İçeriğe geç

Futbolun Çocukları

Bölüm 23 · 7 dk okuma

Futbolun Çocukları

Bölüm 23

Cilt-2 Bölüm-3 Sohbet

Huzur o günün son antrenmanı olarak üstünde fazladan 100 kilo ağırlıkla 20 kilometrelik koşusunu tamamlamıştı. Ağırlıklarını çıkarıp kenara atarken aklında yatmadan önce yapacağı esneme ve gerilme hareketleri vardı. Her zaman yaptığı hareketlere birkaç hareket daha eklemeyi planlıyordu. Turnuva başlayana kadar olabildiğince fazla esnemek istiyordu.

Son maçında yaptıkları yeterince iyiydi ama kendisine daha fazla şut pozisyonu yaratmak için daha fazla esnemesi gerektiğine inanıyordu. Böylece zorda kaldığında kendine şut çekebilecek alanlar oluşturabilir ve Azap'ı iyice aşağılayabilirdi.

Huzur kendini paralarken başka bir yerde Azap elinde kahvesi ve yanında Miray'la yürüyüş yapıyordu.

(Miray)-Sonunda biraz temiz hava be. Evden çıkmıyorum kaç gündür.

Miray sürekli evde oturmaktan bunalmış ve artık dışarı çıkmak için can atmaya başlamışken Azap'ın antrenmanları yüzünden çok bir fırsat bulamıyordu.

(Azap)-Bunda biraz benim hata payım var. Antrenman sonrası gelip evde de antrenman yaptığım için dışarı çıkma fırsatımız olmuyor.

Azap her ne kadar antrenmanları umursamıyor gibi davranıyor olsa da bir noktaya kadar elbette ki önemsiyordu. Evde de Miray'la beraber açma germe antrenmanları yapıyor ve esnekliğini koruyordu.

(Miray)-Bugün de yaptın.

(Azap)-Erdem'den kaçabilmek için işleri biraz hızlandırdım ve eve erken geldim. O yüzden bugün çokça boş vaktim vardı.

(Miray)-Neyse işte. Antrenmanlar nasıl gidiyor?

(Azap)-Basit.

(Miray)-Sen değil.

(Azap)-Haa. Çöpleri mi diyorsun? İyi sayılırlar. Kendi kendilerini gaza getirip duruyorlar. Yakında patlarlar muhtemelen.

(Miray)-Tahminen ne zaman insanları çöp olarak görmeyi bırakırsın aşkım?

(Azap)-Hmm. Bir düşüneyim. Asla. Mala mal diyorsak çöpe de çöp demeliyiz bence.

Azap bu düşüncesinin her zaman doğru bir düşünce olduğunu savunuyordu ve savunacaktı da. Bir insana ne olduğunu söylemek o insan için bir hakaret olmamalı diye düşünüyordu. Bunlar sadece gerçeklerdi. Ne olduğunu kabul etmeyen insanların da aptal olduklarını düşünüyordu.

-Sen gördüğüm en aşağılık eğitmensin!

Diye haykırdı Azap ve titreyen bacaklarına baktı.

-Aşağılık bir eğitmene yenilecek kadar işe yaramazsın yani Azap! Hahaha! Aptal velet! Ne olduğunu kabul edemiyorsan benliksiz bir hiçten fazlası olamazsın. Aşağılık birisi olduğumu kabul ediyorum. Ama şunu unutma.

Azap'ın tepesinde dikilen suratsız silüet kollarını iki yana açarak bağırdı.

-Aşağılıkların en aşağılığı, aşağılıkların "TANRISI" benim!

-Tanrı lakabını aldığın güne...

(Azap)-Sonuçta ne olduğunu bilmezsen kendi benliğini inşa edemezsin.

(Miray)-Yine de insanları aşağılamak onların benliklerini kurmalarına yardımcı olmaz. İnsanlar kırılgan canlılardır Azap. Her ne kadar sen öyle olmasan da insanlar öyle. Her insanı ezerek benlik kazandıramazsın.

(Azap)-Aslında kazandırabilirsin aşkım. İnsanlar zorda kalmadıkları sürece kendilerini en verimli şekilde kullanmazlar ve gerçek yüzlerini göstermezler. Ne kadar zora girerlerse benlikleri o kadar hızlı ortaya çıkar. Kendi gerçek benliklerini bulamazlarsa öylece savurulup giderler.

-Eğer gerçek benliğini ortaya çıkarmayacaksan siktirip gidebilirsin çocuk. Bir canavara ihtiyacım var. İçi boş bir kabuğa değil.

(Azap)-Ama benliklerini bulmaları umurumda değil. Onları benliklerini bulsunlar diye ezmiyorum. Sadece benimle oynamaya kadir olacak birer oyuncak olsunlar yeter. Zayıfları ezmek zevkli değil. Ne kadar güçlülerse onları öldürmek o kadar zevkli olur.

