydı. Ama bir anlığına Huzur duraksadı ve Azap'ın arkasından bakarken delicesine gülümsedi.
(Huzur)-Siktir etsene! Delip geçeceğim seni!