(Miray)-Seni hep o adam bozdu biliyorsun değil mi? Eskiden çok nazik ve temiz kalpli bir çocuktun.

(Azap)-Sana karşı her zaman öyleydim aşkım. Ve seninleyken de. Ama sen dışında hayatımdaki her şeye her zaman hırsla yaklaştım. Sırf inadım yüzünden neredeyse öleceğimi unuttun mu? Valentine piçi gerçek benliğimi bulmamı sağladı. Ondan nefret ediyorum ama bu konuda hakkını yiyemem.

Azap Valentine'den ölümüne nefret ediyordu ama bu konu hakkında gerçekten ona teşekkür etmesi gerekiyordu. Azap'ı hem psikolojik ve fiziksel olarak parçalamış sonra da olabilecek en sert şekilde yeniden inşa etmişti.

(Miray)-Ben yine de o çocuksu halini tercih ediyorum. Seni ciddi görmek hoşuma gitmiyor.

(Azap)-Sahadaki halimle çocuksu olamam bebeğim. Saha benim savaş alanım ve ben o savaş alanının Azrail'iyim.

(Miray)-Sanırım bu konuda fikrini değiştirmem imkânsız. O yüzden kazanmanı istiyorum. Madem bütün dünya seni Azrail olarak kabul etti o zaman sende görevini yerine getireceksin.

Azap gülümsedi.

(Azap)-Şimdi sevdiğim tondan konuşuyorsun işte.

Miray geçmişi kısaca bir düşününce Azap'ın birçok konuda gerçekten aşırı inatçı olduğunu hatırlamıştı. Gerçekten iyi kalpli ve tatlı bir çocuktu ama iş inatlaşmaya geldiğinde kişiliği 180 derece dönüveriyordu.

(Miray)-Tamam. Futbolu kapatalım artık lütfen.

Miray Azap'ın koluna girdi ve yürümeye o şekilde devam ettiler.

***

(??)-Ulubey yeter bu kadar.

(Ulubey)-Emin misin koç? Alt tarafı 4 saat oldu.

(Koç)-Daha ne olacak lan!? 4 saat antrenman yetmedi mi?

(Ulubey)-İyi yetsin bakalım.

Ulubey ayağındaki topu kenara atarken eliyle yüzündeki terleri sildi.

1.83 boylarında, 3 numara tıraşlı, yapılı sayılmasa da dirençli bir vücuda sahip olan bu çocuk Ulubey Atılgan'dı. Siyah saçları ve gözleriyle ortalama bir tipe sahipti.

(Ulubey)-Yarın pas antrenmanı vardı değil mi koç?

(Koç)-Evet. Ve sakın gecikeyim deme.

(Ulubey)-Alt tarafı her gün 1 saat gecikiyorum koç.

(Koç)-Daha 16 yaşındasın ve 100 yaşındaki dedemden geç uyanıyorsun lan! Gecikme yarın.

(Ulubey)-Tamam koç ya. Üff. Bir uykum var onu da elimden alıyorsun.

(Koç)-Türkiye'de kaç tane çocuk 16 yaşındayken U-20 ligine katılacak kadar yetenekli velet!? Çalış ki o hayvanların arasında yem olma. Aranızdaki 1-2 yaşlık fark fiziksel olarak seni ezip geçmeleri için yeterde artar bile.

(Ulubey)-Babamın albay olduğunu hatırlatmak isterim koç.

Ulubey koçun yanında duran çantasından 80 kiloluk bir el yayı aldı ve sertçe sıkarak tek seferde parçaladı.

(Ulubey)-Fiziksel olarak hiçbir eksiğim yok.

Koç, parçalanan el yayına bakarken şok olmuş gibi görünmüyordu.

(Koç)-Baban seni eğiterek büyüttüğü için fiziksel eksiğin yok tabii. "Yavru canavar" seni.

***

(??)-Aşkım yemeğini beğendin mi?

(???)-Yamaç ben ayrılmak istiyorum.

Yamaç aniden duyduğu bu sözlerle birlikte şok olmuştu.

(Yamaç)-Ne? Ama o kadar yer...

(???)-Daha fazla devam etmek istemiyorum.

(Yamaç)-Ama...

Kız masadan kalkarken Yamaç hiçbir şey diyemeden susup kalmıştı. Sevgilisini yemeğe çıkarmış ve çıkardığı yemekte terk edilmişti.

(Yamaç)-Aman ya. Ne var yani antrenmandan sonra sana fazla zaman ayıramıyorsam. Yorgun oluyorum.

Kız kalkıp gittikten sonra Yamaç'ta masadan kalkmış ve yemeklerin giderini karşılayacak kadar parayı masaya bırakmıştı. Garson masayı toplamaya gelirken garsona da bir miktar bahşiş vermiş ve yoluna devam etmişti.

Yamaç Aytekin. 1.77 boyunda sarı saçlı, sarı gözlü cılız sayılabilecek bir çocuktu.

(Yamaç)-Çevirmeye girmesek bari lan. 18 olmama 1 ay var daha. Babamla papaz olmayayım sonra.

Arabasına binerken kendi kendine mırıldanmıştı.

(Yamaç)-Arka yoldan gidebilirim gerçi. Bir sorun çıkarmaz orası bana.

Arabayı çalıştırırken mırıldanmaya devam ediyordu. Tam gaza basıp yola çıkmıştı ki telefonu çaldı. Arayan kişi kardeşi Çetin'di.

(Yamaç)-Ne var lan?

-Eve gel lan mal. Babam bekliyor.

(Yamaç)-Hassiktir. Erken gelmiş bugün.

-Yapacak bir şey yok. 1 ay falan araba alamazsın artık.

(Yamaç)-Senin araban var.

-Benim arabamı karıştırma. 1 ay daha sabredeceksin alt tarafı. Ben 18'imi bekledim ne güzel.

(Yamaç)-Aman be. Tamam. 1 ay daha bekleriz.

Yamaç telefonu direkt kapattı ve rotayı evine ayarlayıp gaza bastı.

***

(Azap)-Ben yatıyorum bebeğim.

(Miray)-Tamam aşkım. Yarın erken kalkacaksın nasıl olsa.

Azap yarın sabah erkenden koşuya çıkacağı için Miray'dan daha erken uyuyordu. Tabii uyuduğu saatin gecenin 3'ü olduğunu ele alırsak ne kadar erken yattığı tartışılır bir hale geliyordu ama Azap için erken bir saatti bu.

Azap uyumak için arkasını dönmüşken şehrin öbür yakasında uyumayı reddeden biri vardı. Huzur elinde telefonla o günkü maçın tekrarını izleyip duruyordu. Yaptığı yanlışları, Azap'ın yaptıklarını, her şeyi büyük bir dikkatle izliyordu. İnanılmaz yorgun olsa da biraz bile uykulu hissetmiyordu.

Sahip olduğu ölümcül hırs kendisine haddinden fazla bir enerji sağlıyordu.

(Huzur)-Şerefsiz herif! Sahip olduğu neredeyse bütün boşlukları bilerek bırakıyor. Rakibini zorla o noktaya hamle yapmaya zorlayıp tuzağına çekiyor ve karşı saldırıyla karşılık veriyor. Ve bunu yaparken hiç belli etmiyor. Sahadaki 21 kişiyi birden manipüle ediyor. Ama çözdüm seni Azap! Sadece karşılaşacağımız ilk maçı bekle! Aldığın nefesin bile sana acı çektirmesini sağlayacağım!

Huzur telefonunu kenara fırlatırken zihninde hala kendinin ve Azap'ın oyunları dönüyordu.

(Huzur)-Yarın dinlenme günüm. Hala sabah koşusu yapabilirim gerçi.

Huzur daha ne kadar bu tempoda gideceğini bilmiyordu ve tek istediği bir an önce Azap'la karşılaşmaktı. Onunla karşılaştığında bütün sorun çözülecekti. Sadece kazanıp kazanmayacağın görmek istiyordu.

Delirmiş bir şekilde çalışarak kendini yorduğunun farkındaydı.

(Huzur)-1'e1 bir kapışmaya çağırsam gelir mi ki?

Ama yine de kaybetmenin acısını yediremiyordu. Hayatında ilk defa o şekilde aşağılanmıştı. Daha önce kimse karşısında o şekilde duramamıştı. O yüzden zamanla oyunu zayıflamıştı. Zayıflamıştı çünkü rakipleri kendini yormasına değmiyordu.

Azap'la karşılaşınca eski haline geri dönmüş ve futbola karşı kaybettiği hisleri geri gelmişti. Maç boyunca yaşadığı baskıyı, kazanıp kazanmayacağını bilmenin getirdiği boşluğu, yorgunluğu bile özlemişti. Tüm bedenini delki gibi yorup maçtan zevk almayı özlemişti.

Onun için işler o kadar basitleşmişti ki tarif edilemeyecek kadar çok zevk aldığı futbol artık kabak tadı vermeye başlamıştı. Azap onun için bir dönüm noktası sayılırdı. Bıkmaya başladığı futbola yeniden bağlanmasını sağlamış bir canavardı.

Yıllardır karşılaşmak istediği yegâne rakip Azap'tı. Ve şimdi o rakibi yenmek için tüm bedenini sınırlarının üstünde çalıştırıyor ve çektiği bu acıdan zevk alıyordu. Unuttuğu hisleri yeniden yeşeriyordu.

Azap'ı yenmek zorundaydı. Yıllarca oturduğu tahtı geri almalı ve yeniden futbolu yönetmeliydi. Ancak onu yenerse en çok zevk aldığı zafer duygusunu gönlünce tadabilecekti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.